kemal okuyan

1 /
cylon cylon
hatta ilerki yıllarda metin çulhaoğlunuda tasfiye etmiştir. her ne kadar metin çulhaoğlu bir zaman sonra kuyruğunu kısıp dödü isede.
karamaya karamaya
kavram karmaşası içinde bu kadar boğulup iki marx-lenin vs. den alıntı yaptıktan sonra "bak ben biliyorum da söylüyorum" diyen başka bir şahsiyet daha tanıyan var mıdır? parti okulundan bir engels alıntısı şöyle diyor; (otorite üzerine)"bu baylar, şeylerin adlarını değiştirince şeylerin kendilerini değiştirdiklerini sanıyorlar.".. kemal bey (recep bey gibi oldu ama..) şöyle diyor; "kapitalist toplumlarda işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele edenlerin otorite ve iktidar düşmanlığına bel bağlamaları kadar ahmakça bir tutum olamaz." sonra bir de şöyle; "devam edelim, toplumsal mücadeleler devlet kadrolarını da etkiler, onların ideolojik ve siyasal tercihlerinde oynamalara neden olur, kimi durumlarda üstlendikleri kurumsal rolü sorgulamalarına yol açar. yurtsever, ilerici, demokrat askerler, polisler, yargıçlar hep var oldular, bazı dönemlerde onlara daha sık rastlanabilir.".. vah vaah.. tanrı solu korusun ve yüceltsin.. bir insanın ne olduğunu belirleyecek olan maddi çevre ve sosyolojik koşullara ne oldu? ne oldu benim diyalektik materyalizme? ne zaman battı sol idealizmin çamuruna bu kadar bir türlü çıkamıyor.. askerlik yapanlar bilir, bir erkek egemen meslek olduğu su götürmez askerlikte kadın subayların üniformayı giydiği an erkekleştiği bilinmez-anlaşılmaz bir şey midir? doğanın hali budur. obama'nın artık bir siyah olduğunu tek başına iddia edebilir miyiz? piyangodan para çıkmış bir işçinin sermaye sahibi olduktan sonra yine işçi olduğu iddia edilebilir mi? bu örnekler sıralanabilir. pol-der örneği dahi bu durumu değiştirmez. eğer siz salt şeylerin adları değişince (sosyalist-devlet, kızıl-ordu, toplum-polisi vb. )şeylerin de değişeceğini düşünenlerdenseniz diyecek bir şey yoktur. ha! siyasi kurnazlığınız sonucu asker olan insanları bir kurumla birlikte ele alıp yok canım biz ayırarak konuşanlardanız diyorsanız onun da bir ismi var..
peki neden asker düşmanı değiliz? neden ordu yanlısı olmadığımızı, olamayacağımızı birkaç gün önce açıklamaya çalışmıştım. dengelemek için değil, bütünlüklü bir bakış açısı ortaya k... sol
karamaya karamaya
6 ekim de sol da ki "baykuş bakışı" adlı köşesinde "küba teslim mi oluyor?" adlı bir çözümlemeye girişmiş yazar.
reel sosyalizmi aradan geçen bunca zamana ve artık tarihin daha iyi okunabilmesine rağmen savunmaktan vazgeçmeyen "inatçı idealist solcu" lardan birisidir kendisi. küba hakkındaki yazısı bana 90 ların sonundaki bu cenah yazarların sscb hakkındaki iyi temennili savunma tarzı yazıları hatırlattı. bu yazıda komik bir laf etmiş, "kübalı komünist dostlarımıza güvenmediğimiz sanılmasın bizim güvenmediğimiz piyasadır" demiş. bu laf bana nedense "ben sana güveniyorumda sokaktakilere güvenmiyorum" diyen kıskanç sevgilileri hatırlattı.

küba teslim mi oluyor? "güle güle fidel...", "sosyalizmi iyileştirmek için kapitalizm", "komünizmin son kalesi de düştü", "küba kapitalizme bir şans veriyor", "raul'un ka... sol
demokles demokles
tunus, mısır, libya ve bahreyn'de yaşanan halk devrimleri üzerine sol portal'da bir süredir yayınlanan yazıları ile hareketinin çizgisini açıkca ortaya koymuş ve aşağıdan gelişen hareketleri değersizleştirmiştir. yine söz konusu yazılarında ortaya koyduğu kerameti kendinden menkul emperyalizm algısı da illallah dedirtir.

ortadoğu'da devrim filan yok! örgütsüz bir halkın, çok değil bir hafta, on gün içinde neler yapabildiğini görmek... iyi gelmiş olabilir. tutarlılık ve derinlikten yoksun olsalar... sol

devrimi çalınan devrim mısır'da beklenen oldu, alabildiğine yoksul, çaresiz ve örgütsüz mısır halkı, canını dişine takarak karşısına dikildiği kanlı düzenin baş sorumlula... sol

devrimi biz mi çaldık? "devrimi çalınan devrim" ve "ortadoğu'da devrim filan yok" başlıklı yazılarımda ortadoğu ve kuzey afrika'daki gelişmelere değinmiş, "devrim" olarak... sol

güzel bir cevap olarak karşı yazıda vardır.

http://jiyan.org/2011/02/25/kemal-okuyan%E2%80%99in-yazisi-ve-devrim-sol-ve-sinizm-foti-benlisoy/
demokles demokles
"bop'un başarıya ulaşamamasının ardından emperyalizmin yeni yayılma şekli" olarak değerlendirmesine rağmen hala birileri kalkıp " sınıfsal temsil, öncü parti" falan diyor.

kemal okuyan'ın lafı dolandırmasına gerek yok; arap coğrafyası'nda yaşananları gericilik olarak değerlendirmesi yeterli. böylece içerisindeki gizli oryantalistte ortaya çıkmış olur.

not: sınıfsal mevzuya gelince, özellikle 2005'ten itibaren mısır'da güçlenen işçi muhalefetinden bi haber olanların sınıfsal vurgu yapması da çok ilginç oluyor.
ben brokoli sevmem o işleri brokoli çok oldu ben brokoli sevmem o işleri brokoli çok oldu
açıkçası milyonlarca insanın ayaklanasına sebep olan vaziyet de bop'un bir türeviyse biz bu işleri bırakıp tatile çıkalım. kemal okuyan'ın ve tkp'nin bu tezleri bana lenin'e yöneltilen alman ajanı suçlamasını hatırlatıyor. bırakalım artık bu oryantalist bakış açılarını diyeceğim ama bu tarz turnusol kağıtları solda yarılmayı pekiştiriyor ve devrimci marksistler ile ulusalcı sosyalistler arasındaki uçurumu derinleştiriyor. ben kendi hesabıma, memnunum.
karaborsa karaborsa
birgün'deki röportajında "emep, tkp ile ilişkilerinde kontrolsüz bir nefret sergilemekten hiç vazgeçmedi. öyle ki iş daha seyretmedikleri bir sinema filmine "keskin bir tavır" almaya kadar vardı" demiş zat. film eleştirisinden, "kontrolsüz nefret" çıkarma yeteneğine sahip "özel" insan...
lenineli lenineli
şunu söylemeliyim ki arap coğrafyasındaki halk ayaklanmaları üzerine yazdığı o meşhur yazılarla tanıdım kendisini. bir arkadaş, şu sitede birisi 'fena şeyler' yazıyor, bir göz at istersen demese takipçisi olmazdım. milyonlarca yoksul arap'ın diktatörlere karşı iş, ekmek ve özgürlük talebini haykırdığı ve nihayetinde diktatörleri vatanlarından defettiği günlerde, ayaklanmaların emperyalizm bağlantısını kanıtlamak(!) için nasıl da çırpındığına, kalemini titrettiğine tanık oldum. halklara duyduğu güvensizlik kadar emperyalizme güveniyordu... kaybedecek hiçbir şeyi olmayan yoksul kitlelerin canları pahasına en acımasız diktatörlere karşı yükselttiği mücadeleyi böyle 'analiz' etti kemal okuyan! bu, ironik bir hâletle emperyalizm fetişisti, emperyalizmi her şeye muktedir gören yazar, eminim çok duygusal birisi. bunu biraz anlayabiliyorum. kendi ulusal kapitalizmiyle hesaplaşamayan elitist bir anlayışın sahibi yazarın, elbette doğu halklarının bir parçası olan arapların özgürlük mücadeleleri adına emperyalizm vurgusundan öte bir şeyler söyleyemeyeceği anlaşılırdır. üyesi olduğu tkp'nin kürt özgürlük mücadelesi üzerine aynı vurgu üzerinden başka bir şey söyleyemediği gibi...

örneğin tunus'ta devrim süreci devam ediyor. yıllarca en ağır illegal koşullarda çalışmak zorunda kalmış tunus işçileri komünist partisi, yasallığını ilan etti ve tunus halkıyla gün geçtikçe daha fazla kucaklaşabiliyor. hakikaten, arap ve kürt halklarının süslü oryantalist analizlerinize hâlâ çok ihtiyacı var!..

bugünse, tkp'nin "500 bin boyun eğmeyen arıyoruz" 'konseptli' seçim sürecinin sona ermesi üzerine "..." başlıklı (evet "üç nokta"!) bir yazı kaleme almış. konseptten de anlaşılacağı üzere hedef bir sayıyı ifade edince hiç olmazsa sonuç ve bağlamları da buna uygun bir değerlendirmeyi hak ediyor. ya da hak eder. ama okuyan, "her şey sayılarla ölçülemez." diyor. esasta doğru. ama hesapta yanlış. bunu seçimden önce kendilerine anımsatan çok insan olmuştur eminim. yine de tkp, tüm dostane uyarıları dikkate almayıp şımarık çocuk gibi inadını sürdürmüştür. hedefin bu ölçekte, bu anlayışta olursa sonucunun değerlendirmesini yaparken de aynı dil ve anlayışa başvurmak zorunda kalırsın, çuvallarsın. popülizmden ve liberalizmden beslenen bu sınıf dışı politikalarının, popüler sosyalizm anlayışlarının yanlış olmadığını yazısında savunaraksa inatla hâlâ verimli bir tartışmanın önünü açamıyor. taban ikna edilecek ya önce... böyle miydi?

kendisi ve partisi, olaylara ve olgulara bakışta marksist bir tutum alma yetisinden çok uzakta duruyorlar hâlâ. "düşmanlarımız çok", "tkp'den nefret edenler çok", "tkp'yi çekemiyorlar", "-e doğal tabii-" edebiyatıyla bir "düşman(lar)" yaratılıyor ki tabanın motivasyonu yerine gelsin... böyle mi?

1 mayıs'lardaki (-lar diyemeyiz elbette, yalnızca istanbul 1 mayıs'ına katıldıkları için -2011'e bölgesel katılmışlar) sayısal katılımını mahalle ağzına çeviren, örneğin "koca emep"in hayaletinin 1 mayıs alanında olduğu teranesini dillendiren arkadaşları var ne yazık ki. sanırım emek partisi böyle sayısal ve tezahürî tartışmalar üzerinde duran bir anlayış içinde değildir ama yine de hemen her konuda emep hakkında kelam edenlerin düşünmesi gereken daha çok şey var gibi. kimin hayaleti nerelerde geziniyor bu izafi bir şey olmasa gerek... kime ne dediğin de ayrı bir önem taşır tabii. sonra bir emek genci de çıkıp sana "bunlar dünkü çocuk" derse de hiç şaşmamak, alınmamak gerek.

"tkp'nin tkp'liden başka dostu yoktur"a doğru giderlerken kendilerine yöneltilen dostane eleştirileri dikkate almamakta ısrar etmemelerini diliyorum. her şey sınıf için.
1 /