kardeşim esad

dumrul dumrul
kardeşim esed olmaması da ayrıca enteresan olan hitap şeklidir.

esad o vakitler diktatör değildi, sandıkla gelmişti, ülkeyi de çok güzel ve özgürlükçü bir şekilde yönetiyordu. sonra ne olduysa üç ayda değişiverdi adam. kafasına saksı falan düşmüş olmalı... o kadar değişti ki adı bile bu değişimden etkilenip esed'e dönüştü.


sarhoş ejderha sarhoş ejderha
beşar esed'in eli kanlı bir diktatöre dönüşmeden önceki hali.

üstelik bazı noksan idrak sahiplerinin iddia ettiği gibi bir değişimin, çark etmenin değil tam aksine dik duruşun, ilkeli duruşun bir delilidir.

adım adım gidelim.

erdoğan, "esad kardeşim" falan dediği dönemlerde de beşar'ın babasının hama'da onbinlerce insanı katletmiş bir diktatör olduğunu biliyorduk. esad'ın nusayri olduğunu da biliyorduk. fakat biz, iftiraların aksine kimseyi babasının, dedesinin suçlarından ötürü mahkum etmeyiz. yine iftiraların aksine kimseye mezhebinden ötürü de düşmanlık etmeyiz.

beşar, iktidarı babasından miras yoluyla elde etmiş yeni nesil bir diktatördü. seçimle geldiğini falan söyleyenler oluyor ara sıra; babası öldüğünde 40 yaş olan cumhurbaşkanı seçilebilme sınırı, şimşek hızıyla beşar için uygun olan 34 yaş sınırına çekilmişti.

beşar avrupada eğitim almıştı. dünyayı biraz daha iyi tanıyan birisiymiş izlenimi veriyordu fakat ülkesinde ne muhalefete izin veriyor ne de demokratik hak ve özgürlükleri genişletiyordu. yine babasının ölümünden sonra hareketlenen muhalif çevreler ve siyasi odakların tümünü cumhurbaşkanı olur olmaz 2001 yılında derdest edip hapse tıkmıştır. tüm bunlara rağmen devlet başkanı sıfatıyla ülkesinin başındaydı ve ona göre muamele edilmesi gerekiyordu.

bir on sene böyle geçti, sene oldu 2011.

arap baharı etkisiyle suriye'de insanlar gösteriler yapmaya, "yallah irhal ya beşşar" demeye başladılar o vakit bir şeyler değişmeye başladı. türkiye'nin suriye rejimine ilk tepkisi ve tavsiyesi halkın tepkisine kulak verilmesi ve demokratik adımların atılması yönündeydi. fakat beşar sadece ve sadece kendi iktidarını koruyabilmek için meydanlarda barışçıl gösteriler yapan insanların üzerine askerlerini gönderdi. şehir meydanlarına tanklarını yığdı. gösterilere katılanlar birer ikişer kaybolmaya, göz altına alınmaya, sistematik işkencelere maruz kalmaya, göstericilerin üzerine ateş açılmaya başlandı. hatta bu protesto gösterilerinde popüler olan yallah irhal şarkısının sahibi "ibrahim kaşuş" önce ortadan kayboldu, sonra gırtlağı kesilmiş, ses telleri sökülmüş halde bir dere kenarında bulundu.

derken bazı askerler bu işin yanlış olduğunu görüp ordudan firar ettiler ve "özgür suriye ordusu" adı altında esed ve rejimine karşı silahlı mücadele başlattılar. sivil halkın bir kısmı komşu ülkelere hicret etti, bir kısmı ise bu orduya katılıp esed ve baas rejimine karşı silahlı mücadele başlattı.

tam bu noktada bir tercih yapılması gerekiyordu. hakları ve özgürlükleri için mücadele eden halk mı? yoksa babasından miras kalan iktidarını korumak için sivil halkı katleden diktatör mü? bu soruya herkes, her devlet, her parti, her birey haysiyetini ve karakterini yansıtan bir cevap verdi. bugün neyin ne olduğu, kimin ne olduğu ayan beyan ortadadır.

toparlayalım:

• "kardeşim esad", "katil esed" oldu, doğru. lakin biz yapmadık kendi tercihleri ve eylemleri ile oldu. yüzbinlerce insanı, onbinlerce çocuğu öldürdü de oldu. kimyasal silah kullandı da oldu. hapiste insanları açlıktan öldürerek oldu. türkiye elinden geldiğince katil esede dönüşmesini engellemek istedi, sürekli olarak halkın taleplerine kulak vermesini, demokratik reformlar yapmasını telkin etti.

• türkiye, rusya'nın veya iran'ın yaptığı gibi masum halkı görmezden gelip katil rejimi destekleseydi bugün suriye'ye milyarlarca dolarlık mal satıyor, karşılığında ucuz petrol alıyor olurduk. ekonomik olarak çok çılgın karlar elde edebilirdik. milyonlarca mülteci kapımıza dayanamazdı zira muhtemelen hepsi toprağın altında olurdu.

• beşar'ın nusayri olduğunu yeni keşfetmiş de o yüzden kendisine düşman olmuş da değiliz. "kardeşim esad" döneminde de biliyorduk. bu iftiraya da bir son verilse yeridir.
dumrul dumrul
rte'nin; babası 40 yıllık suriye diktatörü olan, kendisi de babasının yerine koltuğa oturan beşar esad'a dönük hitabı idi... sonradan ne oldu bilmiyorum, kardeşim esad birden diktatör esed'e döndü... hadi esad'ın diktatör olduğunu yeni öğrenmiştiniz orası tamam da esad niye esed oldu ben 4 senedir hala bunu düşünüyorum...

sonuçta bu merete siz de 40 senedir esad demiyo muydunuz lan?

neyse geçtiğimiz haftalarda rte "esad'lı geçiş"ten söz ederek kamuoyunu hafifçe ısındırmıştı. bugün de akp resmen esad'lı 6 aylık geçiş sürecine yeşil ışık yakmış.

4 yıl önce esad 3 aya kalmaz gider diyolardı. 3 sene önce esad ın düşmesi artık an meselesi diyorlardı. 2 sene önce 3 saatte şam a varırız diyorlardı. şimdi "yaa tamam esad bi 6 ay daha kalıversin nolcek" noktasına geliverdiler...

bütün bu laf kalabalığı arasında akp tabii suriye'de rejim değişikliğinden sike sike vazgeçtiği gerçeğini de gözden gizlemeye çalışıyor... rusya akp'nin beslemesi öso'yu osurta osurta tokatladığı için zaten yapacakları başka bir şey de kalmadı. acı gerçek bu.

e canım ciğerim baas iktidarda kaldıktan sonra esad 6 ay kalsa ne olur, 40 sene iktidarda kalsa ne olur hemen bugün koltuğu terk etse ne olur? biz şam'a girelim derken zaten şam nüfusundan fazla suriyeli bize girdi... şimdi gireni çıkartabiliyorsan çıkart... şemsiye bu, göte sokuyorsan açmaya çalışmayacaksın. fakat keşke sadece kendi götlerine soksalardı. bunların skik takıntıları yüzünden olan hem suriye halkına hem de bize oldu... şimdi durum ne? kocaman bir u dönüşü yapıyorsun... hadi git emevi camiinde cenaze namazı kıl; bütün o yavşakça takıntılarını göm de gel...

işte bunu akp tabanından bir kişiye bile anlatamazsın. çünkü rte ne yandan yellense bu insanlar onun büyük bir siyasal öngörü, hakikat falan olduğunu zannediyorlar... adam sıçtı lan, üstüne gaz salıyor sen bunun politika olduğu zannındasın.
dumrul dumrul
hemen bağlamı hatırlatalım ki neyi eleştirdiğimiz arada güme gitmesin. recep tayyip erdoğan kardeşim esad diye meydanlarda bağırdığı günlerde birlikte tatiller yapmalar filan kankacılık gibi bir ilişki biçimi vardı. esad ile ortak bakanlar kurulu toplantıları yapmaya kadar götürmüştü işi.

hatta 2009'da bu toplantılar yapıldığı sırada iç savaş hazırlıklarının zaten yapılmakta olduğunu da ibrahim karagül ortaya saçıvermişti.




suriye iç savaşı başladığında da durum şuydu:




fiili saldırı altında olmadığınız sürece komşu devletle arayı çok bozmamak gerekir. ancak enseye şaplak, göte parmak bir diplomatik ilişki de olmaz. hele hele böyle bir ilişki içinde olduğun ülkede iç savaş çıkarmaya da çalışmazsın.

çalışırsan neler olacağını 8 yıldır en acı şekilde öğrendik.

şimdi sadede gelelim. beşar bir diktatördür. tayyip de bir diktatördür. bununla birlikte suriye'deki durum bölgede yaşayan her birimiz için bir tehdit kaynağıdır. ve akp ile baas mutlaka masaya oturup ilişkilerini normalleştirmelidir. bakın türkiye ve suriye demiyorum. ikisi de parti-devlet modelinde organize olmuş diktatörlüklerdir.




normal şartlarda eleştirilecek çok şey olduğu halde bu görüşmeler kaçınamayacağımız bir zorunluluk halinde.

umarım ayarını asla tutturamayan bu herifler yeniden kankacılığa başlamadan ve iç savaş filan tezgahlamadan şu meseleyi soğukkanlı ve mesafeli bir komşu ilişkisine çevirebilirler. komşun diye savaşman gerekmediği gibi swinger olayına da girmen şart değil. bunun ortası var aga. evde tuz yoksa tuz için kapısını çal, skim hıyar dedi diye tuzla koşma. denge kabaca bu olmalı.

hiç umudum yok ama hadi hayırlısı.