kirazın tadı

roselife roselife
hafif ekşimsi, kekremsi, tatlımsı diye tanımlanabilecek bir tattır. olgunluğuna göre tadı farklılaşır.
not: bir film olduğunu ben de biliyorum, en azından ilk üç giriyi okuyunca öğrendim ama bilmeyenler için kirazın tadını da yazayım dedim. bu arada iranlı mıymış yönetmen?
gaytherıguppak gaytherıguppak
iranlı yönetmen abbas kiyarüstemi'nin (kiarostami değil!) intiharı sorguladığı altın palmiyeli filmi. filmde şöyle bir fıkra anlatılır; "türkün biri doktora gitmiş ve doktor bey nereme dokunsam oram ağrıyor, ayağıma dokunuyorum ayağım, göğsüme dokunuyorum göğsüm ağrıyor der, doktor hiç düşünmeden cevap verir; sizin birşeyiniz yok parmağınız kırılmış"

intihar için daha ne desin kiyarüstemi?
neandertal neandertal
intihar meselesinin bir soru olarak ortaya atıldığı kiyarüstemi filmidir. bakari isimli türk karakterin yaptığı hayat güzellemesi, gündelik küçük dertlerden boğulup intihara meyleden bir insan için yerinde bir öğüt içeriyordu. aklıma ister istemez taranta babuya mektuplar şiiri geldi burda. yaşamak ne güzel şeydi allasen.
ama bazen dutun damağa, gökyüzünün ve güneşinse göze verdiği tat yaşama bağlanmak için yeterli olmayabilirdi. biz bilmiyorduk bediinin acısını. "acımı anlayabilirsiniz ama acımı hissedemezsiniz" diyordu bedii.

yönetmen film boyunca benim doğrum budur demiyor, bir görüş dayatmadan sonlandırıyor filmi. seyirciyi kendiyle baş başa bırakıp bir tefekküre ulaşmasını sağlıyor. kiyarüsteminin izlediğim ilk filmiydi, bana cevaplar vermek yerine sorular sorması çok hoşuma gitti.
konusulacakseylervar konusulacakseylervar
iran yapımı bir dram filmi.

filmde intihar etmek isteyen bir adam kendisini gömmesi için birini arar. bildiğimiz üzerine toprak atacak biri. bu yolculuk esnasında 3 kişiyle bu konuyu paylaşır. her biri ayrı derinlikte,güzel dialoglar şeklinde ilerliyor.

(son zamanlarda yaşadığım iç sıkıntısını bir nebze bile olsa anlatabilmek için sürekli " kendimi gömmek istiyorum" diyorum etrafımdakilere. biraz ironik oldu o yüzden bu konu benim için. hatta bir arkadaşım "toprağı kim atacak üstüne? tamam kuyunu kazdın ve içine girdin. sonra? " demişti. filmdeki adam bunu hayata geçiriyor. )

"acımı anlayabilirsiniz ama onu hissedemezsiniz."
the light in abyssal zone the light in abyssal zone
zamanında hegel bir manavın önünde durur ve ondan meyve ister. manav da hegel'e bir kilo portakal verir. portakalı reddeden hegel: "ben senden portakal değil, meyve istedim" diye ısrar eder. elindekileri sıra sıra sunan manav bir türlü meyveyi bulamaz vesselam.

varlığın dört şekli zuhur eder insanda: dildeki, zihindeki, yazıdaki ve bizatihi. peki kirazın tadı? yazsan kiraz, söylesen kiraz, düşünsen yine kiraz. kirazın bizatihi peki? her tada vakıf olabilir de kavramın kendini bir kaba sığdıramazsın. ölüm de böyle bir şey olmalı.

kiyarüstemi kendi iç muhakemesinde mefhumu tahkim etmiş, etmekle kalmayıp görselleştirebilmiş nadir adamlardan biri. kirazın tadını bilmem ama, onun meyve olmadığını en az hegel kadar iyi bildiğini bilirim.
ila ila
intihar yolculuğundaki karakteri filmin sonunda normal haliyle görmek değişik bir duyguydu. film, çorak ve kahverengi bir fonda ilerlerken, yine filmin sonunda arkaplanda aslında yemyeşil çayırlar ve ağaçlarin da olduğunu görmek çok sarsıcıydı. çünkü biz film boyunca intihara odaklanmış bedii'nin gözlerinden görmüştük rengini yitirmiş dünyayı.

dut hikayesi, bir dutla tekrar hayata dönmek çok dokunaklı ve çok insancıldı. şiir ve kırık parmak da.

son zamanlarda izlediğim filmler içinde en iyilerinden biriydi.