kemalist kişilik bozukluğu

1 /
tazmanya canavarı tazmanya canavarı
yıldırım türker'in bayrak başlıklı yazısında geçen, bir arkadaşından duyduğunu söylediği tabir. yazının tam metni ise şöyle;

bayrak

türk bayrağı, yıllar boyunca her çarpık mülkiyetin, her sahtekârlık kalesinin burcuna dikildi durdu. barışın güvencesi olmaya yakışacakken savaşın kışkırtıcısı olarak dalgalandırıldı

türk bayrağıyla ebedi sınavımız sürüyor.
hepimiz dünya milletlerinin bütün bayrakları bir yana, türk bayrağının, taşıyabileceğinden fazlasını yüklenmiş bir simge olduğunu biliyoruz.

simgelerin uygarlık yolunda mesafe katetmiş kültürlerde böylesine şevkle dalgalandırılıp seferberlik çağrısına dönüşmediğini de biliyoruz. seçimlerden önce büyük şehir meydanlarında yaşanan şahlanış karşısında batı medyasının türk bayrağının yükselişine nasıl baktığını hatırlar mısınız? yaşanan bu coşkunluk halinin diğer dünya dillerine tercümesini bbc'nin "türkiye'yi bayrak sallama çılgınlığı sardı", financial times'in "tepkiler türk özgüveninin çürük durumunu yansıtıyor. olay sonrasında pencerelere asılan türk bayrakları, abd'deki 11 eylül saldırıları sonrasında ortaya çıkan görüntüleri hatırlattı" yorumları özetliyordu.
türk bayrağının kutsallığı teması, cumhuriyetin her döneminde paçasını kaptırmış muktedirlerin yardımına koştu. sözgelimi, şanlı refahyol hükümeti döneminde, kıbrıs'ta bayrak direğine tırmanan bir rum vurulduktan sonra bizi kınayan abd dışişleri sözcüsü burns'ün "insan hayatı ve insan hayatının kutsallığı nihayette bir kumaş parçasının korunmasından daha önemlidir" sözleri de çiller'i çileden çıkarmış, daha önce "bayrağa uzanan eller kırılır" diyen hanımefendi burns'e kendince haddini bildirmişti. bayrak'ın sözlük karşılığı psikolojik harekât uzmanı muktedirlerin dikte ettiği milli duyarlılığı her zaman incitti. çünkü çığırından çıkmış simgeler dünyasında gerçeklik tehdittir.
yakın geçmişimize bir bakacak olursak; 12 eylül döneminin ancak şimdi gülebildiğimiz uygulamalarını, mhp'nin şehir sokaklarında bayrak dağıttığı günleri, sokaklarını travesti sakinlerinden temizlemek için camlarına bayrak asanları, orta yerde namütenahi bayrak sallayan, bayrak öpen türk popçularını, yıkıma direnmek için ihtilaflı binaların tepesine bayrak asan müteahhitleri unutmaya imkân bulamadığımızı fark edeceğiz. türk bayrağı, yıllar boyunca her çarpık mülkiyetin, her sahtekârlık kalesinin burcuna dikildi durdu. barışın güvencesi olmaya yakışacakken savaşın kışkırtıcısı olarak dalgalandırıldı.
şimdi de kanla boyanmış tüyler ürpertici bir bayrak karşısında sus pus olmuş oturuyoruz.
bu bayrağı, 16-17 yaşlarında 10'u kız kırşehirli 20 öğrenci iki ay boyunca hemen her gün biraraya gelerek, parmaklarını toplu iğnelerle delmek suretiyle kanlarıyla boyamış.
20 genç, iki ay boyunca ailelerinden ve öğretmenlerinden gizleyerek sürdürdükleri bu ortak üretimi tamamına erdirdiklerinde gururla ortaya çıkarmışlar. genelkurmay başkanı'nın eline nasıl geçtiğini bilemiyorum. bu çocuk kanıyla yapılmış bayrağı generalin elinde gördük. gözlerinde yaşlarla "biz işte böyle bir milletiz" diye iman tazeliyordu.
bu korkunç olay karşısında mhp'li mehmet şandır bile "keşke gül resmi çizseler" diyecekti. kırşehir valisi, çocuklarıyla gurur duyuyor, onları "büyükanıt'ın sözleri türk milletinin sözleridir. büyük bir milletin evlatlarıyız. her genç böyle şeyler yapabilir" demeciyle kutsuyordu.
bir arkadaşımın muhteşem adlandırmasıyla kemalist kişilik bozukluğu'ndan mustarip kimi chp'liler de çocukların milli iradeyi göstermiş olduğunda hemfikirdi.
kanlı bayrak fikrini ortaya atan mürsel burak akyürek, "atalarımızın kanıyla oluşan türk bayrağını yeniden yapalım dedim. arkadaşlarım da kabul etti. kanımızın her damlasını kumaş emdi. kanımızdan bu bayrağı yaparken ne gözümüzden yaş geldi ne de acı duyduk" diyor.
kanlarıyla bayrak yapan çocukların güzel ve aydınlık yüzlerine baktığınızda derin ve uğultulu bir korkuya kapılmamak mümkün değil.
iki ay boyunca her gün buluşan gençlerin bayrağını bir gazete de promosyon olarak türk halkına armağan edesiymiş. "ön yüzünde kanla yapılan türk bayrağı. arka yüzünde, alınlarından öpülecek örnek gençler yer alacak"mış.
büyükanıt'ın böyle bir eylemi 'türk milleti'nin tıynetine örnek olarak sergilemesi, yakındır, birçok lise ve ortaokuldan benzer bayrakların kendisine postalanmasına yol açacaktır. hatta gayretkeş ilkokul öğretmenlerinin yönlendirmesiyle 8-10 yaşında çocukların da elişi derslerinde kan işi bayrak, ay yıldız, 'vatan' kompozisyonlarını yakında vicdanımıza sermeleri kimseleri şaşırtmasın.
bu sonu gelmez korku filmi, kana inanan, kana tapan yeni nesiller üretmek için, türk-islam sentezinin de katkılarıyla durmadan yeni kapılar kurcalamaktadır.
bu çocuklara, bir araya gelip yapacak daha hayırlı işleri hatırlatmadan, onları kanlı bir tarikatın küçük müridleri olarak taltif ettikçe kemik yaşı ölçülmeye çalışılan genç katiller, vatanı, dini, milleti, gururu için silah parlatacak. parlatmaya devam edecek elbet.
kendilerini ifade etmek için bu aydınlık yüzlü çocuklar topluca etlerini kanatıyor.
sözün en kulağa ulaşanının kanla yazılacağı öğretilmiş onlara.
çağdaşlığın, laikliğin bekçisi bellenen en yüksek rütbeliler tarafından destek görüyor, bu ilkel ayin. mehmetçik olma fırsatını ellerine geçirebilecekleri yaşı beklemeye sabrı yetmeyen çocuklar, varlıklarını türk varlığına armağan etmiş oluyor. korkunç bir ayinle.
türk milleti, bu değildir. türk milletinin savaşa hazır kan torbaları olarak tasviri ülkemizin militarizasyonunda gelinen son noktadır.
sevgili kırşehirli çocuklar.
biraraya gelip kitaplar okuyabilir, filmler seyredebilir, dünyanın halini tartışabilir, aşklar yaşayabilirsiniz. parmaklarınızdaki sızı, aklın ve vicdanın yoluna inananların içini derinden sızlatıyor. sizden kan, can talep edenlere kulak vermeyin. kana tapan, kendini kanla tartan gençlerin omuzlarında yükselmeyecek bu acılı memleket.
bu memleketin ihtiyacı, daha fazla asker, daha fazla müstakbel şehit değil.
büyü ayinlerine alkış tutan çağdaşlık bekçilerine aldanmayın.
bu memleketin ihtiyacı, barış kültürünü en taze akıl ve vicdanla yerleştirmeye yeminli; hayatı her şeyin üstünde tutarak yaşayan ve birlikte eyleyen gençlerdir.
üstünüze kapanmış onca kapıyı zorlamak, size yedek asker muamelesi yapanlara hak ettikleri cevabı verebilmek, simgelerin şişirilerek gerçekleri boğduğu hayat tasavvurlarına direnebilmek elinizde.
sizden ölümün kutsallığını değil, hayatın yaşamaya değer olduğunu bir kez daha öğrenmek istiyoruz.
hepinizin gözlerinden hasretle öperim.
meramise meramise
statükoculuğu solculuk ve ilericilik sayan/ sanan, kendisi gibi düşünmeyen her bir kimseyi "mürteci" ilan eden, ibadeti darbe(cilik) olan kimselerdeki kişilik bozukluğudur. eğitim sisteminin ve öğretmenlerin güdümünde oluşturulur. gerçek hayatta tuhaf tezahürleri vardır. misal, bu kişilik bozukluğuna duçar olan birileri topkapı sarayı'nda kutsal emanetlerin saklandığı odada kesintisiz kur'an okutulduğunu duysalar, buna karşılık "onlar kur'an okurlarsa biz de nutuk'u okuruz" diyerek kendi radyolarında kesintisiz nutuk okutmaya başlarlar. * ("onlar" kimdir? "kuran" nedir? "nutuk" niye "kuran" la yarışmakta, yarıştırılmaktadır?)

bu bozukluktan muzdarip bir arkadaşım vardı lisede. kendisiyle sık sık yaptığımız tartışmalarda gırtlak gırtlağa gelmişliğimiz vakidir. ne desem tersinden anlayan, her lafımı evirip çevirip bir şekilde "mürteci" liğime bağlayan, beni küçümsediğini, sözlerimi asla kaale alınır görmediğini her halinden tavrından bana sezdiren; ama buna rağmen, beni anlamayacağını ve anlamak istemediğini de çok iyi bilmeme karşın, gün gelir de ortak bir paydada buluşuruz ümidiyle kendisiyle fikir alışverişinde bulunmaktan vazgeçmediğim sevgili arkadaşımla tartışmayı, en son yaptığımız münakaşada ettiği şu sözler üzere bıraktım:

"... şimdi yaşasaydı yüz yirmi bir yaşında (tarih 2002) olacaktı atatürk, ama emin ol o yaşına rağmen ülke nasıl yönetilir gösterirdi herkese. bu yaşta birisi normalde belki konuşamaz, bunamış filan olur. ama atatürk öyle olmazdı ki, o yüce, doğa üstü bir varlıktı. onun aklı asla karışmazdı ..."

atatürk'ün yeniden dirilmesi hususuna kadar nasıl vardığımızı hatırlamıyorum ama, tartışmadan bu sözler aklımda kalmış işte.

bu kişilik bozukluğu öyle bir şeydir ki başına geldiği kimseye mantıklı düşünme yetisini de kaybettirir.

bu arkadaşımla liseden beri görüşmüyorum ama, kendisinde, atatürk'ün uçmak gibi, aniden ortadan kaybolmak gibi hikmetlerini sıraladığı bir adet kitap yazma ve ardından şeyh olarak atatürk'ün alındığı bir tarikat kurma potansiyelini daha o zamanlar gördüğümden, bunları gerçekleştirip gerçekleştirmediğini öğrenmek için onu arayıp bulmayı düşünüyorum. korkarım hayal kırıklığına uğramayacağım.
normdankazanan normdankazanan
kendini kemalist sananlar ile mustafa kemal e sövmeyi isterik ayinler haline getiren yeni dünya düzenci kişilik bozukluklarının yarattığı söylemdir
alkin alkin
mustafa kemal'in padişahlığı değiştirdiği zamanlarda din elden gidiyor diye bağıranların sahip olduğu kişilik bozukluğunun aynısıdır. zamanımızda ise cumhuriyet elden gidiyor diye haykırırlar, her konuda atıp tutarlar.

tarihteki tutucu, gerici insanların aynısını yaptıklarının farkında değildirler. sanırlar ki onlar mustafa kemal atatürk'ün ilkelerini koruyor, onu yüceltiyorlar, ancak bilmezler ki mustafa kemal de bir yenilikçi, ilerlemeden yana olan bir insandı. tartışmayı da bilmezler, atatürk'ü de bilmezler zaten. ama onlara bir sorsanız, atatürk'ü onlardan iyi tanıyan yoktur.

bir de bu kişilik bozukluğuna sahip olmadan, kendini kemalist diye tanımlamaya gerek duymayan, mustafa kemal'in değerlerini kendine kemalist diyenlerden daha çok yüceltmiş, düşünen ve üreten insanlar vardır ki işte bunlar gerçek kemalistlerdir. saygı duyulası insanlardır.
tonguç tonguç
bu bozukluk iki şekilde ortaya çıkar.

ilki, yeni dünya düzeninin şekillendirdiği kıta coğrafyasındaki kültürel ve dil bütünlüğüne sahip toplumların, mevcut gelişmelere olması gereken adaptasyonundan ürken ve geçmişe sımsıkı sarılmaya kalkan sözde düşünürlerinde karşımıza çıkar.

ikincisi ise daha bu sarılmaya çalışılanın sahip olduğu temel değerleri anlayamamış, bu sebeple ilk cümlede bahsedilen insanları kategorize etme hasebiyle dışlayanlarda algımıza çarpar. allah ikisine de akıl, fikir versin ne diyelim.
voiceofloneliness voiceofloneliness
yıllarca muasır medeniyetler, avrupalılaşmak, batılılaşmak diye kafa siktikten sonra bugün avrupa birliğine karşı çıkmaktır.

ordu göreve deyip darbe şakşakçılığı yaptıktan sonra deniz gezmiş savunuculuğu yapıp solculuk iddiasında bulunmaktır.

kendileri gibi faşizan kemalizmi benimsememiş bütün insanları en ağır sözlerle tahkir ettikten sonra medeni tafraları yapabilmektir.
1 /