karavan

1 /
aqua aqua
motorlu taşıtların arkasına takılmak suretiyle her yere götürülebilen tekerlekli kulübe. içinde mutfak, duş ve tuvaletiyle, iki de minik odasıyla gayet konforlu olan modelleri vardır.
viola viola
en eskiden bir gazete 5 kupona veriyordu tabi ki çekilişle. hatta reklam sözleri şöyleydi:
-kaç kupona kaç kupona?
-beş beş beş beş beş kupona (eller 5'i gösterir.)
hey gidi günler hey hayallerimizi süslerdi.
strangelove strangelove
doksanlı yılların ilk yarısında kütahya'da bir karavanda kurulmuş olan gözlemeci. şimdilerde bir tür yerel fast food zinciri olmuştur. kütahyanın en önemli noktalarında bulunur. pazarlama derslerinde örnek gösterilmesi gerekir. kokusu burnunuzda tüter.(bkz: ben evimi özledim)

not: olur da yolunuz düşerse şefin tavsiyesi: zeybek ve yarendir.
balefulwhisper balefulwhisper
özgürlük gibi bişiy. küçükken teyzemlerin kampına giderdik. yabancıların ağırlıkta olduğu bir kamptı. karavanda kalan insan bolluğu vardı. tabiyki teyzemlerin de bir adet karavanı vardı. daha doğrusu çadırdan karavana terfi etmişlerdi. fakat sabit bir şekilde kullanılıyordu orada. otel odası gibi düşün. o ayaklanmalıydı bence. tüm dünyayı gezmeliydi. o kadar değilse de bi yerleri gezmeliydi işte. şu hayatta en bi hoşuma gidenlerdendir. karavan sefası yapma hayallerim yok değil şş. mithiş mithiş.
epitaph epitaph
maceracıların hayallerini süsleyen tekerlekli ev.
neden biz de birer into the wild yaşamayalım ki diye düşünüyor insan bazen..
atlayıp şuna, eddie vedder açıp, içimize doğru uzun bir yolculuğa çıksak..
lapeurdanslecauchemar lapeurdanslecauchemar
ailemin yanından ayrıldığımdan beri hayalim...

şöyle başladı:
yıl 2003, odtü yurtları kayıt sırası. hangi yurda yerleştirileceğim belli olmadığından çs*'ye tıklım tıkış yerleştirilmiş yer yataklarında yaklaşık 1 ay süreyle kalmak zorundayız. aile henüz çok uzaklaşmamış; serzeniş de gecikmez haliyle: "valla, karavan alıp öğrenci otoparkına yerleşeceğim!"

şu şekilde ilerledi:
yıl 2008, hâlâ odtü yurtları*... bilkent teknopark'ta konuşlanmış bir şirkette (sözde) yarı zamanlı çalışıyorum, sabahın altı buçuğunda a4 kapısına varan yokuşu can hıraş çıkıp, yüzüncüyıl pazar alanının oradan servise biniyorum. şanssızlık eseri o gün dersim neyim varsa ve şirketten erken çıktıysam, bilkent'te yarım saat dolmuş* bekliyorum ve tabii ki derse geç giriyorum. daha sabah yokuşu yokuşu çıkmadan ve derse nefes nefese girerken: "param olsa yeminle karavan alacağım, çekilmez bu!" diye isyan ediyorum.

şu şekilde gelişti:
yıl 2010, bu sefer yüzüncüyıl. ar gör olmuşum, tezimden kilometrelerce ötede* bir konuyla ilgili bir projede çalışmak suretiyle sabah 8.30 iş başı yapıp akşam 22.00'da bölümü terk ediyorum. kışın ortasında, rektörlüğün önünden geçerken köpekler beni yemesin diye bağıra bağıra konuşuyorum. iç sesim, "karavan olsaydı, bu saatte eve dönmek zorunda kalmazdın" diyor.

şöyle de devam ediyor:
yıl 2011, belçika bu sefer. ne olduğumu ben de henüz anlamamışım, hayırlısı... ev kiraları ev kirası olmaktan çıkmış, sanki şato kiralayacağız! kontrat bitmiş, yeni ev aramak lazım... bulana kadar göbeğim çatlıyor. "hani benim karavanım?" diye sızlanıyorum.

kısaca, sırf hayat kolaylaşsın diye de bazı manyakların isteyebileceği, arasıra ege-akdeniz sahilini boydan boya gitmek için birebir dünyanın icadı...

büdü: eksik harf
1 /