kayseri de çerkesçe konuşana ırkçı saldırı

ofansif sol bek ofansif sol bek
kayseri'deki bir otobüs yolculuğu sırasında yolculardan birisi, çerkesçe konuşan yolculara sözlü saldırıda bulundu. videoda ırkçı saldırganın "bu ülke türklerin ülkesi türk! her şey türk'tür, çerkes değil. bu ülkede ikinci dil konuşulmaz; kürt olsun, çerkes olsun… kim olursa olsun. bu ülke türk'tür" dediği duyuluyor. başka bir yolcunun ise "çift dil konuşulduğunda ülke karışır" diyerek ırkçı söylemlerde bulunan şahsa destek verdiği görülüyor. irkçı söylemlere maruz kalan yolcuların ise sadece "tamamdır abi, eyvallah" dedikleri duyuluyor.

www.evrensel.net
dumrul dumrul
videoda resmen iki türkiye var. ilki hiçbir bok bilmediği bir konuda cahil cahil atıp tutarak karşı tarafa saldırıyor ve saldırırken de mağdur ayağına yatıyor. diğer taraftaki türkiye ise "eyvallah abi, haklısın abi, öyledir abi" diye kendisine saldıran tarafı yatıştırmaya çalışıyor.

alttan alan taraf dilediği kişi ile dilediği dilde konuşma hakkına sahip. ben dilediğim her yerde herhangi bir amaçla dilediğim her dilde konuşabilirim. canım öyle istiyor olabilir, o dilde kendimi daha iyi ifade ediyor olabilirim, karşımdaki kişi (ki elemanın annesi) türkçe bilmiyor olabilir, egzersiz yapmak istiyor olabilirim, başkalarının anlamasını istemeyeceğim bir takım şeyler söylüyor olabilirim. karşıdaki dangalak ise "türkiyenin resmi dili türkçedir" diye anırıyor. lan oğlum sen mahalle muhtarısın da ben senden nüfus ilmuhaberi mi istiyorum? resmi dil demek bürokrasinin seninle konuşmak zorunda olduğu dil demektir ki sen bürokrasi karşısında dahi türkçe konuşmak zorunda değilsin. kendini türkçede iyi ifade edemiyorsan devletten çevirmen getirmesini talep etme hakkın var. cahil eşşoleşek hem millete türkçe atarı yapıyor hem de bariz şekilde türkçe bilmiyor. türkçe biliyor olsa "resmi dil"in ne anlama geldiğini de bilirdi.

normal koşullarda kapının önüne köpek diye bağlamayacağın böyle yarak kürek adamlar koca ülkeyi esir almış at koşturuyorlar. böyle dünyanın devranını...
acarabi acarabi
bu saldırıyı yapan dingoz, ödediği paralarla yayın yapan devlet tv sine interpolce aranan terörist çıkarılıp konuşma yaptırıldığında nerdeydi?
bu saldırıyı yapan zibidi, hemşehrisi cumhurbaşkanı türkçe ismi olan yere "buranın adı aslında kürtçe norşin dir" dediğinde nerdeydi?
tanımos: türklüğü ve türkçeyi bilmeyen ukala cahil saldırısı.
neondental neondental
iyi ki şans eseri çerkezce konuşana yapılmış bir densizlik.eger bir çeçence konuşana yapılsa idi sözlü saldırı yapanın agzından bir daha söz çıkmamacasına dövülürdü.bir çerkez atasözünün dedigi gibi bir çeçene laf söylemeden önce üç tur at sonra diyecegini söyle.
enverhoca enverhoca
kısmet hepsi kısmet.

20 yıl önce tamı tamına 20 yaşındaydım ve bir otobüste i̇stanbul'da, bir hanım teyzeyi insanları istedikleri dilde konuşmaktan alıkoyamayacağını söyleyerek uyarmak zorunda kalmıştım. arkada oturan ve kürtçe konuşan gençlere çıkışmıştı.

bir insanın ömründe kaç tane 20 (yazı ile yirmi) yıl var!
"bir arpa boyu yol alamamak" dedikleri şey tam olarak bu olmalı.
5
atkısıyla dolaşan adam atkısıyla dolaşan adam
bu ülkede faşizm ve şovenizm kendini en net olarak dil konusunda açığa vurmaktadır. ulus inşasında dil önemli bir bağlayıcı rolü üstlenmiştir. bu itibarla türk ulusu demek, türkçe konuşan müslüman demektir. önce 93 harbi, sonra balkan mezalimi ile bir yandan vatan toprakları gitgide daralırken, ülkede katlanarak artan müslüman nüfusu(türk, kürt, çerkes, arnavut, boşnak, tatar, pomak vs) bir arada tutmak için asgari bir müştereğe ihtiyaç duyulmuş ve bu asgari müşterek türklük, türk kimliği tespit edilmiş, bu kimliğin temelinde ise farklı dil ve kökenlerden gelen müslümanların türkçe konuşması, daha doğrusu türkçe haricindeki dillerin yasaklanması ve susturulması yatmıştır.

dil üzerinden geliştirilen şovenizm bununla sınırlı kalmamış, 30'lu ve 40'lı yıllar boyunca vatandaş türkçe konuş kampanyaları ve güneş dil teorisi, türk tarih tezi benzeri zehir zemberek külliyatlarla dünyadaki tüm ırkların türk milletinden ve tüm dillerin türkçeden köken aldığı gibi çıkarımlarla kendine meşru bir zemin açmaya çalışmıştır. mustafa kemal'in şu sözleri, bahsettiğimiz şovenizmin ulaştığı boyutları işaret etmesi açısından fikir vericidir:

"neydi o sezar'ı az kalsın mağlup eden goluva başkumandanının adı? karışık çetrefilli bir adı var, ha: versingetoriks! fransız tarihlerine göre bu isim 'bahadırların büyük reisi' demekmiş. halbuki hecelere ayırınca ne olduğu kendiliğinden meydana çıkar. birinci hecenin başındaki vavı kaldır, 'er' kalır. i̇kinci hece 'senk', yani 'cenk'. üçüncü hece 'torik', yani 'türk'." (palazoğlu, a. bekir: başöğretmen atatürk, meb yayını 1991, cilt ii, s. 689)



vakıa bu iken, yabancı kökenli sözcüklere ''türkçe karşılık bulma'' yönelindeki açılımlar bu şovenizmin benzer bir ifadesidir. örneğin referans denmez, kaynakça denir. yahut manipülasyon, dezenformasyon ingilizce/fransızca kökenli sözcükler olduğu için yanlış bilgilendirme, çarpıtma şeklinde türkçeleştirilmelidir(!) muhakkak. bu kimi zaman, piknik yerine mesire, kompozisyon yerine düzyazı, printer yerine yazıcı demek kadar bayağılaşabilmektedir. burada amaç iletişimi kolaylaştırmak değil, türkçeye kıymeti kendinden menkul bir değer atfetmek ve dilin kendisini kutsallaştırmaktır. bunun arkasında yatan motivasyon ise, türkçenin zenginliğini vurgulamak(!) ve ifade edilecek kavram her ne ise, yabancı dillerdeki sözcüklere ihtiyaç duymadan türkçenin söz hazinesiyle dile getirilebileceğidir. kavramın öztürkçesi(!) dururken yabancı dillerdeki ifadesini kullanmak, yerine göre yabancı hayranlığı(ingilizce, fransızca, italyanca) yerine göre ise irtica(arapça, farsça) ile ilişkilendirilmektedir. buradaki amaç, ifadenin öztürkçesi yerine yabancı dillerdeki karşılığını kullanan kişileri ''yabancı hayranı'' veya ''irticacı'' olarak damgalayarak zan altında bırakmak ve türkçemize sahip çıkma(!) bilincini tebliğ etmektir.

özellikle de türkçe, türk dili ve edebiyatı, hayat bilgisi, sosyal bilgiler gibi milli eğitim müfredatında yer alan çeşitli derslerin konu başlıkları ve bu başlıkların işleniş şekillerinde de bu şovenizm göze çarpmaktadır. tamamen politik gayelerle, eğitim çağına gelmiş çocuklara ve gençlere yoğun bir dil bilinci aşılanmakta(!) ve insanlar küçük yaşlardan başlayarak bu şovenizme alet edilmek istenmektedir.
enverhoca enverhoca
azıcık daha yazayım;

"almancılar" neden almanca konuşmaya başlar?
dillerini epeyce öğrenebilecek kadar memleketlerinde kaldıktan sonra türkiye'ye geri gelip, okul bitsin diye tırmalarken çalışmak kaçınılmaz olunca tezgahtar olarak farklı işlerde çalıştım. bahsedildiği gibi bazı "almancı turistler" bazı durumlarda almanca konuşmaya başlarlardı.
i̇ki duruma şahit oldum;
birincisi, satıcı yani benim anlamamam gereken şeyler konuştular ki, dili anladığımı mutlaka olayın bir noktasında hissettirdiğim için özür dilemek durumunda kalıyorlardı. bence özür dilemek zorunda değillerdi.
i̇kincisi, beyin konuşma eylemini gerçekleştirirken otomatik olarak en kolay olana yöneliyor, en alışık olduğunu yapmaya çalışıyor. bu ana dil olur genellikle. sonra da ana dil olmasa da en çok kullanılan dil...

burada "birinci" durumda olan örneğin nedeni ile ilgili konuşmamız gerekiyor. kişiler evet satıcının anlamasını istemiyorlar ve başka bir dilde konuşuyorlar ve inanın nedeni 'kazıklanma' korkusu:)
çünkü biz inanılmaz ahlaki değerlere sahip satıcılardık. kimseyi "kazıklamaz";
nasıl olsa bir kaç günlüğüne geliyorlar diye düşünüp,
nasıl olsa daimi müşteri olmayacaklar, ki olacak olsalar da umrumuzda olmuyordu,
nasıl olsa bir daha görmeyeceğiz,
nasıl olsa paraları var,
nasıl olsa 'şerefsizler' çünkü ben çalışırken onlar tatil yapıyor,
nasıl olsa,
nasıl olsa,
nasıl olsa...
der ve kime ne tutturabilirsen...
dillerini bildiğimi anladıklarında çoğunlukla hep beraber gülerdik, kızrırlar mahçup olurlardı. ama aslında kızarması gereken, yukarda saymaya çalıştığım "güzel düşüncelerle" onları bağrına basan ben olmalıyım.
bazen ise turist gibi görünenler, içeri girdikleri andan itibaren, almanca konuşur ama bir yerde türkçe konuşarak,
' ben de sizdenim,
ben de buralıyım,
ben aslında dostum:)
beni lütfen "az kazıkla" deme çabaları da olmuyor değildi.

olayın özünden sapmadan; inanın tahammül, koşulsuz kabul ve basit bazı evrensel ahlak ilkeleri ile hareket ediyor olsak kimin nerede hangi dili konuştuğu kimseye "batmayacak".
birileri, kendisinin anlamadığı bir dilde konuştuğunda; acaba benim ile ilgili mi konuşuyorlar kaygısı, benim ile ilgili kötü şeyler konuşuyor olabilirler kaygısı basit bir durum değil daha geniş bir temelde değerlendirilmesi gereken bir hal.
zamanında yapmışsındır yapacağını,
ulan acaba benim ilgili ne diyorlar!
ulan acaba beni bir köşede sıkıştırıp canımı yakmayı mı planlıyorlar!
ulan acaba biz milletçe bunları incittik ya, onlar da bize yönelik bir şeyler mi yapacaklar!
kaygısı...
epeyce bir zaman bu kaygı kürtçe konuşulmasına yönelik olurdu, çünkü genişçe bir kitle,
kürtlerin
" bölücü",
" terörist",
"kötü kimseler", olduğuna inandırılmıştı, ve bu genişçe kitle i sonra genelleme yapar, eee eğer bu özellikleri varsa diğer kötü olanlara da sahiptirler demektir, der veeee
ahlaksız, yalancı, dolandırıcı, vatan haini, ... gibi aklınızın alabileceği her kötü özellikle taçlandırılır süslenirdi kürtlük ve kürtler. sonra da, gelsin dili konuşana tepki!
artık arapça konuşanlar, çerkesçe konuşanlar, ya da diğerleri de topun içinde neden çünkü canını yakmadığımız, çünkü kafalarına vurarak haklarını kullanmalarına izin vermediğimiz kimse kalmadı etrafımızda tahammülsüzlük işte bundan.
bazı haklı eleştiriler var;
"i̇yi de almanca, ingilizce, japonca... konuşana bir şey demiyorsun ama faşist, bağnaz, gerici seni!"
evet demiyor çünkü kendince ondan kötü bir şey beklemiyor, onlara kötülük yapmamış ve kendince onlarda ona yapmayacaklar, böyle olunca da istedikleri dilde konuşabilirler:) zarar gelmez.
diğer bir tarfan;
"faşizm" ya da "faşistlik" 'bir kimsenin aslında mensubu olmadığı bir üst kimliğe ait olduğunu, kanıtlama çabasının sonucu olarak ortaya çıkan durum' olarak basitçe tanımlanacak olursa başka dilde konuşulanlara neden tepki verildiğinin başka bir ayağı ortaya çıkar gibi olur.
"aslında o kişi türk bile değildir" diye yorumlar vardı haberi yapan yayın organının okuyucu yorumları kısmında...
birden sanki onun, o üst kimliğe yaranmak için yaptıkları, dalkavukluğu, kendi özüne olan umarsızlığı ve yok sayışı da ortaya çıkar mı kaygısı maalesef bir üst hali 'korkusu' ortaya çıkıverip o tepkiyi kaçınılmaz kılıyor.

temelde ahlaksız bir toplum, ahlâksızlık kavramını tanımlayıp olayı daha fazla uzatmak istemiyorum, korkar, tedirgin olur, her an tetikte beklemeyi görev bilir.
hayat kısa, ve katılıyorum milyarlarca yıllık dünyads iki günlük bir zaman dilimi bizim bu forumdaki varlığımız.
kaygılardan ve korkulardan uzaklaşıp mutlu mesut yaşamaya çalışmak doğru olanı olsa gerek.

günaydın herkese güzel bir gün geçirmenizi umuyorum, her ne kadar siz insan formundakileri sevmiyor olsam da:)