karınca çiftliği

kum kum
bunu bir arkadaşla lise 1'de keşfettik. çıkış noktamızı hatırlamıyorum ama tam o dönemde bornova anadolu lisesi'nin bir sınıfında insanların çift camlı pencere içinde balık beslediği dedikodusu vardı. belki her şeyin kaynağı bu olabilir, hatırlamıyorum.
teorimize göre yaklaşık 1,5 metre boyunda, 1,5 cm derinliğinde camdan bir dikdörtgen prizmamız olacaktı. içine kum doldurup karıncaları salacaktık, onlar da tünellerini, odalarını kazacaklardı, karşısına geçip en romantiğinden seyredecektik.
tabii lise aşkı ne kadar yalan bir şeyse bizim bu teori de o kadar yalan oldu.
geçen yaklaşık 7 yılın ardından sürekli kafasını ütülediğim arkadaşlarım bir şekilde bulmuş, doğum günümde karınca çiftliği sahibi oldum. tabi insan ilk başta biraz hayal kırıklığına uğruyor, nerede benim hallerimdeki 75 ekran çiftlik, nerede bu 15x13x3,5 boyutlarındaki minimalist çiftlik..
neyse, arayıp bulmuşlar, sonuçta fikir de aynı fikir, takmadım. artık sıra sadece karınca mevsiminin gelmesindeydi. baharın gelmesine de daha birkaç ay vardı ama benim gözüm karınca yakalarım umuduyla çalıda çırpıdaydı.

derken yaklaşık bir ay önce, hiç beklemediğim bir anda sevgili karıncalarıma tesadüf ettim. aslında karınca çiftliğiyle beraber gelen karınca yakalama aparatları da vardı ama "gerzek amerikalılar işte" deyip, arkadaşları sigara paketinde yeni yuvalarına getirdim. sonra da karşılarına geçip bekleme zamanı geldi.

kullanma kılavuzunda karıncaların, içinde aynı zamanda yiyebilecekleri bir jel bulunan bu ortama alışmaları için 2 hafta kadar bir süre gerektiği yazıyordu. iyiydi, hadi o da olurdu. ama arkadaşlar hava alma deliklerinde dışarı çıkmak için kuyruk yapmaya başladılar. fark edip kağıtla kapattığımda nüfus biraz azalmıştı, yine takmadım ve beklemeye başladım.

2. hafta: tık yok, tünel kazmaktan çok kaçmakla ilgililer

3. hafta: karınca aktivitesinde azalma, bir kaç mevta

4. hafta: hayatımda ilk defa "duran" karıncalar görüyorum, yer yer toplu ölümler

5. hafta: karınca çiftliği artık boş, hala yaşayan 5- 6 tanesini geldikleri yere geri bıraktım

evet, bundan sonra klişe deyimi kullanıp "karıncayı bile incitemem ben" gibi laflar edersem kimse kanmasın, külliyen yalan. küçük bir karınca kolonisini katletmiş bulunuyorum.
sevgili antworks firmasına da geçen emeği için teşekkürü bir borç bilirim.

(bkz: haftaya da kovan işine giriyoruz)
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
kralice karınca bulmanın zorluğu nedeniyle bir süredir erteliyordum. dün çocuklar iki tane kralice karınca bulunca başlamaya karar verdim. malzemelerim ve planımın çoğu hazırdı zaten.

gerekli malzemeler: cam akvaryum, ytong tuğla, organik derz dolgu, doğal boya (çay suyu kullanıcam), akvaryum silikonu, pipet, hayal gücüne kalmış bir kaç aksesuar.

elimdeki tuğlanın boyu uzun, eni biraz dardı. akvaryuma sığacak hale getirdikten sonra yürüyüş yolları ve tünel yuvalarını açtım. şimdi koçtaşa gidip akvaryum silikonu ve derz dolgu almam lazım (açıksa tabi). akşama kadar bitirmeyi planlıyorum.


hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
çocuklar sabırsızlandığı için biraz aceleye getirdim. çöl havası vermesi için derz dolgu üzerine kedi kumu döktüm biraz. kuruduktan sonra son rötuşları yapıp yeni sakinlerini yerleştiricem.




edit: çocuklar tam kurumasinı beklemeden aynı koloniden kralice karincayla biraz amele karınca bıraktılar içine. şaşırtıcı biçimde hiç yadırgamadılar. çıkmaya çalışmıyorlar. onun yerine tünelleri keşfediyorlar. kralice karınca derinlere doğru indi. bir kaç karınca da yüzeyde şapşik şapşik geziyorlar. çocuklar telle oyun oynamayı unuttular şu an için. deli gibi bunları seyrediyorlar.