kız kadın polemiğine kesin çözüm

1 /
yedinin yedincisi yedinin yedincisi
ben kıyafetine bakarım:

pembe, beyaz, sarı tonları tercih etmiş. hello kitty'li filan aksesuarı olana: kız

daha böyle, siyahımsı, kırmızımsı, olmadı koyu yeşil filan (kadın dünyasında, tekstil sektörü renklidir beyler, paletim yetse dilim yetmez hepsini dökmeye) daha çocukluktan sıyrılıp olgun tonları tercih edene, plastik takılardan metallere geçiş yapmışına: kadın

bordo olsun, vişne çürüğü olsun, kızıl olsun, dantelli fileli şeyler olsun bunun gibi er kişi gözüne pek hoş gelen renkleri, detayları kullanan hatun kişiye: gadunn

hiç bir şey giymeyene: ...(e susmak lazım bir yerden sonra)
bluesky bluesky
30lu 35li yaşlarına kadar doğasına uygun ve meşru yaşama şansı olmayan, sürekli kız kadın polemiklerinin içinde yer almak ve kız peşinden koşarak kadınların egolarını tatmin etmek zorunda bırakılan kadın kölesi haline getirilmiş erkeklerin bilim, sanat, felsefe vs.. adına birşey üretebilmelerinin mümkün olmadığını düşününce merakla beklediğim çözüm.
sageeth sageeth
ingilizler kendi adlarına çözümü bulmuş. zamanında mrs ve ms ayrımını yaparlarken, günümüzde artık böyle bir ayrımın hakaret boyutunda olduğunu kabul edip topluca tüm dişi bireylere "miss" olarak hitap etmekteler.

ha, bana kalsa gereksiz dert yaratmaktan başka bir bok değil şu kadın, kız, bayan muhabbeti. kimin canı ne istiyorsa onu desin, kime ne zararı var yani. bundan da bir mağdurluk, ayrımcılık yaratmak pis beyinlerin işi olur sadece.
li 10 li 10
kız(-18) , kadın (+18). bayan yerine "hanımefendi" diye hitap etmek çok zor olmasa gerek. önce zihin yapısını değiştirmek gerek. "sorun edilecek bir şey mi?" diyenler çıkacaktır elbet ama işte alışılan şeyleri değiştirmek konuşma konforlarını bozduğu için ve o kalıpları kıramadıkları için, sindiremeyip "çok mu dert sanki" diyip geçiştirirler. daha gidilecek çok yol var bu konuda. bilhassa bu son 20 yıl herkese iyi yedirmiş normalleşmeleri herkese.
bsrkknn bsrkknn
evlendikten sonra eşimin akrabası kadınlar günü için paylaştığım gönderinin altına " ilk kadınlar günün kutlu olsun" diye yorum yapmıştı. yok ingilizler falan, bizim toplumda kafalar beyle.
1
huxoo huxoo
modern insanın yaşam koşulları geliştikçe oluşturduğu 'sorunlar' daha çok bireyselcilik düşünce biçimine göre şekilleniyor. bununla birlikte insanın gelişmesinin en büyük nedenlerinden biri de her dönem kendisine sorun yaratabilmesidir. çünkü sorunlar ardından çözümleri doğurur. yağmur meselesi. yağmur yağıyor ve ıslanıyorum. buna nasıl çözüm bulabilirim? yağmurun yağması sorun değil, yağmur bir doğa olayıdır ve yağacaktır elbette. ancak sapiens'in ıslanması sorunun ta kendisidir. en nihayetinde sapiens'in dış görünüşü zarar görüyor ve toplum tarafından ayıplanabilme ile karşı karşıya kalıyor. ancak dediğim gibi olay tamamen bireylerin 'gelişimi' ve dönemsel farklılıklar ile alakalı. i̇lkel atalarımızın en büyük sorunu 'yarın beslenebilir miyim' düşüncesi olur iken yağmur onlar için bir nimet meselesi durumundaydı. bugün sömürü altında olan ve diğer ülkelere oranla gelişmemiş afrika için de yağmur bir çok anlama sahip. afrikalı bireyler yağmur yağınca tüm estetik kaygısının varlığından bi haber ıslanmak için can atıyor.

gelişim adı altında fazlasıyla egomuzun varlığını tatmin etmeye çalışıyoruz. çünkü temel ihtiyaçlarımızın karşılanması sonucu refah içinde başka olgulara yönebiliyoruz. 'madem yaşamımı kısıtlayacak herhangi bir olgu tarafından baskılanmıyorum o zaman egom ve toplum tarafından yeni sorunsallar oluşturabilirim' düşüncesi ile hareket ediyoruz. çünkü dişi ağrıyan 'bilinçsiz feminist' bir bireye gidip 'naber bayan' derseniz en fazla 'aaa-uuu' sesleri ile karşılaşırsınız. i̇şte bu noktada modern insanın 'çıkarının' nasıl işlediğini anlamış olmalısınız.

gayet sağlıklı bir birey için 'kansere' tedavi bulunması, konfor alanında rahat rahat uyuyan için sokakta buz gibi havada uyuyan bir birey veya su içmesinin tamamen normal olduğu bir birey için susuzluk yüzünden ölen başka bir birey gayet açık ve net gram 'umurunda' değildir. çünkü kimse 7/24 başkalarının sorunlarını düşünemez değil mi? hee birde toplumun dayattığı 'iyi olma' çabası var. i̇yi biri olmak için kanser olanları, sokakta yaşayanları ve susuzluktan ölenler için üzülmeli ve hatta harekete geçmeliyiz. neyse siktir edin şimdi siz bunları. burada ki kilit noktalar 'başkalarının sorunlarını hep düşünemememiz' ve 'toplum baskısı'. bu iki olgu yanyana gelince 'ultrasüpersoniküstün' modern insanların yüzüne fütursuzca kahkaha atasım geliyor. skjdldkdldkdkxkkdkd.

kız-kadın-bayan-hanımefendi-dişi

bakın bu kavramlar sizlerin yozlaşmış zihinlerinde yukarıdaki gibi sıraya dizilmişler. her biri genel olarak aynı kapıyı zorladığı halde içinden bazılarını tutup çekiyorsunuz ve size dayatılan algının merkezine oturtuyorsunuz. bu algı, körpe zihninizi manipüle ettiği için yaşam içerisinde bu algının varlığını benimsiyorsunuz. ondan sonra toplumsal normlar altında başkalarına satıyorsunuz. sizler birer hiçliksiniz. ne kadar aptal hayatlarınızı anlamlandırmaya çalışsanız dahi ortalama 70 yaşında öldüğünüzde hiç yaşamamışsınız gibi olacak.

her gün medya ve toplum tarafından size dayatılan algıların farkında olun. bilinçsizce bunları yemeyin. kendiniz olmaya çalışın ve her şeyden önce kendinizi şekilden şekile sokmayın. i̇şte polemiğin çözümü budur.
maça tangasını vuran adam maça tangasını vuran adam
benimle yaşıt ya da daha gençse kız, büyükse kadın.
tabi insanların kimliğine bakacak değiliz, görünüş itibariyle benden genç olup olmaması diyelim.
60 yaşında geldiğimde 55 yaşındaki bir kadına bakıp "hmmm ne güzel kız" diyeceğim mesela.
topalkırkayak topalkırkayak
kendimce riskli olduğunu hissettiğim durumlarda hatun ve hanımefendiyi tercih ediyorum. bayanı hiç kullanmıyorum. mayınlı arazide dikkatli adımlarla yürüyorum.
1 /