kişisel alan

fermoire fermoire
kişinin mahremiyetinde olan, ona özgü, yalın ve hassas temel kişilik özelliklerinin ve zaafiyetilerinin bulunduğu, kentleşmiş toplumlarda daha geniş olan, görüş, duygu, sır, bilgi, kültür, kural, değer vb. paylaşım filtresi görevi gören, kişisel boşluk da denilen alandır ..
sifoncekici sifoncekici
asla taviz vermeyeceğim alandır. diğer insanlara göre oldukça geniş bu alanım ve bana özel kalmalı.

insanlar onlara anlattığınızı, yaşadıklarınızın ve hissetiklerinizin hepsi olduğuna sanacak kadar aptallar. o yüzden işim zor değil ama bazıları ısrarla girmeye çalışıyor. gerek yok.
yani duyuyoruz yani duyuyoruz
bu alanı ihlal eden yaratıkların kadın versiyonundan bir adet ofisimizde bulunmaktadır. bu yelloz konuşurken bir dudak mesafesine gelir ve 'herhalde öpüşecez lan' diye düşündürtür insanı. az önce limonlu cinseng çayı içmekten bok gibi kokan o bok ağzını dayar insanın suratına. ayrıca kendisini ofisteki hemcinslerinin ortalamasından daha eli yüzü düzgün göründüğünü düşündüğünden kaynaklı herkese dokunabileceğini düşünür, flörtöz takılır bol bol tensel temas sağlar. adeta kolları ile penatrasyona girişir.

orasından burasından et fışkırmasına bakmaz 3 beden küçük kıyafetler giyer. bu 20li yaşlarının sonundaki kadın, platese gider, sözde sıkı karın kaslarını ofiste umarsızca sergiler, memelerinin ortasına yaptırdığı dövmeyi cüretkar bir biçimde açıp açıp gösterir. işin garip tarafı işini doğru düzgün yapamayan bu dallamanın ofiste pek çok emekçiden daha fazla maaş/prim v.s. alabiliyor olmasıdır.

işte kadının hazosu da budur dostlarım. 40 kere söylersiniz 'kişisel alanımdan uzak durur musun' diye. 'ama ben böyleyim, samimiyim, duygusal zekam yüksek, anaçım' der. ben de 'senin ananısikeyim' derim içimden.
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
ülkemiz bir gün devrimle tanışacaksa bunun kişisel alan devrimi olmasını canı gönülden diliyorum.

daha önceki çalışma hayatımda hep tik sahibi olan insanlardan çektim. bu sefer kişisel alanımın taciz edilmesiyle karşı karşıyayım. üstelik tek kişi de değiller.

onca suratsızlığımla, mendeburluğumla arzı endam ediyorum, çalışmaya çalışıyorum, yeri geliyor ağzımı bozuyorum yok arkadaş! yok amk!

genç çocuk, seviyorum da pezevengi, insan gibi konuştum:

+ bak sevgili kardeşim, bana karım bile bu kadar yaklaşmıyor, kaldı ki aramızda cinsi bir münasebet olması da mümkün değil.

= estağfurullah abi!

+ ulan yarrak kafası! o zaman ne demeye sabah sabah sikecekmiş gibi dibime giriyorsun?

= abi andropoza mı girdin sen ya?

+ girdim amk, siktir git yerinde çalış, götünde kurt var sanki. zırt pırt dibimdesin.

= taman abi küstüm ben de

+ inşaallah

yok amk, yarım saat sonra yine dibimde.

bunu gören diğer iki kişi de her gün yanımda. çalışma alanı değil kerhane kapısı sanki. birini kovamıyorum ki ikisini kovayım.

bunlardan biri zararsiz sadece kafa sikmekle kalırken diğeri tükürerek konuşuyor.

abi adamda tik var zaten saniyede bir burnunu cekiyor, hadi ondan geçtim ağzında tükürük biriktirerek konuşuyor, her yerime saçıyor.

bir kahve içip kendime geleyim diyorum adam yanımda bitiyor kahveme, koluma, yüzüme lama gibi tükürüyor abi. yani iyi de çocuk, yaşı da var aslında. bugüne kadar kimse tükürerek konuşuyorsun dememiş buna. ben de diyemiyorum maalesef. kalbini kırmaktansa tükürüğe bulanıyorum. ağzı da durmuyor ki kardeşim. sussa fazla tükürmeyecek. bendeki de umut işte.

valla çok çaresizim. genç olanın kalbini kırabiliyorum, ama kırılmıyor pezevenk, yine dibimde sikecekmiş gibi, hep uyarmak durumundayım. daha yaşlı olanın kalbini kıramıyorum saf bir arkadaş, kıyamıyorum ama her gün tükürük banyosu yapıyorum.

abi muhabbet eden biri değilim, işim bitsin evime gideyim derdindeyim valla bak. zamaninda kime ne kotülük ettim de insanlardan götümü kurtaramiyorm bilmiyorum.