kedilerin kısırlaştırılması

gnaahh gnaahh
kızgınlık dönemini atlatmayan kedilere uygulanamaz. kısırlaştıran kedi 10 gün kadar veterinerin misafirhanesinde kalır ve sonra size verilir. kısırlaştırma işlemi gün itibariyle 150 liradan 300+ liraya kadar değişen fiyatlara sahiptir.

ayrıca dişi kedilerdeki o erkeğini arayan miyavlamaların, kedinizi kulak çubuğuyla tatmin etme çabalarınızın, uykusuzlukların biteceği anlamına gelir. (bkz: ohşş)
critical critical
vicdanınız varsa onu hırpalayan, sizi kahırlara sürükleyebilecek eylem.
yeni yıla girdiğimiz ilk günden itibaren müthiş bağırtılar kopuyordu evimizde. sabahtan akşama akşamdan sabaha hiç durmadan hem de. biraz da koku işaretlemeleriye ev hayatımız birden bire bir hayli bunalımlı geçmeye başladı. başlarda ne olduğunu anlamadan gabriel’in bu hallerini merakla izliyordum. kime danıştıysam bir eş istiyor dediler. olamazdı benim minicik oğlum büyümüş müydü ? daha çok küçüktü oysa ki. onu bir kapı önünde, yaralı ölmek üzereyken bulduğum bir haziran akşamından bu güne ne kadar geçmişti ki ? garfield ‘da vardı onun abisi hiç bu belirtileri yaşamamıştık. veterinere gittiğimizde bu söylenenler doğrulandı. ve korktuğum cümle geldi arkasından : “kısırlaştırmak zorundasınız başka çaresi yok !” direndim, hafif sakinleştiriciler ile atlatmaya çalışmayı denedim. mümkün olmadı, olamadı. sabahlara kadar bağır bağır bağırınca komşular da ayağa kalktılar tabii. baktım ki son 20 gün toplam 1 saat kesintisiz uyumamışım. benim de sinir sistemim uykusuzluktan çökmek üzere, onların mamalarını tazeleyecek halim dahi kalmamış. komşular inanılmaz rahatsız. sokağa bıraksam dışarıda karşılaşabileceği tehlikeleri göze almam mümkün değil. sokakta gezen binlerce kedi ve köpeğin kapılıp götürülüp deney hayvanı olarak kullanıldığı sözlerinin dolaştığı şu günlerde hele onu dışarıda özgürlüğünü yaşamaya bırakacak olmam söz konusu olamazdı. hayatımın en zor kararını verdiğimi söyleyebilirim. randevumuzu aldık ve hastahaneye 21 ocak çarşamba sabahı gittik. getirilen diğer kedilerin tedavileri ya da öncesinde yapılan iğnelerinde nasıl bağırdıklarını duydukça kalbim dağlanarak gabiş’imin ameliyattan çıkmasını bekledim. o 20 dakika neden 2 saat gibi geçti hala anlayamadım. onu gördüğüm günden bugüne kadar her şey gözlerimin önünden geçti. 17 haziran 2014 akşamı evimde tatlı bir yaz gecesini yaşamak istiyordum . saat 22.00’dı. tam telefonumu kapatıp, akşam çayımı içecektim ki telefon çaldı. iki blok ötede oturan bir arkadaşım arıyordu. lütfen gel. kapımızın önünde minik bir kedi var içeri giriyor. 3 yaşında minik dünyalar tatlısı bir kızı olduğu için de tedirgindi. alıp bahçede kedilerin bakıldığı yere bırakmamı rica etti. bir koşu gittim. kapılarına ulaştığımda paspasın üzerinde yatan bembeyaz, yorgun, bitkin, yaşadıklarının ağırlığı üzerine çökmüş uyuyan sokağın tozundan tüyleri kirli beyaz gibi görünen bir yumaktı. kucağıma aldım. boynuma sarıldığı anda kalbime akan ılıklığı tarif etmem mümkün değildi. ama garfield vardı evde ve onun sevgisini paylaşmaya, onu huzursuz etmeye de hiç niyetim yoktu. hadi dedim gidelim. biraz iyileşirsin sonra bahçede istediğin gibi oynarsın. o kadar halsizdi ki. kendini temizlemeyi bile bilmiyordu. temizleyemiyordu da zaten. hemen çok hafif bir lavantalı sabunlu bezle hafifçe üstten sildim patilerini. kedi maması hiçbir ürün yemiyordu. biraz ılık süt verdim. onu içebildi. o kadar hastaydı ki. ölmesin diye dualar ettim. onu kucağıma aldım. tam severken derin bir şok geçirdim. minicik sırtında boydan boya yeni gibi duran bir yanık yarası vardı. bembeyaz tüylerinin arasında kabus gibi duran kırmızı bir yara izi. o zaman anladım, halsizliğinin, hastalığının, çaresizliğinin nedenini. kaptığım gibi gözyaşlarım aka aka gecenin 01.00’inde veterinere götürdüm. beni üzmemek için yaranın öyküsünden bahsetmediler. sıcak bir cisimle olmuş dediler sadece. kaza olduğunu düşünmek istedim. bir arabanın motoru belki, belki başka bir kaza. kaza olduğunu düşünmek istedim çünkü aksi halde öyle bir vahşeti tahayyül etmeyi yüreğim kaldıramazdı. o yaranın harıyla içi dışı birbirine karışmıştı. o bölgeyi traşladılar. solüsyon sürdüler. müteakip 20 gün boyunca pansuman ve kontrolleri ile yavaş yavaş iyileşti. kimi zaman tavuk suyuna, haşlanmış tavuk parçaları ve ufalanmış ekmekler, kimi zaman alıştırmaya çalıştığım kitten mama ile toparlanıyordu. ve karşımda dünyanın en oyuncu, en sevgi dolu, pıt pıt atan küçük bir kalbe sahip ama duyguları kocaman varlığı duruyordu. bu kadar talihsiz geçen bir maceradan sonra onu nasıl dışarıya özgürlüğünü yaşamaya bırakabilirdim ? bunları düşünürken onu ameliyattan çıkardılar. kutusunda öylece yatıyordu. hafif uyanmaya başlamıştı bile. canım benim öylece hiçbir şeyden habersiz. doktorumuz hiçbir problem olmadığını, gayet de sağlıklı bir kedi olduğunu söyledi. verdiğim karardan mutlu evimize geldik. ayılması, dinlenmesi derken bir günümüz geçti. bir kitap sipariş etmiştim. salı günü gelmesi beklenirken bugün yani perşembe geldi. bizim ameliyatımızdan bir gün sonra. kitap; oya baydar’ın “kedi mektupları” idi. kedi mektupları; kedilerin ağızlarından yazılmış konuşmalar içeren onları insanlara, insanları onlara anlatan bir kitaptı. ve kitabın ilk bölümü ameliyat olmuş kedilerin birbirleri ile konuşmalarını içeriyordu. gabiş yanımda sakince gezinirken dayanamadım ona sarılarak yapmak istemedim annecim, emin ol istemedim diye kitabı elimden bırakıp hıçkıra hıçkıra ağlarken buldum kendimi. veteriner bir soru sormuştu bana: “siz hazır mısınız böyle bir karara ? çünkü dönüşü yok demişti. “ şimdi anlıyordum ne demek istediğini. kitap elime beklendiği tarihte yani ameliyatımızdan bir gün önce geçseydi asla bu kararı vermezdim, eminim. bütün blok, hatta site uyumasın umurumda olmazdı. fakat dişi kedilerin doğum sırasında çektikleri eziyet, yavruların başlarına gelebilecek olası kötülükler, her dakika bir dişi kedi eş bulduğumda ondan doğacak yavrular ve o yavruların yavruları ve akıbetleri. toparlandım bir nebze. tam kendime gelmek üzereyken gabiş başladı miyavlamalara. bu defaki farklıydı. önce korktum bir semptom gelişti zannettim. yok her şey yolundaydı. eve gelince portmantonun üzerine koyduğum kutusuna bakarak miyavlıyor, ağlar vaziyet sesler çıkarıyordu. geri dönmek her şeyi geri almak istiyor gibiydi. onu sakinleştirdim. oyunlar oynadık. şimdi uyuyor. iki gündür ona sarılıp ağlıyorum, beni seviyor, yalıyor sanki üzülme naapalım oldu artık der gibi, beni en çok üzen kaderini bu kabulleniş hali. geçeceğini biliyorum, bende o da hatta haftaya da aynı operasyonu geçirecek olan garfield’da iyileşeceğiz. mutlu olacağız. bu sevimli minik dostlarımızla bir arada yaşamaya karar vermek çok dikkatle düşünülmesi gereken bir konu sevgili dostlar. bir hayat yaşanıyor olacak sizinle birlikte. sizin sorumluluğunuzda. sizin kararlarınızla şekillenen. bir insan yavrusu değil maalesef, karşınıza alın konuşun, birer kahve için, onun iyiliği için hangisinin doğru olacağına birlikte karar verin.
tüm sorumluluk yalnız ve ancak size ait !
en az 3 kedi en az 3 kedi
o ne güzel eylem, onu yapan insan ne güzel bireydir allahım!

kedilerin yavrularına ne kadar düşkün olduğu herkesin malumudur. ancak onların bile anne olma isteği yoktur. hiçbir kedi anne olamadım diye üzülüp kahırlanmaz. yavruları doğduktan sonra onlarla ilgilenir, belli bir erişkinliğe geldiklerinde onlarla çiftleşebilir bile. kısırlaştırılmayan bir dişi kedi yılda 15 ila 20 yavru dünyaya getirir. o yavrular da o yıl içinde çiftleşecek olgunluğa ulaşır ve çiftleşince sokaklar sahipsiz, hasta ve zayıf yavrularla dolup taşar. bu hayvanların iyi koşullarda yaşayabilmeleri belli kaynaklarla ve gönüllülükle mümkün olduğundan ve ayrıca bu kaynaklar ve gönüllüler de sınırlı olduğundan kısırlaştırma oldukça önemlidir.

hayvanseverlerin kısırlaştırma konusunda bir uzlaşıya vardığını söylemek mümkün değilse de, destekleyenler yediğinden içtiğinden kesip kurtardığı, ameliyat ettirdiği, geçici yuva olduğu yavrulara yuva bulmak için çırpınıp dururken, sonu gelmek bilmeyen bir üremeyle artan ihtiyaca yetememenin üzüntüsünü taşır. sokaktakilerin gördüğü kötü muameleye girmiyorum bile, o ayrı bir yaradır.

kısırlaştırma karşıtlarının bildiği daha iyi bir yol varsa deneyip sonuçları paylaşabilirler. bu canları çiftleşmemeleri veya ürememeleri için konuşarak ikna edebilir, ya da belki hepsinin tedavisini, mamasını, barınmasını karşılama konusunda çalışıp kaynaklarınızı seferber edebilirler.

"hayvanları rahat bırakın üresinler işte" diye ötesini berisini düşünmeden yalnızca oturduğu yerden konuşanların da yapabileceği bir şey var aslında, susmak.
1
kızıl kurt kızıl kurt
majinin kolay atlattığı bir operasyon oldu.

önce iyi bir veteriner hekim bulmam gerekti onun için. şartlar samsun'la sınırlı olunca, haliyle iyi bir veteriner bulmak da zorlaşıyor. bir kaç ortak arkadaş araya soktuktan sonra, sonunda tavsiye üzerine atakent'te güzel bir klinik buldum. 1 gün öncesinden muayene için majiyi alıp götürdüm, 4.550 grammış bizim kız. ameliyat öncesinden 1 gün önce akşam saat 7'de yemek, 10'dan sonra da suyu kesmek zorundasınız. zavallı kızım operasyon sabahı musluk başlarını yalıyordu susuzluktan. taşıma çantasını görünce can havliyle koltukların altına kaçtı, anladı veterinere gideceğimizi, randevuya geç kaldık tam 45 dakika boğuştuk evde, yırtmadığı yerimi bırakmadı. sonunda yemekle kandırıp bir şekilde kutusuna sokabildim.

anestezi iğnesini yaptıktan sonra benim gitmemi istediler, zaten o halde de görmesem daha iyi olurdu onu. 1.5 saat sonra gittiğimde operasyon bitmişti ve hala anestezi etkisi altındaydı, eve getirip yumuşak bir yer yaptım yatsın diye ama yatmak istemedi, sağa sola yalpalaya yalpalaya yürümeye çabaladı. bu arada dışarıdan herhangi bir şeyle sarmadılar ameliyatlı yerini, kendi kendine eriyen yeni nesil bir dikiş metoduymuş bu yalanmasına rağmen dikişler zarar görmüyor.

anesteziden çıktıktan sonraki ilk 4 gün hiç evde yalnız bırakmadım, hep yanındaydım. ama mutsuzdu, çok fazla yürümüyor, doğru dürüst hiçbir şey yeyip içmiyordu, biraz yaş mamayı tırtıklayıp bırakıyordu. 5. günden sonra özellikle geceleri evde turlamaya, balkondan dışarıyı izlemeye falan başladı. yüksek yerlere atlayıp zıplayamasa da koltukların üzerine rahat çıkıp iniyordu. 1. haftadan sonra daha iyi oldu ve oynamaya başladı bizimle. zaten benim kız da aynı bana benziyor, kin tutmaz kimseye, anlık küser bir süre sonra neye küstüğünü de unutur eski haline döner. kısırlaştırıldıktan sonra enerjisi bir iki tık daha yükseldi gibi geldi bana, ya da yattığı dönemlerin acısını çıkartıyor bilmiyorum, bildiğim eskisinden daha hareketli olduğu.

4 gün boyunca yapılması gereken antibiyotik iğneleri vardı, deri üstünden enjeksiyonunu ben yaptım, ilk 3 gün halsizliğinden olsa gerek miyavlamak dışında bir mukavemet göstermedi ama 4. gün baya bir karşı koydu, annemden yardım aldım tutması için. korkulacak bir şey yok, özellikle kediniz her ay en az 2 kere kızgınlığa giriyor ve dişiyse, rahim ağzı ve meme kanseri olmayıp sizinle uzun yıllar beraber yaşaması için bu operasyonun yapılması gerekmekte maalesef. kanser riski olmasa bile, maji ilk kez kızgınlığa girdiği şubat ayından itibaren kızgınlık döneminde hiçbir şey yeyip içmediği için oldukça kilo vermişti, eski hali muhtemelen 5 kilodan fazlaydı.

hatta veterinerimiz ameliyatı yaparken zorlandığını, göbek bölgesinde 1 cm kalınlığında yağ tabakası olduğunu söyledi, videosu vardı instagram'ımda göbek lümbür lümbür sallanıyordu zaten yürürken, yere değecekti neredeyse. kilo kediler için iyi değil, kıyamayıp verdiğimiz ev yemekleriyle onlara zarar veriyoruz, ben sadece kuru mama ve yaş mamaya döndüm ev yemeklerini bırakıp.