kestaneyi çizdirmek

serversirverme serversirverme
kısaca götü kaybetmek anlamına gelir. ama neden kestane derseniz bir hikayesi vardır.


hikâyesi şöyle..

aslında hikâyeyi önce ekrem galip yalıner anlatmış.. sonra cazim gürbüz bey, nefis bir çalışması olan “edebiyatlaşan vergiler” kitabında tekrarlamış..

ben de vaktiyle okumuş, unutmuştum.. bu vesile ile hatırladım.. buyurun..


***

galata semti, taa i̇stanbul’un fethinden beri başıboş.. o yüzdendir ki muhabbet tellalları icra-i sanat için burayı seçmiş..

koltuk meyhaneleri, bitirimhaneler, batakhaneleri ile osmanlı i̇stanbulu’nun başına bela bir semt.. varnalı tahsin diye bir zaptiye ağası çıkmış “ben bunları adam ederim” deyip kolları sıvamış..

çok da gayretliymiş..

önce kadın çalıştıran evleri ekstra vergiye bağlamış.. buna haraç da derler, biz efendiliğimizden özel vergi diyoruz..

vergi̇ belasi
ardından buraya gelip gitmek zorlaşsın fikriyle kayıkçı esnafına “gece vergisi” koydurmuş..

gece elli kuruşa adam taşıyan kayıkçılar temsil, bir liraya adam taşımak zorunda kalınca galata’ya “masraflıdır” deyip gelip giden azalmış..

hükümet adamı bunu yapar da kerhane esnafı karşılık vermez mi?

ev işleten ne kadar mama ve pezevenk varsa aralarında meşveret kurmuşlar.. “evlerimizi de kızlarımızı da kapatalım..” demişler.. yani grev!

“öyle kapatalım ki i̇stanbul’un bekârları kadınsızlıktan bire kadar kırılsın..”

karar uygulanmış..

hem de öyle sıkı uygulanmış ki i̇stanbul’da ne kadar bekâr varsa başını döndürmecesine..

çalışan kadın yoksa sokaklardan gelip geçen kadın da mı yok.. bunlar başlamış sarkıntılığa.. derken tecavüzlere, kadın veya oğlan kaçırmaya..

durum baş belası.. padişah’ın da kulağına gitmiş.. padişah muhabbet tellalı esnafının kendisi ile görüşmek istediğini duyunca öfkelenmiş.. “bre densizler..” diye başlamış söylenmeye..

koskoca hanedan evladı bir padişah.. neyse konuyu devrin içişleri bakanı olan zaptiye nazırı zakir paşa’ya havale etmiş..

grev.. yani̇ i̇syan
zakir paşa meseleyi çözecek lakin “grev” sözcüğünün ne mânâya geldiğini bilmiyorlar..

aklı erenler grevin ne olduğunu anlatmışlar ama bu kez de paşa lafı kıçından anladığı için “neee! i̇syan haa!” diye köpürmüş..

koskoca osmanlı üç beş pezevenkle pazarlık edecek değil ya! “yürüyün” demiş zaptiyelerine.. “doğru galata’ya..”

yürü demesi kolay.. ayak takımı, başıbozuklar yoları tutmuş.. zaptiye geçemiyor.. ahali de işe karışınca olay resmen isyana dönüşmüş.. sivillerle zaptiyeler, yani devrin polisi birbirine girmiş.. çevrede ne bina camı çerçevesi kalmış ne dükkân vitrini..


***

sonunda zaptiye, galata’da asayişi sağlamış ama bu kez şehirde “cinsel suç” patlaması olmuş.. özellikle de fiili livâta denilen türden.. çünkü kadın, kız korkudan sokağa çıkamıyor.. libidosu azmış abaza takımı yoluna çıkan genç erkeklere saldırıyor..

üstelik bu hayta takımı üçer, beşer hatta daha fazla kalabalıklarla dolaşıp topluca icraat yapıyor ki devrin kalem erbabı bunları “tecavüzan takımı” olarak anıyor.. futbol takımı sanki..

gözü kara paşa
zakir paşa kendi kendine “iş başa düştü” demiş.. kararını vermiş.. gidip bu serserilerin elebaşları ile görüşecek.. nasihat edecek.. gözdağı verecek..

sonunda onları yola getirecek..

“paşam gitme üstlerine” demişler.. “bunların yanına zaptiye dahi yaklaşamıyor.. maazallah senin dahi canına kast ederler..”

söylenenler paşa’nın bir kulağından girip öbüründen çıkmış.. arabasını hazırlatmış.. peşinde üç beş de atlı zaptiye..

nezaret binasından bir hava, bir çalım çıkmış.. i̇stikamet serserilerin elebaşıları.. i̇stihbaratı var.. elebaşılar filancanın bostanında âlem yapıyor.. gidip onları işret üzerinde basacak.. birkaç saat sonra tek başına, perişan halde dönmüş.. yakalık bir yanda, boyunbağı bir yanda.. fesin kalıbı bozulmuş.. üst baş toprak içinde..

ardındaki zaptiyeler yok.. yürümekte zorluk çekerek, bacaklarını ayıra ayıra makamına zor çıkmış..


***

“aman paşam n’oldu?” diye başına üşüşmüşler..

başına gelenler paşa’nın ağırına gittiği için galata esnafının üstüne gittiğini söyleyememiş..

önce emirlerini saymış..

“varnacı tahsin tevkif edilsin.. kayıkçı vergisi kaldırılsın.. bana bir de cerrah bulunsun..”

sonra anlatmış..

“benim makriköy’de kestaneliğim vardı.. oraya gitmiştim.. dönüşte araba kazası geçirdim..”

makriköy dediği bugünün bakırköy’ü.. kestanelik baba yadigârı..

o günden sonra nazırın adı “kestane zakir paşa” olmuş.. devlete hizmeti çoktur..

dilimize de “kestaneyi çizdirmek” gibi teknik bir terim kazandırdığından türk dil kurumu esnafınca hayırla anılır..

aleme ibret ola!

kaynak :
http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&Newsid=110597&Categoryid=4&wid=1
bu başlıktaki 1 giriyi daha gör