kardeş

1 /
anosias anosias
bazen birbirlerini çok seven ama aynı aileden gelmeyen insanların da birbiri için kullandıkları tanımlama.kendilerine başka insanlar da genellikle kardeş gibiydiler der. (bkz: sleepers)
bınar bınar
pratikte olmaz genelde ama biyolojik olarak dünyadaki en yakının.. genelde en yakın arkadaşlara anlatılan en mahrem şeyler kardeşlere anlatılmaz, onunkileri de duymak istemezsin..
papu papu
saç saça baş başa kavga edip iki dakika sonra hiç bir şey olmamış gibi öpüşüp koklaştığın seni en cok anlayan herzaman yanında olan gerçek anlamda kullanıldığında aynı kanı paylaştığın insan.
idiot idiot
uzun süre görmediğinde özlediğin,1-2 saat beraber olduktan sonrada didişmeye başladığın,olmazsa olmazın.yoksa kimi kızdırırsın.
viola viola
aynı merkezli çemberlerin en içte olanı belki de merkezin kendisi*. bir gün en dıştan başlayarak sırasıyla insanları kaybetmiş de olsam, teker teker herkes beni sevmekten vaz da geçse, beni bıraksalar ve artık yeter de deseler bana daima tahammül edecek, sevmekten vazgeçmeyecek biri var, bu halkanın kırılacağına dair asla ve hiçbir zaman şüphe etmediğim, en ufak bir pürüzün olmadığı bir şey bu kardeşlik bağı.yalnız kalmayacağının garantisi. evet belki kardeş bağı gibi güçlü dostluklar var ama yine de çoğu zaman hatta nerdeyse her zaman 'abla bunu diyeceğini biliyordum' ya da 'abla bu bakışı biliyorum' diyen birisinin olması biraz garip aslında.iki saniye içinde saç saça başbaşa girip ardından bu kadar kolay sarılabilmek mucizevi bir şey. kardeşten başka kim 'gel boğuşalım' der ki her saniye başı (gören de bizi yağlı güreşlere hazırlanıyoruz sanır). uzun süren hasretten sonra gece gündüz haftalar boyu bir saniye bile ayrılmamacasına özlem gidermek istediğin birisinin varlığı, hiç sıkılmadan sanki yeni kavuşmuşsun gibi büyük bir heyecanla konuşabileceğin biri. lan ne güzel bir şey bu kıskandırmak gibi oldu ama!
earthshine earthshine
yaş farkı fazla olduğunda insanların genelde sizi ebeveyni zannettikleri küçük tatlı şey. ha birde size abla/abi demek yerine ya isminizle hitap ediyor yada anne/baba diyorsa iyice karmaşıklaşır durum. annesi/babası olmadığınızı anlatmaya çalışmak bi süre sonra cansıkıcı olmaya başlar, durumu kabullenir vazgeçersiniz..
gülümsün gülümsün
karındaştan türemiş gelmiş.
kardeş çok yalın kalıyor, ne bileyim sevimsiz, soğuk geliyor bana. ama karındaş! hem sırdaş, hem can, hem manyak, hem sinir, hem dost, hem öyle, hem böyle derken, insanın canının bir parçası; karındaş.
ohooo ne zaman geçti seneler dememe neden olan insandır kendisi. ilk doğduğu günü hatırlıyorum ben bu pasaklının. anneannem ve babamla annemi hastaneden aldığımız gün hayal meyal aklımda. annem beni değil de kucağında başka bir çocuğu sımsıkı tutuyordu. babam bana değil de bu küçük şeye gülümseyerek bakıyordu. kıskandım mı? hayır. herkesin "papucun dama atıldı" demesine karşın herkesten çok sevdim onu. odamı paylaştım, en sevdiğim oyuncaklarımı kırmasına sesim çıkmadı. ama yeri geldiğinde o'na suç atmadım değil! annemin yeni yaptığı kekin dolabın üzerinden düşüp paramparça olması, evdeki çikolataların bitmesi, vazonun kırılması, televizyon kumandasının bozulması, halıdaki leke; hepsi o'nun suçuydu. garibim, gıkı çıkmazdı, mecburen kabullenirdi! sonra büyüdü tabi, diklenmeye başladı, sustum, susmak zorunda kaldım.
annemin çikolata sosunu yaptığı tencerenin dibindekileri beraber kaşıkladığım, geceleri korkunca yanıma gelip yatan sıpa bakıyorum ki büyümüş. kız mız davalarına girer olmuş. o'nu üzen tüm kızları düşman bellemişim. bana gelip dert anlatır olmuş. aşktan tövbe ettim derken bir hafta sonra telefonda gene pürüzlü sesini duyar olmuşum. seni özledim demesiyle canım acır olmuş. biliyorum, yan yana olsak şimdi illaki bir gıcıklık yapıp sesimin soprano olarak çıkmasını sağlayacaktır ama olsundur, onunlayken o bile güzeldir.
yok benim yerime o'nu seveceklermiş, yok papucum dama atılacakmış, yok kıskanacakmışım. laf bunlar laaaffff.ne kıskanması canım??? neyim varsa o'nun olsun, o kadar candır işte kendisi.
sorunsal sorunsal
vazgeçilmezim, dünyamdaki tek dayanağım, aynı karnı paylaştığım, yıllar sonra aynı hayatı paylaştığım, nefesim, başım dara düşünce ilk koştuğum, herşeyine ortak çıktığım, öl dese göz kırpmadan öleceğim, annemle babamın en güzel hediyesi
troke troke
ilk doğduğu zamanı tam olarak hatırlayamıyorum, artık yaşlandığımızdan mıdır yoksa doğduğunda şahsımın da küçük olmasından mıdır bilemem. resimler var kucağıma almışım ama birileri de yardım ediyor, alttan desteliyor düşürmeyeyim diye. seviniyordur herhalde insan ilk başlarda dedim ya hatırlayamıyorum. sonra sizde küçük olduğunuzdan daha ilginin yavaş yavaş onun üstüne kayması rahatsız etmeye başlıyor içten içe. çevredekiler sen ablasın demeye başlıyor, kıskanmak olmaz diyor. babanız gelip 'sen bizim ilk göz ağrımızsın, hem bak abla oldun ne güzel' demeye başlıyor. öğreniyorsunuz zamanla bu kskançlıkla yaşamayı.

sonra ilkokul dönemine geliyorsunuz. hele ki aranızdaki yaş farkı 3-4 ise siz çantanızı alıp okul yollarına mutlu mesut koşarken o arkanızdan el sallıyor. siz arkadaşlarınızı eve getirdiğinizde yanınızda olmak istiyor. sizse kapıyı kapatıveriyorsunuz yüzüne. sanki düşmanmışcasına, belki de senelerdir gizliden gizliye beslediğiniz kin su yüzüne çıkmaya başlıyor. sonra orta okul geliyor, artık o da okula gitmeye başlamış oluyor. belki aynı okula gidiyorsunuz,anneniz tembihliyor 'tenefüslerde git bak, servise binerken inerken elinden tut, sınıfına kadar götür' diye. külfet gibi geliyor size, kardeşinizin elinden tutup onu sınıfına bırakmak sanki çok büyük ayıpmış gibi düşünüyorsunuz o küçücük aklınzla.

sonra liseye başlıyorsunuz. şantajlar havada uçuşmaya başlıyor. paranız bittiğinde kardeşinizden almaya çalışıyorsunuz o daha mantıklı harcadığı için parayı ama tefecilikte ne kadar becerikli olduğunu sergiliyor kardeşiniz. arkadaşlarınızla konuşmalarınızı dinliyor, 'anneme söylerim bak' diye tehtitler savuruyor belki de. kızgınlık hala devam ediyor kardeşinize.

üniversiteye başladığınızda herşey birdenbire değişiveriyor. sanki hayatta tek arkadaşınız kardeşinizmiş gibi hissetmeye başlıyorsunuz. her sesini duymak istiyorsunuz. annenizden babanızdan daha çok özlüyorsunuz kardeşinizi. o zaman anlamaya başlıyorsunu ki gerçekten o canınızın yarısıymış. ne istersin diye sormaya başlıyorsunuz her eve gelişinizden önce. kısıtlı bütçenizle onu mutlu etmeye çalışıyorsunuz. kendinize alamadıklarınızı, paraya kıyamadıklarınızı onun için düşünmeden alıyorsunuz. hasta olduğunu öğrendiğinizde kurt döküyorsunuz olduğu yerde. acısını paylaşıyorsunuz o bilmese de. dualar ediyorsunuz ona birşey olmasın, birşey olacaksa bana olsun diye.

ama büyüdüğünü farkedemiyorsunuz hiç. yaşattığı onlarca gururun arkasına üniversite sınavına girerken yanında ablasının olmasını istediğinde okulunuzda kalan işlerin bitmesi için çırpınıp koşuveriyorsunuz yanına. bütün sıkıntısı stresi benim üstümde olsun, o rahat olsun istiyorsunuz. yaşattığı bütün güzel şeylerde gözleriniz yaşarıveriyor, insanlara başarılarını anlatmak daha da yüceltiyor gururunuzu. sizden uzun olması, sizden güzel olması, sizden yetenekli olması, sizden akıllı olması, aynı ortamda sizden daha çok insan tanıması, sizden daha cana yakın olması, sizden daha yetenekli olması, sizden daha mantıklı cümleler kurması hiç kanınıza dokunmaz oluveriyor. eve geldiğinizde hep orda olmasına alıştığınızdan üniversiteye başlaması üzüyor belki de sizi. evde olmadığı zamanlar sıkıcı gelmeye başlıyor, sessiz oluyor sanki o yokken heryer. iyi ki tek çocuk değilmişim diyorsunuz. başka bir şehirde yaşamaya başlayıp 'ben arkadaşlarımla geziyorum 'dediğinde, annenizin niye zamanında sizin için telaşlanıp meraka düştüğünü anlamaya başlıyorsunuz.

çok sonralardan dank ediveriyor insanın kafasına. keşke küçükken hep onu koruysaydım demeye başlıyorsunuz. keşke o ben uyuyup da çikolata yiyemedim diye benim payımı yastığımın yanına koyarken ben onun gözüne portakal kabuğu sokmaya çalışmasaydım diyorsunuz. keşkelerle dolu bir dünya cümle kurmaya başlıyorsunuz. iyi ki varmışsın, iyi ki doğmuşsun, iyi ki bu kadar sevimli aynı zamanda bu kadar cadısın. galiba sen olmasaydın mutsuz, şımarık bir bebe olur çıkardım...
asakura yoh asakura yoh
ona sesleniyorum buradan;

eğer birgün itü sözlük yollarına düşersen abinin bu yazısını iyi oku...

aslında ben seni incitmek istemiyorum,sen bana saçma sapan hareketlerinle eziyet çektiriyorsun birden patlayıveriyorum sana,üzülüyorsun kaçıyorsun...elimde olan birşey değil belki senin yüzünden de değil.agresif yapımın getirdiği bir kötülük daha belki.belki sen benim kadar şanslı olamadın,sana alınanlar bana alınanlar kadar çok değildi belki,sen hep benim eskilerimi kullanıyorsun.senin yerinde olmak nasıl birşey hiç bilmiyorum,senin işin de zor olmalı.her zaman başında dırdır eden bir abin yok belki,ya da hep sana kızan.hatırlıyorum hiç unutmam 4-5 sene önce mahalledeki çocuklar seni dövdüğünde ağlaya ağlaya bana gelip ''aaa-abi çocuklar dövdü beni'' demiştin.o anki hırs ve nefret ile tek başıma 6-7 çocuğun arasına dalmıştım.iyi sopa yemiştim belki ama,seni korumak bile yetmişti bana,tatmin etmiştim kendimi.

sonra geldin biraz büyüdün küfretmeye başladın,çizgifilmler ilgilini çekmemeye başladı.ama ben hiç değişmemiştim.yine olduğu kadar sert yine olduğu kadar ters bir abiydim.değişemiyorum elimde değil.beni seveceksen böyle sevmelisin aslan kardeşim benim.

son olarak sesleniyorum sana buradan,sana yaptığım bütün sertlikler cıs ediyor kalbimde,seni öpüp senden özür dilemek istiyorum ama o zaman da sen ben tersliyorsun,anlıyorum ben ne kadar kötü birşey yapmışım.

imza:seni seven abin


p.s: yarın gel de counter oynayalım biraz ehehe
chikusho chikusho
her ne kadar bazen iyi anlaşsak da, bir an geliyor ki insan çileden çıkıyor. mesela 11 yaşındaki kardeşim bugün 12 eylül 1980 darbesi'ni google'da araştırır ve itü sözlük sayfasını bulur. bir bakar ki en altta yazı yazabileceği bir yer var. sonra "ben bunu google'da araştırdım ve burada buldum. fevkaladenin fevkinde olmuş" gibisinden birşeyler zırvalar. neyse ki giri sözlük formatına aykırı olduğu gerekçesiyle silinir. çöp'te böyle bişey görünce dumurlara gark olduğumu belirtmeye gerek yok.
poivy poivy
çocukken kıskandığın, ergenlikte nefret ettiğin, büyüdüğündeyse keşke o günlere geri dönüp doya doya yaşayabilsem seni dedirten, bi anda en sevdiğin, vazgeçilmezin olan insan. bu seferde o yüz vermez sana o da ayrı bi mesele.
hayatımdaki bir numaralı erkek. hiçbir aşk, hiçbir sevgi boy ölçüşemez ona duyduğum sevgiyle. yoluna düşünmeden canımı koyacağım tek insan.
püfü püfü
bir evin birden fazla olan çocukları...
mutlu mesut şen şakrak, sarılırlar uyurlar, yuvarlana yuvarlana büyürler... "canım o" benim derler, can elde vermeye hazır beklerler.
sonra yıllar geçer, insanlar büyür, bi bok olurlar, kavga ederler, "kardeşim olduğun için seni sevmek zorunda değilim" derler, "defol git hayatımdan o zaman" derler "sen zaten yoktun ki benim için" de derler...
en acı sözleri gözü kapalı birbirlerinin yüzüne çarpıçarpıverirler.
yeni bi hayata bi başına başlamaya geldiği şehirde kimsesiz kimsesiz yaşarken duyar ki küçük kardeş, abi de gelmiş yerleşmiş buralara. gurbet halihazırda adam etmeye başlamıştır bünyeyi; "bi göreyim" der, arar "özledim" der "eşeklik ettim" der, "meşgulüm" der abi.
bir daha arar, hep arar, abi hep meşguldür.
eyvallah denir sessizce, hayat devam ediyordur, etmek zorundadır çünkü...
çok kızılır, küfürler edilir arkasından, dağlara taşlara "ondan nefret ediyorum" yazılır. "aman bana ne be" denir. "zaten yok benim abim" denir.
senden 660km uzakta, davet edilmediğin bir düğünün damadıdır o aynı zamanda.
eyvallah denir sessizce, hayat devam ediyordur, etmek zorundadır çünkü.
1 /