kaybetmek

1 /
greeen greeen
insanın sahip olduğu bir şeye artık sahip olmamasından, başarısızlığa uzanan arada aradığını bulamamayı da içeren olumsuzluklar için kullanılan kelime
kilo kaybetmek kimileri için iyi olabilir belki, onun dışında her kayıp moral bozar
tenekeci tenekeci
insanlar kaybetmekten ne kadar korksa da, hatta kaybetmemek için şereflerini ayaklar altına almaya, karşılarındaki insanların insan olduklarını göz ardı etmeye kalksalar da kimi zaman; bazen kazanmaktan çok daha iyidir kaybetmek..
shuduf shuduf
kaybetmeye, hızla gelen bir göğüs pasını karşılar gibi davranmak gerekir. göğüs önde, topun sektikten sonra düşeceği yeri hesaplayarak. acır biraz belki, evet, ama top uzaklaşmalıdır.
pastaci pastaci
bir zamanlar ellerin vardı tuttuğum, soğuktu onlar hep, üşürdün o sonbahar akşamlarında ve ısıtmam için bana gelirdin. tüm sıcaklığımı ellerine adardım, adardım da gocunmazdzım hiç, yanımdaydın çünkü.

o uzun, dalgalı saçlarınla çok uzakten belli ederdin gelişini; her adım attığında bana doğru, kalbimdeki depremin şiddeti de artardı bana yaklaşmanla doğru orantılı olarak. yine çok uzaktan başlardım gözlerine bakmaya, hani şu koyu kahverengi, içinde benim boğulduğum. aramızda bir adımdan daha kısa bir mesafe olurdu, nefesini hissederdim yüzümde, bakışırdık senle, aslında bakmaktan çok görürdük gözlerimizdeki sevgiyi ve sadece o sevgi için yaşardık senle. tutardım ellerini, hep soğuktu onlar, ısınması için ellerini cebime sokardın, elin cebimdeyken el ele tutuşurduk, öyle ki alışkanlık olmuştu bizde bu, senin ellerin üşümese bile ellerimiz cebimdeydi hep, öyle yürürdük istiklalde, hani var ya şu cadde, yolda yürürken birbirimize bakmaktan tramvayın altında eziliyorduk nerdeyse, hani çamur olduğunda beraber küfrettiğimiz, yağmur yağdığında şemsiyemizi açmayıp yavaşça yürüdüğümüz.

saçlarını öper koklardım hep, o uzun ve dalgalı, bazen kömür karası, bazen de kınalı saçlarını. bazen yüzümü kapatırdı onlar, kaşındırırdı ama çekmezdim yüzümden, senin saçlarındı onlar, bazen seni öpmek isterken ağzıma girerdi, bırakmazdım geri, hayrandım saçlarına. oynardım sürekli onlarla, dolardım parmağıma hep. yürürken dalgalanan, şaha kalkan o saçlar benim yanımda durulurdu.

şimdi bana doğru adım atan biri yok. gözlerim görmez oldu gözlerini, göremez oldum gözlerinin içindeki sevgiyi. bir de o dalgalı uzun saçların var ya, onlar da yok artık. elimi cebimi atıyorum hep, belki arkamdan gelip biri elini cebime sokar ve elimi tutar diye. istiklalde sadece bunun için yürüyorum, affedersin beni belki de bir gün, o üşüyen ellerini ısıtmamı istersin benden diye. söyle bana, kim ısıtır o güzel ellerini, yoksa başkası mı var ellerini tutan, gözlerine sevgiyle bakan? ya sen de ona bana baktığın gibi bakıyor musun, şu hem utangaç hem sevgi dolu gözlerle? yok hayır, dayanmaz buna sadece senin için atan kalbim, durur bir anda.

gitme sakın, hep kal orada.

(bkz: kaybetmekten korkmak)
absinthe absinthe
hiç bitmicek,ne olursa olsun gitmicek zannederken "kaybetmek"..
sonrasında kalan;anlamsız yerlere boş boş bakışlar,ağlamanın fayda etmediğini bilen göz kenarlarında kalan gözyaşları..
kaybetmek bu kadar acı mıydı? uyumanın,oturmanın,yatmanın,kalkmanın,herşeyin anlamsızlaşması mıydı?
tik tak tik tak ses çıkarmasına deli olduğum ama içinde sen varsın diye huzur bulduğum o saati atmak mı? doğru olan bu mu şimdi?
bu kadar kolay olmasın her şey..olmamalı..
siradisi siradisi
her insanın başına gelen olaydır. kaybedilen şey para, yol, zaman, sevilen bir insanın hayatı, onur, özgürlük, kontrol, cesaret, umut, sevgi gibi bilumum kavram olabilir. hatta kişinin kendi hayatı olabilir...

(bkz: aramak)
(bkz: bulmak)
(bkz: ölmek)
babil babil
duyu ve duygu yanılsaması nedeniyle gerçek anlamda asla sahip olamadığın şey veya şeylerin bu yanılgının sınırları dışına çıktığı anda ortaya çıkan durum.
kısaveacısız kısaveacısız
bazen dışarıdan hiçbir etki olmadan, insanın kendi içinde olup biten birşeydir.

birgün bir kıza hayatımın kalan günlerini ona verebileceğimi söylemiştim. ne kelimelerin anlamını bilmeyecek kadar çocuk, ne de dediklerimin farkında olacak kadar yetişkindim. ikisinin ortasında, önümde bütün hayatım dururken söylemiştim bunu. karşımda, hayatıma verdiğim anlamın vücut bulmuş hali vardı çünkü; bu adanmışlığı kim daha çok hekedebilirdi? reddedildim.

kişilerin ve zamanın yanlışlığı yüzünden hakettiği değeri bulamadı bu sözüm, öyle düşündüm. ne kendimi, ne de başkasını suçlayamadım. şimdi bakınca, sadece “böyle olması gerekiyormuş”u görebiliyorum orada.

uzun zaman sessiz kaldım, bazen “yine” için bir umudum vardı, çoğu zaman yoktu. insanlar geldi ve geçti hayatımdan, çoğu birşeyler bıraktı bana, bazıları sadece geçti. şimdi bakınca görüyorum ki hepsiyle birlikte kalkanımı biraz daha yüzüme doğru kaldırmışım, hepsiyle birlikte daha çok yalan karışmış sözlerime. bir noktada sözlerin sayısı anlamlarını geçti sanırım.

belki de insanlar bizi acıttıkça biz de onlara acımamaya başlıyoruz. böylece giderek bencilleşiyoruz. sonunda herşey bir alış-veriş, kazanma-kaybetme ilişkisine dönüyor. sözlerimiz anlamsızlaşıyor, hepimizin. sanırım bir noktada o katışıksız, açık halimizi kaybediyoruz, ne kadar dirensek de.

önümde bütün hayatım varken, birgün bir kıza hayatımın kalan günlerini ona verebileceğimi söylemiştim.
bir daha kimseye bunu söylemem.
artık kimseye vermeyeceğim şeyler var içimde.
1 /