kitaplardan alıntılar

97 /
güse güse
"şöyle diyor hallac ı mansur:
'bir adam, ancak başkalarına yardım ve infak maksadıyla para kazanabilir.'
erdemliler kentinde kişiler arasında borçlanma yasaktır. borç verme işini sadece devlet yapar. ve borçlanmalarda hiçbir şekilde ve hiçbir miktarda faiz işletilemez."

yaşar nuri öztürk, ebu zerr : emevi dinciliğine karşı mücadelenin öncüsü
güse güse
"mr aylak, profesör snape'e selamlarını sunar ve anormal derecede büyük burnunu başkalarının işine sokmamasını rica eder."

"mr çatalak, mr aylak'a katılmakla kalmayıp, profesör snape'in çirkin bir rezil olduğunu eklemek ister."

"mr patiayak böyle bir budalanın profesör olabilmesine nasıl hayret ettiğini belirtmek ister."

"mr kılkuyruk, profesör snape'e iyi günler diler ve saçını yıkamasını salık verir, pis herif."

j k rowling, harry potter ve azkaban tutsağı
güse güse
"daha önce sadece askerler değil, aynı zamanda subaylar, iyi ailelerden gelen insanlar en kaba kavgaları bir tür cesaret, kışla kültürü, hatta doğal bir şey olarak görüyordu. sokak küfründe uzmanlaşmış olanlar vardı. müstehcen küfürlerini çeşitlendirmeyle övünüyorlardı.

genç subaylar hayata yenilikler katıp ısrarla uyguladı.

'kışla bizim aile evimiz. bizim katedralimiz. rahip için tapınak, öğretmen için okul neyse, kışla da bizim için odur,' diyorlardı.

söz ve eylemleriyle askerlere örnek oluyor, tavsiyelerde bulunuyorlardı:

'kışlaları sarhoşhaneye veya ağız ishaline çevirmeyin. tahtalara tükürmeyin, yerleri temiz tutun. havaya küfür savurmayın, dilinizin temizliğini ve yoldaşlarınızın kulak temizliğini koruyun. küfür köpek havlamasından beterdir. zihinsel ve manevi kültürsüzlüğün belirtisidir. kahramanlığınızı göstermek istiyorsanız asil ve daha güzel yollar arayın.

spor yapın. uzun süre ve iyi yüzmeyi öğrenin. kayak yapmayı, çevik olmayı öğrenin. şarkı söylemeyi, müzik aleti çalmayı öğrenin. güzel dans etmeyi öğrenin.

toplum içinde nezaketi öğrenin. ilgili bir sohbet arkadaşı olun. anlamlı hikayeler okuyun ve dinleyin. onları aklınızda tutun.'

ve genç subaylar en özenli eğitimciler oldu."

grigori petrov, beyaz zambaklar ülkesinde
güse güse
"dr. william bates, columbia üniversitesi'ne bağlı hekimler ve cerrahlar okulu'ndan 1885'te mezun olmuştur.

dr. bates 1886 ile 1896 yılları arasında new york göz ve kulak kliniği'nde, kuzey batı dispanseri'nde ve harlem hastanesi'nde çalıştı. aynı zamanda new york tıbbi ihtisas okulu ve hastanesi'ndeki gözbilim bölümünde öğretim üyesi olarak çalışıyordu. başarılı ve saygın bir göz cerrahıydı.

buna karşın, tıp öğrencilerine uzağı nasıl daha iyi görebileceklerini öğrettiği için fakülteden kovuldu."

leo angart, doğal yöntemle gözlüklere veda
godotyubekleyen godotyubekleyen
niçin bütün anaların yasakları tanrı'nın yasakları gibi kesin değil? değişik yasaklar, değişik aile kızları. anasının "sokak kızı" diye dudak büktüğü kızlar "aile kızları"nı biliyorlar mı, onların yasaklarını, aile yasaklarını? yoksa onların başka, "sokak yasakları" mı var?

(bkz:yürümek )
güse güse
"snellman döneminde finlandiya da aynı durumdaydı. fin gençliği ciddi zihinsel çalışmaya alışık değildi. herhangi bir ciddi ideolojik ilgileri de yoktu. isveçlilere duyulan ulusal nefret ve onlara karşı ulusal mücadele finlandiya'nın rusya'ya katılmasından sonra anlamını yitirmişti. sağlıklı ve maalesef ruhen tembel genç adamlar futbolla ilgilenmeye başladı. finlandiya'da şehirli gençliğin bütün kesimleri salgına yakalanmıştı sanki. büyü köylerde de durum farklı değildi.

futbol salgını bütün bir neslin düşüncelerinin, kalplerinin hâkimi oldu. futbol kulüp ve dernekleri bataklıktaki sivrisinekler gibi, yıpranmış bir bedendeki sivilceler gibi çoğaldı.

sağlıklı 'manda bacakları' zamanın ideolojik bayrağı haline geldi.

snellman ve arkadaşları, gençlerin güçlü beyinler yerine güçlü bacakları tercih etmelerini bir türlü kabullenemedi.

bütün neslin zihinsel ve ruhsal olarak kuraklaşmasını ciddiye aldılar.

'sırf bacak, diz ve ayaklarını geliştiren bu yiğitlerden ne beklenebilir?' diye merak ediyordu suomi'nin kültür havarileri. 'hayatta daha sonra ne olacaklar? anavatanlarına ne gibi yeni manevi değerler katacaklar?'"

grigori petrov, beyaz zambaklar ülkesinde
güse güse
"snellman ve arkadaşları büyük ispanyol yazar cervantes'in uyduruk şövalyelerin maceralarını anlatan aptalca romanlarla dalga geçtiği kitabı don kişot'u hatırladılar.

snellman ve arkadaşları, 'eğer ispanya'nın en büyük dehası savaşmayı gerekli bulduysa bir ülkenin aptal romanları okumak gibi bu aptalca tutumu masum ve önemsiz değil,' diye düşünüyorlardı.

'bu romanlardaki aptalca uydurmalar ülkedeki tüm okuryazar insanları zihinsel tembelliğe götürür. halkı, geri kalmış vatanlarının yaşamını düşünmezler. insanlarının ekonomik, sosyal, zihinsel ve ahlaki kalkınması için çalışmak istemezler.

bu bakımdan çıplak sayılırlar. bu doğrultuda ne düşünce ne kalp ne de iradelerini çalıştırıyorlar.

insanlar günler, aylar, yıllar boyunca aldanıyor, fantastik hikâyelerin anlatıldığı romanlar okuyorlar. bir şey yaptıklarını düşünüyorlar…'

ülkede kültür emekçisi yoktu. halkın zihni uykudayken cehalet artıyor, kabalık ve yoksulluk büyüyor, devlet gittikçe zayıflıyor, ahlaki, zihinsel ve ekonomik iflasa doğru gidiyordu.

ya ülkenin yeniden canlanmasını bekleyen, biraz eğitim almış insanlar ne yapıyordu?

onlar da aptalca ama büyüleyici uydurma hikâyeler okumaktan sarhoşlar.

'ah, ülkemizde yazarların anlamını ve önemini idrak edemiyorlar,' diye düşünüyordu snellman. 'hem zamanımızın hem de halkımızın ustaca hicivleriyle bir cervantes'e, bir swift'e ihtiyacı vardır. zavallı düşüncelere, küçük ruha sahip halklara böyleleri gerek.'"

grigori petrov, beyaz zambaklar ülkesinde
clitor eastwood clitor eastwood
"'biliyorum' dedi, 'biliyorum.'
ama nedense bir süredir erteliyordu, ona çok söyledim.
hani şu beyaz zemin üzerine yeşil puantiyeli olanlardan almasını önerdim.
helyum gazına aşina olduğunu, çorabının tekinin hâlâ kayıp olduğunu ve artık iyi okuyamadığını söyledi.
içerlemiyormuşçasına baksam da olamadı. içerlemiş bakıyor hâline büründüm.
ben de bildim."

albert behiçman - klor
güse güse
"new york göz ve kulak kliniği ve diğer kurumlarda çalışırken yılda ortalama 30 bin çift göz inceliyordum. bu vakalar arasında çok sayıda kendi kendine iyileşme ya da bozukluğun biçim değiştirmesi durumuna tanık oluyordum. bunları görmezden gelmem ya da kendimi geleneksel açıklamalarla tatmin etmeye çalışmam-ki bu tarz açıklamalar mevcuttu- söz konusu olamazdı. bana göre bir açıklama doğru ise, her zaman doğru olmalıdır. bunun bir istisnası olamaz. kırma kusurları (refraktif kusurlar) denilen, gözde ışığın kırılmasıyla ilgili bozulmalar geri döndürülemiyorsa, ne kendi kendilerine iyileşmeleri ne de biçim değiştirebilmeleri mümkündür.

zamanla keşfettim ki miyopi ve hipermetropi, tıpkı astigmatizma gibi irade sonucu ortaya çıkabilir. miyopi de bizim uzun zamandır sandığımız gibi gözlerin yakın noktalarda kullanılmasından değil, uzaktaki nesneleri görmeye çalışırken meydana gelen bir kasılmadan kaynaklanıyor. benzer şekilde hipermetropi de yakındaki nesnelere bakıldığında gerçekleşen bir kasılma nedeniyle oluşuyor. özetle kırma kusurlarının hiçbiri daimi bir bozukluğa işaret etmiyor."

dr. william h bates (1860-1931)

leo angart, doğal yöntemle gözlüklere veda
güse güse
"kızgın bir sesle konuşan vahşi, 'eğer tanrı' yı biliyorsanız niye onlara anlatmıyorsunuz?' diye sordu. 'tanrı hakkındaki bu kitapları niye vermiyorsunuz insanlara?'

+'onlara othello' yu neden vermiyorsak, bunları da aynı nedenle vermiyoruz; eski insanlar da, yüzlerce yıl öncesinin tanrısını anlatıyorlar. şimdinin tanrısını değil.'

-'ama tanrı değişmez ki.'

+'insanlar değişir ama.'"

aldous huxley, cesur yeni dünya
güse güse
"resmi toplantıda snellman şunları söyledi:

'fin gençlerinin sporla meşgul olmasından memnunum. makul seviyede, çeşitli egzersizlerin büyük bir eğitim değeri var. filozoflar diyarı antik yunan jimnastik, güreş, koşu ve gülle atma gibi aktivitelere büyük önem veriyordu.

egzersiz vücudun esnekliğini ve hareketliliğini geliştirir. vücudu inceltir, yürüyüşü hafifletir, hareketleri güzelleştirir.

şehirdeki hareketsiz yaşam, boğucu evler bedenleri hırpalar, kasları zayıflatır. kanı zehirler. insanları ağırlaştırır.

uzun süren başarısız okul müfredatı da faydalı olabilecekken, tersine beynin yıllar, isimler, formüller, ölü yasalar gibi kuru bilgilerle dolmasına sebep olur.

almanya'da okullardaki birçok çocuk gözlük takıyor. görme güçlüğü çekiyorlar. şehirlerde çoğu çocuk sırt sorunları yaşıyor. bacakları incecik, kolları zayıf, yüzleri solgun. havasız kalmış bitki gibiler. onları şehir dışına çıkarın ki, koşup zıplasınlar, çimlerde oynasın, derin derin nefes alsınlar. buna zorlamak gerek hayatta.'"

grigori petrov, beyaz zambaklar ülkesinde
97 /