kıssadan hisse

pandalari koruyalim pandalari koruyalim
uygulamalı örneği için*
bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulmak için kanat
çırpıp duruyormuş.
hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın üstüne
düşmüş.
minik kuş çaresiz soğuk karın üstüne ölümü beklerken oradan
geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış.
kuş öyle bir sinirlenmiş ki kanatları donmamış olsa kalkıp
ineği dövecek.
bide bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, yaşama
geri dönmüş.
öyle bir sevinçle ötüyormuş ki oradan geçen bir kedi bunun
sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu boktan çıkarmış, kuş buna da
çok sevinmiş kedi ye teşekkür edecekmiş ki kedi onu yemiş!
bu hikayeden çıkaracağımız 3 anafikir var;


1)her üstüne sıçanı düşmanın sanma!
2)seni her boktan çıkaranı dostun sanma
3) ve en önemlisi: bokun içinde mutluysan, sesini çıkarma!
pandalari koruyalim pandalari koruyalim
tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış;

her birine ikişer erdem vermiş.

isviçrelilere ; düzenlilik ve yasalara saygı ...
ingilizlere ; soğukkanlılık ve asalet ...
japonlara ; çalışkanlık ve sabır ...
italyanlara ; neşe ve romantizm ....
fransızlara ; şarap ve güzel yemekler

türklere ; zeka ve dürüstlük ve tayyip sevgisi ....

meleklerden biri
bu dağıtımdan sonra tanrı'ya sormuş:
'bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama türklere üç tane'.

'evet ama' demiş tanrı 'sadece ikisini kullanabilecekler'

böylece;

bir türk zeki ve tayyipci olduğu zaman dürüst olmayacaktır...

bir türk dürüst ve tayyipci olduğu zaman zeki olmayacaktır...

bir türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman tayyipci olmayacaktır .


(bkz: copy paste)
vizzca vizzca
iki arkadas, hararetle tartışıyormus. tartıştıkları konu, sigara içerken incil okunup okunmayacağı imiş... sonuç alamayınca hikaye bu ya papa'ya sormaya karar vermişler.

papa'nın yanına gidip sırayla sorularını sormuşlar. biri olumsuz cevap alırken diğeri, izin almayı başarmıs.


izin alamayanın sorduğu soru:
- papa hazretleri, incil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim?
- oğlum, incil okunurken tanrı 'yla ilgilenmen lazım. o sırada dikkatinin dağılmaması lazım. o yüzden incil okurken sigara içilmez.


izin alanın sorduğu soru :
- papa hazretleri, sigara içerken canım incil okumak istiyor, okuyabilir miyim?
- oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, incil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.



kissadan hisse:
1) esas olan; aldığın cevap değil, sorduğun sorudur
2) beceri; almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu sorabilmektir...
elmaşekerimanyağı elmaşekerimanyağı
bugün ki kıssadan hisse...

wimbledon'un ilk zenci şampiyonu arthur ashe kan naklinden
> kaptığı aıds'den ölüm döşeğindeydi...
> dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:
> - tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?
> arthur ashe cevap verdi:
> - tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si wimbledon'a kadar gelir, 4'u yarı finale, 2'si finale kalır. elimde sampiyonluk kupasını tutarken tanrı'ya 'neden ben?' diye hiç sormadım. şimdi sancı çekerken, tanrı'ya nasıl 'niye ben' derim?
> mutluluk insanı tatlı yapar.
> başarı ışıltılı yapar.
> zorluklar güçlü,
> hüzün insanı insan yapar,
> yenilgi mütevazi...
> tanrı'ya asla 'neden ben?' diye sormayın.
> ne olacaksa zaten olur..."
bu yılda olacaklar iyilik ve huzurdan yana olsun ...
en güzel örneklerinden biri de budur...
böyle bir nick yok ama olabilir de böyle bir nick yok ama olabilir de
büyük bir kedi, kuyruğuyla oynayan küçük bir kediye sormuş:
'neden kuyruğunu kovalıyorsun? '
yavru kedi yanıt vermiş: 'bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğum olduğunu ögrendim. bu nedenle onu kovalıyorum, yakaladığımda mutluluğa kavuşacağım.'

bunun üzerine yaşlı kedi şöyle demiş:
'gençken ben de mutluluğun kuyruğum olduğuna karar vermiştim. ama şunu fark ettim; ne zaman onu kovalasam benden uzaklaşıyor ve ne zaman kendi yoluma gitsem hep peşimden geliyor.'
ucagustossakası ucagustossakası
biri rabbine ben de yaratırım demiş.
rabb yarat bakalım demiş.
o biri eline toprağa daldırmış,
derken..rabb şöyle demiş:
dur bakalım,kendi toprağınla yap!...
23numara 23numara
ofisimizden bir örnek vermek istiyorum.

"e" ve "b" e-ticaret sitesinin testlerini yürütürken şöyle bir konuşma geçer.

e: nerede hata alıyorsun abi?
b: ürün sepetinde "satın al" butonuna basınca.

kıssadan hisse: her şeyi paranla satın alamazsın.
rserit rserit
bir günü hz. musa gezintiye çıkmış. bir yerde çoban görmüş, ibadet yapıyormuş. yanlış kıldığını gören hz. musa ona doğrusunu göstermiş, ardından oradan gitmiş, suyun üzerinde yürümüş (kızıldeniz olduğu söylenir). bir müddet sonra arkasından çoban bağırarak gelmiş ve "tekrar gösterir misin nasıl yapılacağını unuttum" demiş. çobanın da suyun üzerinde yürüyebildiğini gören hz. musa da çobana demiş ki: "nasıl biliyorsan öyle yap".

e buradan siz çıkarın anlamı.
madafakamanki madafakamanki
pavlov bir gün bara girer. gururlu ve de dik. der ki bana bir viski. sek olsun. barmen peki der ve koyar önüne. teşekkür dahi etmeden bir yudum alır ve barın arkasından bir zil sesi duyulur. pavlov panikle kalkar ve eyvah köpekleri beslemem lazım der. ya işte müslüman kardeşlerim bazen o kadar şartlarsınız ki kendiniz şartlanırsınız farkında olmadan. karar verdim, mübarek nefesimin yettiği her gece sizi bir kıssadan hisse ile aydınlatacağım, derin düşüncelere gark edeceğim. seksten falan umudu kestim çünkü.
huxoo huxoo
bir gün abraham lincoln en sevdiği tiyatro oyunu olan "our american cousin" adlı tiyatroyu izlemek için ford tiyatrosuna gitti.

tabi o zamanlar köleliği bitirmiş herkes tarafından tanınıyor ve seviliyor. ancak bazıları hariç. neyse tiyatro oyunu için özel koltuğuna oturan lincoln oyunu izliyor, zevkle alkışlıyor ve karısına "aha bak burası çok komik" diyip bu tiyatroyu yüz elli kez izlediğini belirtiyor.

ancak bu mutluluğu john wilkes booth bozuyor ve lincol'ü vurarak öldürüyor. neden mi? çünkü köleliği bitiriyor ve herkesle dost samimi ama halkla iç içe olması gerekirken gidiyor özel koltukta tiyatroyu izliyor ve kendisinin üst olduğunu simgelemeye çalışıyor.

işte o an lincoln ölmeden önce hayatı anlıyor ve şunları söylüyor;
"karakter ağaç ise, şan ve şeref o ağacın gölgesi gibidir; biz hep gölgeyi düşünürüz oysa gerçek olan ağacın kendisidir." diyerek aslında kendisinin de gölgeyi düşündüğünü fark edip gözlerini yumuyor.
07 meme ucu olan var mı 07 meme ucu olan var mı
eski zamanlarda bir ülkenin genç, fiziği düzgün ve güzel göğüslü bir kraliçesi varmış.

şövalye stefan, kraliçenin göğüslerinden gözünü alamıyormuş. en büyük arzusu ona kavuşmakmış. fakat bu ilgisinin ortaya çıkmasının kendisine ölüm cezası getireceğinden de eminmiş.

bir gün bu sırrını yakın arkadaşı olan sarayın hekimi heratiyus ile paylaşır. heratiyus bir süre düşündükten sonra stefan bu isteği için yardımcı olabileceğini fakat karşılığında 1000 altın istediğini söyler. stefan hemen kabul eder.

heratiyus kraliçenin hamamda olduğu sırada onun sütyenine biraz kaşıntı tozu koyar. kraliçe giyinir giyinmez hemen kaşıntılar başlar. kral saray hekimini çağırır. heratiyus krala şöyle der:

- bu kaşıntı sarayda başlayan bir salgındır. önceden yaptığımız deneylerde bunun panzehirinin sadece ender kişilerin tükürüğünde bulunduğunu farkettik. sarayda ise bir tek şövalye stefan'in tükürüğü buna uydu. eğer iki saat boyunca bu göğüsleri emerse kaşıntı geçer.

kral çaresizce stefan'i çağırtır. heratiyus bu esnada kaşıntı tozunun panzehirini stefan'a verir ki ağzına doldursun. şövalye iki saat boyunca kraliçenin göğüslerini emer ve dileğini gerçekleştirir.

çıkışta heratiyus anlaştıkları 1000 altını stefan'dan talep eder. stefan ise istediğini elde etmiş, mutlu olmuş durumdadır. heratiyus'un bu konuyu açığa vurmaya cesaret edemeyeceğini bilerek altınları kendisine vermez.

ertesi gün heratiyus kaşıntı tozundan biraz kralın donuna koyar. kral hemen stefan'i tekrar çağırtır...

kıssadan hisse:
- borcunuza sadık olun
- doktorlarla uğraşmayın.
07 meme ucu olan var mı 07 meme ucu olan var mı
çok mutlu bir adamdım…

italyan kız arkadaşım muhteşem bir kadındı ve yaklaşık bir yıl çıktıktan sonra evlenmeye karar verdik. beni biraz huzursuz eden bir durum vardı:

müstakbel eşimin güzeller güzeli kız kardeşi…

yakında baldızım olacak 22 yaşındaki bu afet genellikle daracık mini etekler giyiyor ve neredeyse her zaman sutyensiz dolaşıyordu. işin tuhaf yanı benim yakınlarımdayken sürekli öne doğru eğiliyor ve ben onun önünde de olsam arkasında da olsam beni hep şahane manzaralara maruz bırakıyordu. bu o kadar sık oluyordu ki bunu kasıtlı yaptığından neredeyse emindim, zira yanımızda başkaları olduğunda hiç böyle davranmıyordu.

bir gün bu küçük kız kardeş beni aradı ve düğün davetiyelerini kontrol etmek için gelip gelemeyeceğimi sordu. "elbette" dedim ve yola çıktım.

evlerine vardığımda yalnızdı ve konuyu hiç uzatmadan bana dair karşı konulmaz bir arzu duyduğunu fısıldadı. bunun uygunsuz olduğunu bildiğini ve ablasını çok sevdiğini söyledi. ablasıyla evlenmeden önce sadece bir seferliğine benimle birlikte olmak istiyordu. bu konu aramızda kalacaktı ve bir daha asla açılmayacaktı.

şaşkındım, nutkum tutulmuştu, hiçbir şey diyemeden alev alev yanan gözlere bakıyordum.

- "şimdi yukarı odama çıkıyorum" diyerek gülümsedi. merdivenlerde durup bana baktı. "eğer benimle tek ve son bir kaçamak yaşamak istiyorsan gelir beni alırsın!" dedi. ve göz kırpıp poposunu sallaya sallaya yukarı çıktı.

kelimenin tam manasıyla sersemlemiş vaziyette yukarı çıkışını izledim. bir süre olduğum yerde dikili kaldım. sonra keskin bir dönüş ve kararlı adımlarla ön kapıya yöneldim.

kapıyı açtım ve direkt olarak arabama doğru ilerlemeye başladım. bir de ne göreyim müstakbel eşimin tüm ailesi evin önünde hepsi beni alkışlıyor.

müstakbel kayınpeder gözünde yaşlarla elindeki çifteyi indirdi ve bana sarılıp "küçük testimizi geçmiş olmana ne kadar sevindiğimizi anlatamam damat. kızımız için senden daha iyisini bulamazdık, aileye hoş geldin!" dedi.

kıssadan hisse:
prezervatifinizi daima arabada bulundurun!
3