kevir

dilbeste dilbeste
ali şeriati 'nin fecr yayriınları arasından çıkan muazzam eseri.öyle bir kitab ki ali şeriati kitabı yazarken ilk defa kullanılan kelimelerden oluşmuş.kitabın özellikle sevgi aşktan üstündür kısmı aşk ile sevgi arasında mukayese yapmış ali şeriati gibi devrim, siyaset din üzerine yazılar yazan bir yazarın kevir ve hac kitabları onun aslında ne kadar büyük duygu ve düşünce adamı olduğunu adeta gösteriyor.kevirden:

aşk , büyük güçlü bir kandırmacadır.oysa sevgi sonsuz salt dosdoğru,içten bir doğruluktur.
aşk, denizin içinde boğulmaktır.oysa sevgi, denizin içinde yüzmektir.
aşk, görme duyumunu alır;oysa sevgi verir.
aşk, kabadır, şiddetlidir.bunula birlikte dayanıksız, güvensizdir.oysa; sevgi tatlıdır, yumuşaktır.bunun yanısıra dayanıklı, güven içindedir.
aşk, hep kuşkuyla bulunur.oysa;sevgi baştan başa kesin inançlıdır.kuşkuya yer vermez.
aşktan içtikçe kanarsınız, sevgiden içtikçe susarsınız.
aşk korundukça eskir; oysa sevgi yenilenir
aşk tad aramaktıra,oysa sevgi sığınak aramaktır.aşk, aç bir düşkünün yemek yiyişidir.oysa sevgi '' yabancı bir ülkede dildaş bulmaktır'' der.
indie regandi indie regandi
#5234308 no'lu girisi ile aklı sıra siyaset yapmıştır. her konuya ''rte, gemicik, ananı da al git'' türünde kelamlar ederek olağanüstü ayar verdiğini sananlar topluluğuna yeni bir bireyin katıldığını görmek gerçekten güzel.

tüm dünya devletlerinin konuştuğu, son yılların en büyük siyasi krizi olarak kabul edilen bir müdahale ile gemicik bağlantısını kurabildiği için kendisini gerçekten kutluyorum. millet uluslararası hukukun ihlalini tartışıyor, ortada israil'in öldürdüğü ve denize attığı iddia edilen insanlar var ve bir katliam yaşanmış ama birileri halen iç siyaset yapacam, kafamı dışarı çıkarmaycam, dünya umrumda değil diyebiliyor ya, bravo diyorum, bırağvo!

sonra niye gelişemiyoruz, niye bizi hor görüyolar oluyor. niye acaba?
puxa vida puxa vida
"gözleri bulut rengindeydi, yok, melekut rengindeydi, atmosfer, kurşuni ilksizlik sabahı rengindeydi, ruh... rengindeydi. haaa! anladım; gözleri tümüyle ruh rengindeydi, ruh ne renktedir? ruh mu? bilmeyecek ne var?
ruh tümden ne renktedir, ne renktedir... onun gözleri rengindedir.
buğu ne renktedir? onun gözleri renginde değil midir? gözleriyle düş kuruyor, gözleriyle düşünüyor gibiydi, gözlerinin bir yerler gördüğünü sanmıyorum.

ben şimdi düşlemimde bir odağa dalmışım, gözlerim durgun bir delinin gözleri gibi gizemli bir korku içinde göremez olmuş, kıpırdamaz olmuş, açılıp kapanmayı unutmuştur.
yanılmayasınız, bunlar birilerine ilişkin söyleyerek duymasını istemediğimiz sözlerden değildir, yok, bunlar bir şey değil, buna benzer söz çoktur, çok da değersizdir, herkesin böyle sözleri olur, birilerine, bir seslenilene söylenecek sözlerden söz ediyoruz biz, ondan başkasına söylenemeyecek, ondan başkasına söylenememesi gereken, bununla birlikte onunda
duymaması gereken sözler, yüce, güzel tatlı sözler bunlardır, seslenilenin bile namahrem olduğu sözler!

bu nasıl söz? bu nasıl seslenilen?
bulunmadıklarında bulunduklarından daha çok "var olan" kimseler! yer yer duymamaları gereken sözlerin seslenileni olan kimseler bunlardır işte, kendileriyle hep konuşur durumda olduğunuz kimseler bunlardır, güzel sözlerimizi de bunlara söyleriz hep, duymalarını istemediğimiz sözleri, hep yazıp ta göndermediğimiz mektupları da bunlara yazarız.
özgün sözler, "duyulmak" için söylenen sözler değildir, "söylenmek" için söylenen sözlerdir. özgün yazılar "okunmak" için yazılan yazılar değildir, "yazılmak" için yazılan yazılardır.

kuşlara benzer duygular. nereden gelir bilinmez. kâh çığlık çığlıktır, kâh sesleri işitilmez. bağrında güneşler tutuşmuyorsa selamlayıp geçerler seni. kuşlar soğuk iklimi sevmez.
aşk sevenin içinde varolan bir güçtür. kendisini sevgiliye çeker. oysa sevgi sevilende varolan bir albenidir. seveni sevilene götürür. aşk, sevgiliye egemenliktir. oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.

birden içime şu korkunç soru düşüvermişti: "ben hangiyim?"
ruhunun bu kaygıyı duyumsayabilecek oranda büyük, geniş olduğunu düşünüyorum. kişinin kendini kendi içinde yitirmesinden daha korkunç ne olabilir? kişinin kendi içinde... ne desem?.. kendisiyle iç içe olmuş, kendilerini kendisi gibi göstermiş... yabancılar olmasından daha büyük bir yıpranış olabilir mi? şimdi ben kim olduğumu bilmiyorum... ne korkunç!"
(bkz: ali şeriati)

fanon'un katkısıyla.