kitapların en iyi giriş cümleleri

4 /
kurbağalara bakmaktan geliyorum kurbağalara bakmaktan geliyorum
"kahvenin kabaca yontulmuş kapısı sert bir tekmeyle ardına kadar açıldı, içeriye, elinde bir toplu tabanca tutan zeynel'den önce, tozla toprakla birlikte, dışarda denizi kudurtan lodos girdi. zeynel önce kapıda bir an ikirciklendi, sonra ağır, temkinli, eşikte durup yolu kesti,
tabancasını ihsan'a doğru çevirdi, üst üste ateş etmeye başladı. kahvedekiler bir an öylece dondular kaldılar. "

yaşar kemal / deniz küstü
neverendingblueroad neverendingblueroad
"bir gün öyle bir an geldi ki, kötü biri olmaya karar verdim, taştan bir kalple kurtulurum sandım ama çok geçti artık, tüm vakitlerin sahibi silahına benden önce davranmıştı, şahane bir tebessümle bastı tetiğe, kurtulamadım, günaha girdiğimle kaldım. şimdi önümarkamsağımsolumüstümbaşımyüzümgözüm tövbe...

murat uyurkulak - merhume
gidenlerden gidenlerden
"sen bir rota çizmiş olsan da kesinkes, yolun hep bir planı vardır senin hakkında. yolları yolculuk, yola çıkanı yolcu yapan budur. aldanmazsan, kapılmaz ve yanılmazsan varamazsın yolun gideceği yere. yolculuğun gizi budur: kaybetmezsen yolunu bulamazsın aslında.

bir soru'n olmali mutlaka. o soruyu sormalısın, kimsenin anlamadığı bir dilde konuşan ve hep aynı cümleyi tekrar eden bir derviş gibi döne döne aynı soruyu sormalısın. cevap, başta tahmin ettiğinden ne kadar uzakta ise gerçeğe o kadar yakındır. sarsılmamışsan, soru'nu kaybetmekten korkmuşsan, hiçbir yere gitmemişsindir aslında.

düzenin bozulmalı. evden çıkmak budur aslında. yolculuk, bir düşmek ve kalkmak meselesidir. eve yaralarla dönülmüyorsa hiç gidilmemiştir...

sadece uzaklara gelenler bilirler evlerinin kokusunu. yollara, evlerimizi anlamak için çıkılır. fakat yolda bulduğun cevaplar eve geldiginde, yakalanmış kelebeğìn renklerinin sönmesi gibi parça parça dağılır. yola ait cümleler, yazıktır ki hep yolda kalır. onlar, yolun cevaplarıdır. döndüğünde anlatacağın hep biraz renksiz bir hikayedir. cevaplar, suyun altında çok renkli görünen ama sudan çıkarıp kuruduğunda renkleri sönen çakıl taşları gibidir. bu, sana öyle gelir. oysa yeni çocukların yeni yollara çıkması için o çakıl taşlarını getirmek, sözün bûyülü suyuyla yeniden ıslatmak, renklerini yeniden canlandırmak gerekir.

göz doyar mı? ne kadar görse, doyar? bazı gözlerin ne görse öğüten bir bakışı vardır; doymaz kapanana kadar. akıl kaç soruyu cevapladığında soru sormaz artik? belki akıl, cevapladıkça çoğaltır sorular. kaç yüz gördüğünde görmüş olursun bütün yüzleri? kaç tanışma sona erdirir şaşırmayı? göğüs ne zamana kadar dolmuş olur aldığı nefeslerden? son nefesini verdiğinde mi?..

bazısı insanlarin, durulmadan ölür. kimisi yosun tutmaz hiç. dünya ve insanlık, o insanlarin hayalleriyle iyileşir."

ece temelkuran - "biz burada devrim yapıyoruz sinyorita"
çilekli çilekli
"yalnızım." bunca acı tek bir söze nasıl sığabiliyordu.
cezmi ersöz - şizofren aşka mektup

kazalar en beklenmedik zamanlarda hem de tüm şiddetiyle buluverir insanı, tıpkı aşk gibi.
andrew davidson - zebani
4 /