kaydi para

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
kun3uli
bir ülkede yerli para cinsinden munzam karşılık oranı "m" olduğu durumda, merkez bankasının piyasaya 100 para birimi likidite enjekte etmesi ile piyasada 1/m büyüklüğünde para oluşur. (1/m)-100 bu toplamın içindeki yaratılan kaydı paradır.
berkcel
maddi varlığ ı olmayan ancak banka hesaplarına alacak yada borç olarak kaydedilmesi sonucu olu şan ödeme aracıdır. bankalar yarattıkları kaydi para için belli bir oranda karşlık ayırmak zorundadır bu da bankaların sınırsız kaydi para yaratmalarını engeller. diğer adı banka parasıdır.
timbuktu
finans kapital tarafından uydurulmuş, gerçekte var olmayan bir değere karşılık gelen borç paradır. günümüzde dünya çapında işlem gören paraların %80-90 kadar aynı zamanda banka parası da denilen bu fiktif değerden ibarettir.

kaydi paraya giden yolda, monetarizmin tarihçesine şöyle bir göz atarsak:

ilk çağda ve orta çağda insanlar geçmişte yaşarlardı. mabetler, tapınaklar, dualar. aristokrasi ve ruhban sınıfını oluşturan küçük bir azınlığın dışındaki geniş halk kitlelerinin gözleri, gerçekte bu dünyaya ırgatlık yapmaya geldiklerini, asla sahip olamayacakları şeyleri istememeleri gerektiğini onlara sürekli hatırlatacak din afyonuyla bağlanmıştı. coğrafi keşifler ve akabinde ki kolonicilik döneminde avrupa insanı için yaşam standartları hissedilir derecede yükseldi. bu yeni durum kitlelerin memnuniyetini arttırmak yerine paradoksal şekilde sosyoekonomik çerçeveye, müesses nizama karşı hoşnutsuzluğu arttırdı. ayrıcalıksız kalabalıklar bir parça da olsa refah ve özgürlüğün tadına alışınca daha fazlasını talep etmeye başladılar. bu birikmiş hoşnutsuzluk ve görece yüksek gelir düzeyinin sunduğu yeni koşullar 18. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde devrimler çağının fitilini ateşledi.

yakın çağ dediğimiz 19. yüzyılda düşünsel paradigma değişti. insanlar gelecekte yaşamaya başladılar. aydınlanma felsefesi, liberal ekonomi okulu, protestan ahlakı hep aynı şeyi salık veriyordu. tasarruflu ol, çok çalış, biriktir. bir kaç asır önceki sıradan insanların asla sahip olamayacağı bir çok şeye, serbest pazar ekonomisi sayesinde, -tabi ki uzun yıllar boyunca minimal ve ekonomik yaşayarak- sahip olabilirsin. bunun adı ticari kapitalizmdi. ihtiyaçlar ertelendi, "refah, gönenç, servet şimdi değil sonra" felsefesi yerleşti, akıllı yatırımlara yönelindi, yeni keşfedilmiş coğrafyaların insan eli değmemiş topraklarına ticaret yapmak için gidildi; hasılı çok çalışıldı. kölelerin, serflerin ve daha yeni yeni oluşan şehirli proletaryanın alın teri son raddeye kadar sömürüldü. bu bahse konu emekçi sınıflar ve yoksul geniş kitleler için değilse bile akıllı ve şanslı bir kesim için orta çağda sadece soyluların imtiyazı sayılan yüksek yaşam standartları mümkün oldu. bu yeni sınıfa şehirli anlamına gelen burjuva denildi. bu yeni zenginler sınıfı yeterince sermaye biriktirince karlılığı ve verimliliği arttıracak yeni yöntemler arayışına girdi. aydınlanma felsefesi ve bilimsel atılımlar burjuvaziye iyi geldi; tabi ki burjuvazi de yeni fikirleri ve buluşları, doğrudan yada dolaylı toplam üretime katkısı olduğu sürece destekledi. yeni bir çağdı bu. endüstriyel kapitalizm çağı.

işte bu uzun girizgahtan sonra civcivli noktalara geldik. kaydi para yaratmaya yada borç ekonomisi denilen sisteme neden ihtiyaç duyulduğuna. sermayedarlar üretim maliyetlerini mümkün olduğunca düşük tutmak istiyorlardı. ham madde yada üretim teçhizatlarının fiyatları serbest pazar ekonomisi gereği arz talep yasalarına göre belirleniyordu. patronların bu maliyetler üzerinde belirleyici olma şansı yoktu. ama iş gücü maliyeti işverenle işgören arasındaki pazarlık gücüne kalmıştı. örgütsüz, dağınık işçi sınıfıyla uğraşmak kolaydı. devletlerin çalışma koşullarını belirleyen asgari ücret, 8 saatlik mesai sınırı, çocuk işçi çalıştırma yasağı, emeklilik ve sağlık güvencesi gibi iş kanunları yoktu. sonuç olarak kapitalist egemenler işöilerini güvencesiz ve sağlıksız ortamlarda - 7-8 yaşlarında çocukları bile- yeri geldiğinde dayak ve kırbaç zoruyla günde 16 saat çalıştırarak maliyetleri minimize etmeyi başardılar. ama düşünemedikleri bir şey vardı. düşük maaşlarla hayatta kalmak için çalışan işçiler aynı zamanda tüketici kesimi oluşturuyorlardı. zorunlu ihtiyaçları haricinde hiç bir şey satın almaya gücü yetmeyen emekçi sınıfı talep daralmasına yol açıyordu. mallar stoklarda birikmeye başladı. burjuvazi yeni pazarlar bulmak için dünyanın en ücra köşelerine kadar gitti ama kapitalist üretim yöntemleri ve yapısallaşmaya yüz tutan eşitsiz bölüşüme bağlı "yoksulluk" onlarla birlikte tüm coğrafyalara giriyordu.

sermayenin merkezileşirken ve tekelleşirken sıradan halk kitleleri için alım gücü yaratamaması dünya ekonomisini 1929 krizine sürükledi. kapitalist sistemin en büyük buhranıdır. ama kapitalizm modası geçmiş kölecilik yada feodalizmin aksine çabuk öğreniyordu. yeni bir fikir ortaya çıktı. emekçilerin gelirlerini yükseltmeden daha fazla tüketmelerini sağlamak. tabii ki borçlandırarak. çözüm sermayedara üretim açısından bir külfet getirmiyordu iş gücü maliyetleri düşük seyretmeye devam ediyordu. tüketim açısından da risk taşımıyordu ürettiği emtiaları pazarda satabilecekti. işveren gözüyle de iyiydi borçlu yaşamak işçinin "ekmek veren" patronuna daha bağımlı daha muhtaç kılınması ve sömürünün derinleşmesi anlamına geliyordu. yeni felsefe yerleşti: geçmişte yada gelecekte değil şimdi yaşa. ihtiyaçlarını erteleme şimdi sahip ol. peki nasıl? her şeye şimdi sahip olabilmek imkanı büyük bir iddia. "ev almak isteyenler, evlenmek isteyenler, iş kurmak isteyenler, ticaret yapmak isteyenler şimdi isteklerinize ulaşabilirsiniz, bunun için bir sistemimiz var."

15. yüzyıldan bu yana geliştirilen bankerlik (tefecilik) sistemi bu ihtiyaca cevap verdi. ekonomik yapı içinde cimri olduğu için, mirasyedi olduğu için, aristokrasi kalıntısından bir hanedana mensup olduğu için, tedavüle girmeyen -literatürde yastık altı denilen- tasarruflara sahip kimseler yok muydu? bir yandan da kapitalizmin moral kaynağı sayılan girişimcilik ruhuna sahip ama sermayesi olmayan kimseler yok muydu? ikisi de vardı. demek ki bankanın görevi tasarruflarla yatırımları (girişimcileri) buluşturmaktı. para sahibi olan ama üretmeyen kalantorlardan paraları faiz taahhüdüyle topladı, ticaret yada üretim yapmak isteyen girişimcilere faiz karşılığı borç verdi. bir noktada bankacılık sektörü bir şeyi fark etti. para sahibi olmak, ekonomik oyuncular içinde emek sahipliğinden de, üretim araçları mülkiyetinde de, doğal kaynaklar yahut onu işletebilecek teknik bilgiye sahip olmaktan da daha belirleyici olmak demekti. faiz kazancı dünyadaki en kolay elde edilen gelir çeşidiydi. üretim, hizmet, ticaret gibi bir uğraş içine girmeden paradan para kazanıyorlardı. finans (rantiyecilik) sektörü, sanayi, tarım ve ticaret de dahil tüm diğer sektörler aleyhine yayılmaya devam etti. ne tuhaf ki bankaların her şeyi ele geçirmek, her şeye sahip olmak, herkesi kendisine borçlandırmak gibi kötücül eğilimleri vardı. artık sadece girişimcilere değil tüketicilere de kredi veriyorlardı. zaman içinde iyice palazlandıklarında, maaşlarımızı, ödemelerimizi, alışverişimizi her şeyi banka kanalıyla yapmaya başladığımızda paranın fonksiyonlarında, emisyonunda ve dolaşım hızında bazı değişiklikler meydana geldi. artık endüstriyel kapitalizmden mali kapitalizme (finance capital) geçmiş bulunuyoruz.

mevduat hesaplarındaki paraların (tasarruf), girişimci (yatırım) veya tüketiciye (tüketim) kredi olarak satıldıklarından bahsetmiştik. mevduat sahiplerinin tamamının aynı anda gelip tüm paralarını çekmek istemeleri pek mümkün görünmüyordu. tüm parayı borç verebilirlerdi. yine de bazı pürüzler çıktı. kodaman bir müşteri gelip yüklü bir miktar para çekmek isterse ne olacaktı? paranızı kredi olarak dağıttık geri ödeyemeyiz diyemezlerdi. bir kaç kriz ve batık banka sonrası siyasi otoriteler bankacılık için bir kural getirdiler. bankaya yatan tüm mevduatları kredi olarak dağıtmak yasaklandı. ülkelerin ekonomi politikalarına göre % 1 dan % 30 a kadar bir kısmını garantör olarak ellerinde tutmak zorundaydılar. bu teminat payına yasal karşılık oranı denilmektedir. bir tasarruf sahibi bankaya gidip misal 100 liralık bir mevduat hesabı açtırdığında banka bunun (yasal karşılık oranı % 20 olsun) 80 lirasını kredi olarak dağıtabilir; 20 lirasını ise dağıtamaz. 80 liralık krediyi çeken kişi muhtemelen bunu çantasına koyup gitmiyor. mevduat sahibinin hesabından çekilip kredi borçlusunun hesabına yatırılıyor. yani yeniden bir hsap açtırılmış ve yeniden bankaya para girişi yapılmış oluyor. 80 liralık yeni mevduat için % 20 den 16 lira yasal karşılık oranı blokaja ayrılıyor 64 lirası kredi olarak yeniden dağıtılıyor. 64 lira kredi alan banka müşterisi parasını bankada tutmaya karar verirse 64 lira için aynı işlem tekrar ediliyor. ve böylece dağıtılabilir kredi tutarı sıfırlanana kadar döngü devam ediyor. elle tutulabilir, somut para ilk müşterinin yatırdığı 100 liradan ibaret iken toplamda yaratılan parasal değer % 20 yasal karşılık oranı için 500 liraya kadar çıkabiliyor (400 lirası kaydi para). yani bir banka yıl sonunda mevduatlar toplamını açıkladığında bunun 4 katı borç parası yaratmış demektir. enflasyondan korkmayan bir hükumet iseniz yasal karşılık oranını % 10 a düşürerek bankaların her 100 liraya karşılık 900 lira kaydi para yaratmasının önünü açabilirsiniz. kredi çektikten sonra gidip gofret alan, dansöze basan insanların yaptığı küçük harcamalar dışında tüm paralar kaynağına yani bankaya geri döner ve dijital ekranda parlayan bir rakamdan ibaret olan banka parası olarak tekrar tekrar çoğaltılır. sistem işler. bankacılık sektörüne geri dönmeyen para için bir sızıntı miktarı belirlenir ( e ) ve şu şekilde formüle edilir.

kaydi para = (1 / yko + e) x rezervler

dünya ekonomisinde mevcut durum budur. para emisyonuna iktidarlar karar veriyor, para basılmasını devletin darphanesi yapıyor gibi görünse de halihazırda dolaşımdaki paraların 10 da 8-9 unu bankalar yaratır. günümüzde insanlar lüks arabalar, pahalı cep telefonları, plazma tv.ler, kıyafetler, dünya turları alabiliyorlar. hiç birisi sahip oldukları bir değer karşılığı değil, ileri de sahip olacakları değerleri ipotek altına alarak. bugün sahip olduğu gelirini yetiremeyip bankadan kredi alan kişi gelecek yıllar boyunca bankaya çalışmayı taahhüt ediyor demektir. gelecekteki geliri hem bugün geçinemeyen insanın geçindirecek hem de bankaya olan kredi taksitini ödeyebilecek kadar yüksek olmalı ki borç batağı kar topu etkisiyle büyümesin. her ne kadar kapitalist amentünün abecesinde insanın ekonomik kararlarda rasyonel olduğu (homo economicus) varsayımı yer alsa da maalesef de facto durum teorinin çok uzağındadır. insanlar güdülenmeye, etkilenmeye, yönlendirilmeye açık canlılardır. gelecek on yıllar boyunca emeğini, boş zamanını, ruh sağlığını feda edip, gerçekte var olmayan (sadece bankadaki bilgisayarların ekranlarında zuhur eden) paraları talep etmeye eğilimlidir. kumarhane raconunda da bilindiği üzere kasa her zaman kazanır. üretime katılıp, fiili olarak alın teri döken milyonlarca insanın geliri aslında sanal bir şekilde 10 dakika içinde yaratılmış paraları satmaya çalışan yasal tefecilere akmaktadır. yani fakirden zengine gelir transferi hızlanmaktadır. finans sektörü ne kadar büyürse tüketim o derece artar, tüketim arttıkça endüstriyel üretim artar. bu kadar çok emtiayı birilerinin satın alması gerekmektedir. bu yüzden bundan 30 yıl öncesine kadar hiç ihtiyacı duyulmayan ürünler için yapay ihtiyaçlar yaratılır. bu ürünlere sahip olmak için bankalara daha fazla borçlanılır. çark döner, devre kendini bu şekilde besler. finansal oyuncular güçlenip sermaye merkezileşirken, kalabalıklar için yoksulluk (kapitalizm öncesinde de vardı elbet ama bir alt kültür olarak yapısallaşmamıştı) yaygınlaşır.

paranın tarihçesine göz atmak için
(bkz: #10208051)
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak ücretsizdir ve yalnızca saniyeler alır. hemen üye olun:

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın