kız lisesi

muzevir muzevir
teneffüse giriş çıkış zillerinin "für elise" melodisi çaldığı zillilerin okulu.

diyeceksiniz ki "hepsi zilli mi ki bunların böyle bir tanımlama yapıyorsun?" hemen söyleyeyim benim böyle bir başlık açmaya niyetim yoktu. çünkü bendeniz ne hala sadece kızların gittiği orta çağ zihniyetli manastır bozması okulların varlığından haberdardım, ne de böyle bir okulun arka bahçe duvarı dibine bitişik bir evde oturmaya niyetliydim, her şey kendiliğinden oldu. kaldı ki insanların hayatlarında mutlaka zilli bir dönemleri oluyor ve bu dönem her nasılsa lise yaşlarına denk geliyor; anlatınca siz de göreceksiniz ve bana hak vereceksiniz.

memlekete döneceğim vakit benim için ev arayan arkadaşıma, "deniz de görsün" diye tutturmuş olmasam, arkadaşım bir yanı deniz kıyısında koşu parklı, çay bahçeli bir parka yüksekten bakan bir yamaca, diğer yanı tadilat göre göre sütun ağartmış eski bir rum konağından bozma bir okula bakan iki katlı ve bahçeli eski evimi bulmayacaktı bana, ben de rahat edecektim. evin yalnızca arka bahçesi vardı ve o da denize bakıyordu efendim, dolayısıyla benim birinci katta kendime çalışma mekanı eylediğim odanın pencereleri, bu okulun öğrencilerinin okula giderken yahut çıkarken kullandıkları tek sokağa bakıyordu mecburen. anlayacağınız bu tenha ve sakinleri bencileyin tümüyle tekaüt mahallenin tek gürültülü sokağı burası ve benim o sokaktan taşınma nedenim kesinlikle gürültü filan değildir.

hayır, özellikle hayatımın son on yılında özellikle uzak durmaya çalışmış olsam da şikayetim gürültüden değil artık. bu gözleri yeni açılmış sığırcık yavrularının bu kadar tehlikeli olabileceklerinden başta habersizdim. dolayısıyla ilk günlerimde perdeleri ve içtiğim sigaranın dumanını normal armosferle karıştırmak amacıyla pencereleri açık tutmamam için hiçbir sakınca görmedim ve bu başıma çok işler açtı.

önce masum sorularla başladılar, hatta anımsıyorum, masamın başına oturmuş erika kökü pipomu temizleyip bir an önce küba tütünüyle doldurarak rio'dan kendi elceğizimle satın aldığım kahvemi hazırlayıp günlük yazımın başına oturma hevesi içindeyken "pardon, saatiniz kaç?" diye bir ses duymuştum ilk. pencereye döndüğümde pembe bereli başını hafif yana devirmiş vaziyette ve tam da açık pencerenin ortasında tutan, atkısı beresiyle takım pamuk prenses kılıklı o kızı görmüş ve aslında onun pencereme zehirli elma getiren cadı olduğundan habersiz masumca söylemiştim saati. bilmiyordum ki mahallenin en azılı kliğinin reisiyle hasbıhal içinde olduğumu.

sonraki günlerde başka kızlardan başka sorular geldi ki hepsi aynı çetenin üyesi imişler ve bunlar epey kalabalıkmış, ama tek tek geldiklerinden ben anlayamamışım, önce genel, ama gittikçe özele inen sorularla devam ettiler: "bugün çarşamba mı?", "biraz önce buradan siyah anoraklı bir kız geçti mi?", "siz ressam mısınız?", "boyunuz kaç?" vb. soruları bir sabah ansızın zilin çalınmasını müteakip pencerede ilk beliren pamuk cadının kapıdaki görüntüsünden yükselen "ya afedersiniz, tuvaletinizi kullanabilir miyim?" sorusu izledi.

efendim, şunu itiraf etmeliyim ki bendeniz o sokağa taşınırken yeni bir "lolita" romanı yazmak peşinde değildim. ancak andropoz eşiğindeki her erkeğin orta yaş bunalımları vardır ve üzerindeki üniforma çıkarıldığında, küçüklükten beri bolca aldığı vitaminlerin etkisi hemen görülebilen ve art arda dizildiklerinde insanda pirelli takvimi duygusu uyandıran bu cennet bahçesi tasvirinin her nasılsa fausto izlekli goethe betimlemesinin cehennem bölümüne dönüşebileceğinden habersiz kılar insanı hormonları. üstelik bir de aldığımız oksijeni ciğerlerimizde ayrıştırıp kana yükleyerek bedenimizin diğer yerlerine gönderme aktivasyonumuzun ki bunun yüzde yirmisini beynin kullanması gerekir sinirsel bağlantıları yapma bakımından, salt erkeklere has bir ters tezahürü gerçekleşir böyle anlarda; bir yere çok yüklenildiğinde beyne kan gitmez pek ve yeni sinir uçları bağlantıları yapılamadığında yorumlama yeteneği çalışmaz olur.

yine de açıklamaların kendimi affettirmeyeceğinin farkındayım, çünkü ben kendimi affetmiyorum. çünkü ben de liseli oldum, okulları doldurdum, o yaşlarda ne denli deli aktığını kanın ki bunu zilli kelimesiyle açıklamıştım bu başlığın ilk paragrafında daha önce, evet, epey uzakta olsalar da anımsıyorum. ancak onlar salvador dali beyin meşhur sözüne atıfta bulunarak söyleyeyim, geleceği anımsayamadıklarından henüz, yaşlılığın ne olduğunu bilmiyorlar ki bunu da bir üst paragrafta açıklamıştım.

neyse efendim, bu ilk tuvalet muhtıralı kapı açışın sonrası geldi, gelenler gidenler, okuldan kaçıp evimde film izleyenler filan derken bunlar benim evi temizlemeye, bulaşığımı çamaşırımı yıkamaya, ortalığı toplamaya filan başladılar. işin ilginci aralarında hiçbir kıskançlık yoktu başlarda, bir haremin sıradan yahut gözde cariyeleri gibi davranıyorlardı. hatta evden çıktığım zamanlarda sokaktan geçerken duvar dibinde sigara içen başka kızların bana laf atmasına engel oluyorlardı ki bu da başka bir konudur, hayatımda duymadığım laf atma biçimleri öğrendim ben bunlardan.

hayat böyle devam ederken yaşıtım bir arkadaşım evime geldiğinde durumu görüp beni uyarmasaydı barış manço gibi bir bahar akşamı rastladım size, sevinçli bir telaş içindeydiniz misali geberip, yok, adama ayıp oldu, ölüp gidecektim herhalde, ama bu kadar da sorunlu olmayacaktı hayatım. "ne yapıyorsun sen, valla hapislerde çürürsün." dediğinde önce kıskandığını düşündüm, ama haklıydı, buna bir dur demek gerekiyordu.

önce pencereleri kapattım ve kapıyı açmamaya başladım, ancak bu tutumum çetenin hoşuna gitmedi. saatlerce kapı dibini, pencere önünü beklediler, müzik bile açamadan günlerce oturdum evde. migrosnet'e sipariş verdiğim paketlerin gece ikide gelmesi için artı para ödemeye bile razı oldu, çünkü o saatlere dek nöbet tutanlar oluyordu aralarında. evin duvarlarına "fuck you", "muzevir must die" yazıları döşendiler. hatta bunlardan kurtulmak için sevgilimmiş gibi davranmaya razı olan bir arkadaşımı sokak dibinde kıstırıp çok kötü dövdüler, çıkıp kurtarmaya bile kalkışmadım, öyle bir fecaatti yani.

tek çare evden taşınmaktı, öyle yaptım. çevresinde, hatta bir kilometre yakınlarında kız lisesi olmayan bir ev buldum da rahat ettim efendim. yine de dikkatli davranıyorum hala, geçenlerde bunlardan biri beni vapurda yakaladı, kendimi denize atmakla tehdit edip uzak durmasını sağladım ve evime üç fake atarak gittim yedi mahalle dolaşıp takip edilme ihtimaline karşı.