kitaplardan alıntılar

2 /
frenkeinstein frenkeinstein
biri bana kötü davrandığında kendimi savunabilirim ama övgü ve iltifatlar karşısında savunmasızım. -friedrich nietzsche- adamım nietzsche güzel demiş.
zaferotti zaferotti
beyaz geceler, dostoyevski.

...sakın bana aşık olmaya kalkmayın, inanın bana bu olanaksız bir şey, bu mümkün değil. sizinle dost olabiliriz ancak. işte elimi uzatıyorum ama sevmek, aşık olmak, bu olanaksız…
serlokholmes serlokholmes
yapılan ortak hata farklılığın indirgenemezliğini kültürün ağırlığına, daha doğrusu herkesin "kendi" kültürüyle arasında olduğu varsayılan özel ilişkiye bağlamaktır. kuşkusuz max weber'i okuduğumuz için biliyoruz ki insan, kendi ördüğü anlamlar ağına takılmış bir hayvandır. maddi de olsa hiçbir etkinlik yoktur ki aynı zamanda anlamlar ve simgeler de üretmesin. toplumsal, ekonomik veya siyasi bir olguyu anlamak, antropolojinin faydacılık karşıtı akımının tümünün bize öğrettiği gibi o olgunun "kültürel neden"ini çözmeye dayanır: kısaca, "faydayı oluşturan şey kültürdür."

jean françois bayart- kimlik yanılsaması s. 24
zzhbrlo zzhbrlo
benim alıntım diğer girilere nazaran biraz uzun olacak ama 2-3 dakikamızı ayırırsak, bir baba ile oğul merkezinde geçse de, insan ilişkileri konusunda büyük dersler taşıyor. yeri ve dozu ayarlanmayan eleştirinin nasıl felaketlere, empati ve hoşgörünün ise nasıl büyük kazanımlara dönüştüğü gerçeği ne güzel dökülmüş bir babanın yüreğinden...

dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bir dalga gibi üstüme geldi. bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim. neler mi düşündüm oğlum?

sabah sabah kızmıştım.

okula gitmek üzere giyinirken seni azarladım, çünkü yüzünü ıslak havluyla öylesine silivermiştin. ayakkabılarının kirli olduğunu görünce sana onları temizlettim. bazı eşyalarını yere attığında sana öfkeyle bağırdım. kahvaltı ederken bir sürü kusurunu buldum. yiyecekleri etrafına saçıyordun, lokmalarını çiğnemeden yutuyordun, ekmeğine çok fazla tereyağı sürmüştün. sen oyun oynamaya gidiyordun, bense trenime yetişmek zorundaydım.

bana baktın elini salladın ve "güle güle babacığım" dedin.

ben ise kaşlarımı çattım ve "dik dur!" dedim sana.

akşam üzeri de durum farksızdı.

eve gelirken seni yere çömelmiş arkadaşlarınla bilye oynarken buldum. çorapların yırtılmıştı. arkadaşlarının önünde seni küçük düşürdüm ve kolundan tutup eve götürdüm.bu çoraplar çok pahalıydı ve giymek istiyorsan dikkatli olmalıydın. düşün oğlum bunları sana baban söylüyordu!

hatırlıyor musun? sonra çalışma odama girdin.gözlerinde incinmiş bir ifade vardı. kağıtlarımın üzerinden sana baktığımda bir an için çıkmaya yeltendin. "ne istiyorsun?" diye bağırdım sana.

hiçbir şey söylemeden koşup boynuma sarıldın ve beni öptün. hem de büyük bir sevgiyle. sonra koşarak dışarı çıktın.

kağıdım elimden düştü. bana neler oluyordu? sürekli senin hatalarını buluyordum. seni böyle ödüllendiriyordum. seni sevmediğim için değil bu; senden çok şey beklediğim için. seni kendi çağımın değer yargılarına göre değerlendiriyorum çünkü.

oysa ki senin pek çok güzel özelliğin var. kalbin öylesine yüce ki!

bu gece gelip beni öpüşün de bunu kanıtlıyor. bu gece başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. karanlıkta, yatağının yanında diz çöktüm ve çok utanıyorum. bunları sana uyanıkken anlatsam da anlamazsın biliyorum. ama yarın gerçek bir baba olacağım. seninle oynayacağım. sen acı çektiğinde acı çekecek, sen güldüğünde güleceğim. dilimin ucuna kötü şeyler geldiğinde dilimi ısıracağım. kendi kendime sürekli, "o bir çocuk!" diyeceğim. ben seni büyük bir adam gibi gördüm. oysa ki sen daha küçük bir çocuksun.

daha dün annenin kolları arasındaydın, başını onun omzuna dayamıştın. ah, senden çok şey bekledim oğlum, çok şey bekledim.


(dale carnegie işten ve yaşamdan zevk almanın yolları)
yinebirgülnihal yinebirgülnihal
"dünyada eş yüzler olduğu gibi eş ruhlar da vardır. bunlar diğer ruhların kalabalığı arasında mütemadiyen birbirini ararlar..."

yakup kadri karaosmanoğlu - kiralık konak
takyudin takyudin
kalbim kırılmış, hem de delik deşik olmuştu. soya sosuna batırılmış kalbimi ne zaman birine sunacak olsam tek yaptıkları şey hemen üzerine işemek olurdu.

mo yan
saydam turp adlı kitabındaki terk edilmiş bebek adlı hikayesinden.
avangard jazz avangard jazz
"kalbim kırık, burada oturdum, sıçmaya çalıştım ama sadece osurdum." bunu herkes bilirdi ama alfie, hooker, oklahoma'daki double d steaks'de değişik bir versiyonunu bulmuştu: "taco sosu sıçmak için oturdum, yüküm çok fazla, patlamaktır korkum." ve sr 25'in i-80 ile kesiştiği casey, iowa'dan: "annem beni fahişe yaptı." altına bir başkası eklemişti: "malzemeyi verirsem benim için de bir tane yapar mı?" (tuvaletlerdeki duvar yazıları)

stephen king-karanlık öyküler
supertrampp supertrampp
"madde 22 deki açmaz dedi doktor daneeka. muharebe görevinden alınmak isteyen kimse aslında deli değildir.
tek bir açmaz vardı, o da madde 22'ydi. bu madde, insanın gerçek ve yakın tehlike karşısında kendi güvenliği için endişelenmesinin zihnin rasyonel bir süreci olduğunu belirtiyordu.
orr deliydi ve uçuştan men edilebilirdi.
tek yapması gereken uçuştan men edilmesini talep etmekti; ve bunu yapar yapmaz, deli olmadığı anlaşılacaktı ve başka görevlerde uçması gerekecekti.
orr'un başka görevlerde uçması için deli olması gerekirdi, aklı başında olsa uçamazdı; ama aklı başında uçmak zorundaydı.
uçarsa deli demekti ve uçmak zorunda değildi; ama uçmak istemiyorsa aklı başındaydı ve uçmak zorundaydı.

madde 22'deki bu şartın mutlak basitliği yossarian'ı derinden etkiledi. saygıyla ıslık çaldı. "


madde 22 - joseph heller

(bkz:catch22 )
bıçakçı petri bıçakçı petri
(bkz: devlet)
(bkz: platon)

"adalet ve adil, kelimesi kelimesine başkasının yararına olandır. güçlünün, yöneticinin yararı, fakat kendisine itaat ve hizmet eden tüm tebaanın zararıdır adalet"

"... ama tiran vatandaşların mallarına el koymaya ek olarak bir de onları köleleştirdiğinde yalnız kendi vatandaşları değil, adaletsizliği sonuna kadar vardıran bu adamın hikayesini duyan herkes tirana bu aşağılayıcı isimleri takmak yerine onu mutlu ve kutlu kişi diye anar."
kızıl kahin kızıl kahin
diyebikirsin ki, bir insanı, fotoraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin ? haklısın. belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum... az... sen de fark ettin mi ? az dediğin, küçücük bir kelime. sadece a ve z. sadece iki harf. ama aralarında koca bir alfabe var. o alfabeyle yazılmış o binlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. sana söylemek isteyipde yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. biri başlangıç, diğeri son. ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. yan yana gelip de birlikte okunmak için. aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. sen ve benim gibi...


(bkz: hakan günday)
(bkz: az)
2 /