kızıldere katliamı

1 /
turfanda turfanda
tokat'ın niksar ilçesine bağlı kızıldere köyü'nde gerçekleşti. katliamdan çok bir silahlı çatışmadır aslında. 12 mart 1971'de muhtıra sonrası yakalanan deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan'ın idamını engellemek için nato dinleme üssündeki görevlilerin kaçırılması kararını mahir çayan ve arkadaşları 25-26 mart 1972'de verdiler.

türkiye halk kurtuluş partisi-cephesi (thkp-c) kurucularından mahir çayan, dev-genç genel başkanı ertuğrul kürkçü, dev-genç merkez yürütme kurulu üyesi hüdai arıkan, thko militanı cihan alptekin, fatsalı şoför nihat yılmaz, fatsalı öğretmen ertan saruhan ve ünyeli çiftçi ahmet atasoy, yanlarına iki ingiliz ve bir kanadalı görevliyi de alarak güvenlik güçleri tarafından ablukaya alınan ordu, ünye'den 26 mart'ta ayrılıp dev-genç genel sekreteri sinan kazım özüdoğru, siyasal bilgiler fakültesi öğrenci derneği yönetim kurulu üyesi sabahattin kurt, thko militanı ömer ayna ve "hava kuvvetleri proleter devrimci örgütü"nün kurucusu olarak aranmakta olan üsteğmen saffet alp'in daha önceden yerleştikleri tokat'ın niksar ilçesi, kızıldere köyü'ne geçtiler.

30 mart sabahı elde ettiği istihbaratla kızıldere köyü civarındaki ağıllara varan güvenlik güçleri bilgi almak için köy muhtarının evine gittiklerinde muhtar önceden hazırladığı ihbar mektubunu vererek arananların kendi evinde olduğunu bildirdi.

evde sarılan çayan ve arkadaşları teslim olmayı reddettiler. makineli tüfekler, havan topları ve bombalarla yapılan saldırı sona erdiğinde teknisyenler de dahil on devrimci ve üç teknisyen hayatlarını kaybetmişti.

eve yönelik saldırıda içeride bulunanların büyük bölümünün ağır yaralanması ya da ölmesine yol açan büyük patlamadan bitişikteki samanlığa sığınarak kurtulan ertuğrul kürkçü ertesi gün yapılan aramada yerel jandarma tarafından sağ olarak ele geçirildi.

bunu bilgi vermek için yazdım. o yıllarda doğumuzdaki, batımızdaki, kuzey ve güneyimizdeki ülkeler son hızla gelişirken ikinci dünya savaşında harap olmamış ülkemizin nasıl kardeş kavgalarına sürüklenerek geri bırakılışını göstermek için yazdım. gençleri eğitmeden içlerindeki memleket sevgisini nasıl kötüye kullandıklarını biraz anlatabilmek için yazdım.
legendhakan legendhakan
ünyedeki amerikan radar üssünden asker kaçırdıkları için niksarın kızıldere köyünde yakalanmışlar girilen çatışma sonucu 5 arkadaşıyla birlikte öldürülmüşlerdir . rahmetli mit ' çi hiram abas bu baskına katılabilmeyi çok istemiş ancak kısa süre önce girdiği silahlı bir çatışma nedeniyle yaralandığı için katılamamıştır . baskın ekibinin içinde mitçiler de vardı . köyün adı değiştirilerek '' güzeldere '' yapılmıştır .
dişikartal8 dişikartal8
mahir çayan ve dokuz yoldaşının (saffet alp, sabahattin kurt, hüdai arıkan, ertan saruhan, nihat yılmaz, ahmet atasoy, ömer ayna, cihan alptekin / cihan alptekin ve ömer ayna thko, diğer devrimciler ise thkp c üyesidirler.) 30 mart 1972'de katledilişleridir.

amaçları, yoldaşları deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan'ın idamlarını durdurmak olan bu gencecik devrimciler her birinin adının geçtiği, meydanlardaki "aranıyor" afişlerini umursamaksızın amaçlarına ulaşmak için ordu'nun ünye ilçesindeki nato dinlenme üssünde görevli üç ingilizi kaçırarak 27 mart sabahı kızıldere köyüne ulaşırlar ve köyün muhtarının (emrullah arslan) evinde gizlenmeye başlarlar. 30 mart 1972 günü sabah 5:00'de köyün muhtarının evine bilgi almak için gelen jandarmalara önceden hazırlanmış ihbar mektubunu teslim etmesi üzerine operasyon başlar. mahir çayan başından yediği altı kurşunla hayatını kaybeder. ömer ayna gözünden, cihan alptekin karnından vurularak ölürler. devrimcilerin kaldığı evin kurşuna dizilmesinin ardından içeriyi kontrol etmek için eve giren jandarmalar can çekişmekte olan saffet alp'i de kurşuna dizerek öldürürler. bu baskından tek kurtulan devrimci ertuğrul kürkçü'dür.

"bir kızıldere tarihten silinse ne olur?!" denilerek maalesef tarihimizde böylesi bir katliam gerçekleştirilmiştir. bu yurtsever, onurlu insanlar da böylesi bir dramla aramızdan ayrılıp gitmişlerdir.

keşke ağlamak acımı hafifletebilse, bir şeyleri çözebilse, geri getirebilse...

mahir çayan için:
(bkz: #2221738)
(bkz: #2272406)
dişikartal8 dişikartal8
vurulmuşum
dağların kuytuluk bir boğazında
vakitlerden bir sabah namazında
yatarım
kanlı, upuzun...

vurulmuşum
düşüm, gecelerden kara
bir hayra yoranım çıkmaz
canım alırlar ecelsiz
sığdıramam kitaplara
şifre buyurmuş bir paşa
vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız!

kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
rivayet sanılır belki
gül memeler değil
domdom kurşunu
paramparça ağzımdaki!

(bkz: ahmet arif)
itirazım var sayın yönetici itirazım var sayın yönetici
mahir'in türküsü

alnı yukarda kırmızı boyun atkısı rüzgârda
yürüyor, yürüyor adım adım
yürüyor ağır, ağır yürüyor.
rüzgar deniz gibi köpürüyor,
esiyor rüzgar deniz gibi.
sesler geliyor derinden
kalbin uzak sahillerinden...
nereye gidiyorsun yavrum benim, nereye?
dön sevgilim
dön kardeşim
dön evimin erkeği
dön geriye....
yürüyor o
islıkla kızgın bir ölüm marşı çalarak.
yürüyor o,
gövdesi bir gemi gibi yükselerek alçalarak.
yürüyor adım, adım
yürüyor ağır, ağır yürüyor.

kim bilir belki bir daha sokmayacak parmaklarını
dizi dibinde dikiş diken kardeşinin sarı saçlarına.
ve... belki bir daha altında yatıp
güneşe giden yeşil bir yola bakar gibi
bakmayacak gürgen ağaçlarına.
yürüyor o yürüyor
açık geniş adımlarla arşınlıyor yolları
ağır iki balyoz gibi sallanıyor kolları,
kıllı göğsü bir kalkan gibi kabarık
işitmiyor artık hep aynı tahta masanın
başında akşamlayan hasta, topal dostların
kalbe karanfil ruhu gibi damlayan sözlerini.
çıplak iki bıçak gibi çekmiş yüzünde gözlerini
yürüyor düşmana doğru
yürüyor adım, adım
yürüyor ağır ağır yürüyor.

yürüyoruz yolundan önderlerimiz
ulaş 'larımız, mahirlerimiz, cevahirlerimiz.
sizler özgürlüğün doyumsuz tohumları gibi düştünüz toprağa.
bire bin verdi başaklarınız.
kaldırın yattığınız yerden başınızı
kaldırın bakın
bıraktığınız yerde yürüyor yoldaşlarınız.

sen dalga dalga
sen köpük köpük
sen azgın karadeniz gibi korkusuz
denizim.
karacağızım,delikanlım
sen yeleleri alevden arslan 'ım.
faşizmin kurşunlarını
çürümüş dişi söker gibi
midesinden söken yiğidim.
sen...
hüseyinim, sivas' lım
inanmış kavga neferim benim.
sen militanım,
yavruma ismini verdiğim ulaşim
simgesi kurtuluşumun aslan kardeşim.
hiç yılmadın oligarşinin zindanlarında biliyorum
kalbin dışarıda attı durmadan
ve... çıkınca oradan dışarı
kaptın mavzerini
düşene kadar hiç bırakmadın.

sen kavgamın,
kavgamızın en şanlı bayrağı
onur simgemiz cevahirimiz.
iki dostun vardı hayatta,
halkın ve mavzerin.
halkını kurtarmak için
bu kula kul yapmamak için
getirmek için kızıl aydınlığı
bir dakika bile terk etmedin onları.
ne mavzerini ne halklarını
sen kavgamızın ölümsüz cevahiri.

sizler... çorak nurhakların
yaprak dökmeyen selvileri.
makinelilerin namlularına
göğüslerini açarak yürüyen neferlerimiz
sinanımız, kadirimiz, alpaslanimiz.
ne güzeldir dağların doruklarında
halkımızın yanında
onların yaşadığı yerde ölmek.
koçlarım, kalbimden kokusu çıkmayan gülüm
bize de gelsin çekinmeden korkmadan
eğer bu kadar şerefli gelecekse ölüm.

siz onlarımız
kizildere 'nim kan çiçekleri
beyaz bir tek gül açmadı niksar'da düştüğünüzden beri.
pek yeşil değildi kuşattığınız köy,
ama yemyeşil olmuştu
asker elbisesinden, tanktan, askeri araçtan.
yeşildir ya hani hepsinin rengi bu saydıklarımın
ama hiçbiri
bir insanın ağacın yeşilinden aldığı zevki
alamaz onlardan.
tek tek sayacağım isimlerinizi usanmadan
ve.. hiçbir şeyden onur duymayacağım
sizin isimleriniz kadar onurdan.
hüdayi arıkan, ömer ayna, cihan alptekin
saffet alp, ahmet ata soy, nihat yılmaz,
sabahattin kurt, sinan kazım özü doğru,
ertan sayan, mahir çayan.
kan çiçekleri kızıl derenin
ölümsüzlerimiz...
kuşatılmıştınız mahsurdunuz,
ama....
yine de tirdir titriyordu karşınızda sırmalılarımız.
ölümün en güzelini gösterdiniz bize.
en yücesini, en şereflisini.
korkmadan, yılmamacasına
yani düğüşe düğüşe
en güzelini ölümün
vuruşa vuruşa.

sen kasketlim
tunceli dağlarına kazıdılar ismini
işkence masalarının en korktuğu adam
kaypakkaya
ezbere biliyordu herkes seni
düştüğün zaman işkence tezgâhlarına
hiçbir zaman sır vermemek için düşmana
o umursamadığın kopmuş parmakların
hiç çıkmadı aklımızdan.
can veren, sır vermeyen yoldaşım.
kaypakkaya

sen 21 yaşındaki büyük adam
yiğidim, aslanım, kardeşim
ölümsüz nizam.
başlarına ne zaman yıkılacağını bilmediği
bir göz gecekondusunda
ağıtlar yaktı ardından gül tepe halkı.
nasıl sevmişlerdi seni
nasıl da kendilerinden bellemişlerdi
nasıl kaçmıştı
boyunları köpek kolyeli faşistler
kavgan burada durmayacak
silahın yerde kalmayacak.

sen çayan'im
yolunda yürüdüğüm önderim.
her dediğini bir bir bebeme bellettiğim
büyük büyük yazmıştı gazeteler
yakalandığın günü.
biz kulağımız radyoda kaçacağın günü
o zindanı deleceğin günü
sabırsızlıkla bekledik.
sen nasıl cevahiri kalbine gömerek
gittiysen adaya,
biz de seninle varabilmek için oraya
can attık, can verdik.

mahirim.
senden öğrendim mavzer tutmasını,
türkü söylemesini
tek yol devrim diye bağırmasını.
senden öğrendik her şeyin en iyisini, en güzelini.
dönmeyeceğim yolundan
bir tek saniye olsun
durmayacağım
duraklamayacağım
durduramayacaklar,
duraklatamayacaklar
sonuna gelene kadar mücadelenin
hiçbir şeyle kesemeyecekler önümüzü
öleceğiz, dirileceğiz
yeniden öleceğiz ama...
başaracağız...
ve...
bu ülkenin en güzel yerine senin ismini
altın harflerle yazacağız
intihar mektuplari intihar mektuplari
ölüm onları apansız yakalamadı. karayılan gibi, bedreddin gibi, seyit rıza gibi, torlak kemal ve kawa gibi gülümsediler namlulara! kızıldere'de yüreğimizi ikiye bölüp,arkasından gönderdiklerimizi özlüyoruz. bu hasret bizim! -30 mart 1972-
nervikan nervikan
mahir çayan ve arkadaşlari, korkunç bir takip altında ankara'dan karadeniz'e geçmişlerdi. burada, deniz gezmiş ve iki arkadaşının idamını önlemek için ünye radar üssü'nde görevli emperyalizmin 3 ajanını rehin alarak niksar'ın bir dağ köyü olan kızıldere'ye sığınmışlardı.günlerdir ülkemizde bütün devlet kuvvetleri, devlete karşı gelen, devlete isyan eden bu insanlarin peşine düşmüştü. devlete karşı

gelinemeyeceğini kanıtlamak gerekirdi. bütün devlet kuvvetleri seferber edildi. eski "devletlu" ismet paşa'ya çağrılar yaptırıldı. mahir çayan ve arkadaşlarını bulabilmek için yüzlerce insan işkenceye çekildi. ülkenin her yanında tam bir savaş hali sürdürülüyordu...

takipler alabildiğine sıklaştırıldı. büyük şehirlerde yıldırım harekatları düzenlendi. her ev, her oda didik didik aranmaya çalışıldı. sokağa çıkma yasağı kondu. beş kişiden fazlasının birlikte gezmesi suç sayıldı.

nihayet, mart ayının son günlerinde mahir çayan ve arkadaşlarının karadeniz bölgesi'nde olduklan tespit edildi. mahir çayan ve arkadaşlarını bulabilmek için yüzlerce insan gözaltına alındı. ilkokullar işkencehane olarak kullanıldı. işkence, aleni, ortalıkta yapılıyordu. karakollardan yükselen çığlık sesleri duyulmaktaydı. hamile kadınlar işkence altına yatırılıyordu. halkın umutsuz tepkilerinden bile çekinen, korkan egemen sınıflar, toplarıyla, tanklarıyla, komando birlikleriyle, generalleriyle, mit paşalarıyla üşüştüler karadeniz bölgesine. ve muhbirlerinin ve cümle teknik olanaklarının yardımıyla halkın on yiğit savaşçısının kızıldere köyünde olduğunu öğrenebildiler.

mübalağasız, ordularıyla kuşattılar niksar bölgesini. kızıldere köyü savaş alanı oldu. köy evinde 10 yiğit ve evin çevresinde sayısız asker, bu koşullarda bir çatışmaya girdi. 30 mart 1972 akşamı, bütün teleksler, bütün rotatifler, dünya radyolarının hepsi aynı haberi iletiyordu; kizildere’de 10 kişi katledildi!

oligarşinin, tankı, topu, bazukası, paşası, maşası el birliğiyle, bu köy evinde kuşattıkları halkın 10 yiğit savaşçısını imha etmeyi nihayet becerebilmişlerdi.

10'lar, "biz buraya teslim olmaya değil, ölmeye geldik" diyorlardı. ve öyle oldu. teslim olmadılar. direndiler. öldüler.

30 mart 1972, bundan böyle, devrimcilere yol gösteren bir direnme savaşının alevlendiği gün oldu. faşizme karşı teslimiyetsiz bir mücadele anlayışına sahip olduklarından kizildere direnişi'ni gerçekleştirdiler. üç yiğit devrimciyi, deniz'i, yusuf'u, hüseyin'i ipe çekerek nelere kadir olduğunu kanıtlama çabasında olan oligarşinin, halk yığınlarına gözdağı verip devrimcileri yıldırmak arzusuyla tutuşan oligarşinin katliamına karşı direndiler. yoldaşlarının kurtarılması uğruna kendilerini feda etmekten geri kalmadıklannı kanıtladılar.

10'lar, kızıldere'de oligarşinin baskı ve tenkil politikasına, azgın sömürüsüne karşı çıktıkları için öldürüldüler. devrim uğruna teslim olmayı değil, direnerek ölmeyi savundukları için öldürüldüler.

kizildere direnişi, yaşanılan günlerde, bir rastlantı, bir istisna değildi. daha önceden hüseyin cevahir ve ulaş bardakçı, koray doğan hunharca katledilmişlerdi. daha sonraları, deniz, yusuf ve hüseyin oligarşinin cellatları tarafından öldürüldü. ibrahim kaypakkaya işkencehanelerde faşizme karşı yiğitçe direndi ve öldürüldü. kızıldere katliamı ise bütün bu dönem boyunca halk yığınlarına uygulanan eziyetin bir parçasıydı. ve bu direniş, halk yığınlarının hoşnutsuzluğunun en çarpıcı, en somut örneğinden başka bir şey değildi.

bütün bu olup bitenler, 12 mart askeri darbesi ile başlayan karanlık günlerde yaşandı. kızıldere'de halkın evlatlarının niçin hunharca katledildiğinin, bütün 12 mart açık faşizmi döneminde onlarca yurtseverin neden kurşunlandığının, işkencehanelere, zindanlara atıldığının ve emekçi halkın azgınca sömürüldüğünün cevabı bu ünlü faşist muhtıranın veriliş amacında saklıdır. fabrika önlerinde kurşunlanan grev gözcüleri, jandarma dipçiğinin altında inleyen yoksul köylüler, milli zulmün katmerlisine uğrayan, horlanan kürt ulusu bu muhtıranın yalnızca sömürücülere hizmet ettiğini gördü ve yaşadı.

12 mart dönemi boyunca hakim sınıflar daha fazla semirdi, emekçi yığınları daha fazla sömürdü.

evet, niçin ihtiyaç duyulmuştu 12 mart muhtırasına?

çünkü, 1971'e gelindiğinde, oligarşinin muteber temsilcisi tağmaç'ın deyişiyle sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aşmıştı. halk yığınlarının mücadelesinin boyutları, kendiliğinden bir niteliğe sahip olmasına rağmen, hakim sınıfların sömürülerini disipline etme çabaları karşısında önemli bir engel teşkil edebiliyordu. bütün örgütsüzlüğüne ve dağınıklığına rağmen, halkın mücadelesi oligarşinin oldukça telaşa kapılmasına yetmişti. toplumsal huzursuzluk had safhaya ulaşmıştı. üstelik, proleter devrimcilerin bu toplumsal huzursuzluğu örgütleme doğrultusundaki girişimleri oligarşi açısından bardağı taşıran son damla oldu. bu bakımdan, 12 mart askeri darbesi, sosyal uyanışın oligarşi lehine durdurulması yolunda atılmış bir adımdı.

öte yandan, ülke ekonomisinin çarpık gelişimine tekabül eden çelişkili ve zoraki bir ittifak olan oligarşik diktatörlüğün sorunları, yalnızca yükselen halk muhalefeti de değildi. 12 mart muhtırası oligarşi içindeki çatışmalara da bir çözüm olmak zorundaydı. oligarşinin değişik kanatları, halkın yükselen muhalefeti karşısında birleşirken, sömürüden pay alma kavgasında birbirlerine düşmüşlerdi.

bu kavga, oligarşiyi meydana getiren unsurların farklılığından kaynaklanıyordu. iktidardaki hakim ittifak, bir yanda emperyalizmin doğrudan uzantısı olan tekelci burjuvazi ve öte yanda toprak ağalarının ve tefeci tüccarların en irilerinin oluşturduğu kesimler tarafından meydana gelmişti. aralarındaki bu ortaklık, zoraki bir ortaklıktı. herbirinin tek başına cılızlığından ve emperyalizmin sömürüsünün karakterinden dolayı birlikte olmaları, sömürü sofrasını paylaşmada kendi aralarında dalaşmalarını engellemiyor, tersine körüklüyordu. çünkü tekelci burjuvazinin nihai amacı tek başına iktidar olmaktı. bu koşullarda, dışa bağımlı ve cılız tekelci burjuvazi ile oligarşi içinde temsil edilen tekel dışı unsurlar arasında nispi bir uzlaşma sözkonusuydu.

bunlardan, emperyalizmle ta başından bütünleşmiş olan tekelci burjuvazi, oligarşinin bel kemiğini oluşturur. ve oligarşi içindeki siyasi sürtüşmeler, esas olarak, tekelci burjuvazinin ekonomideki sömürü payını tekel dışı unsurlar aleyhine artırma çabasından kaynaklanır. ne varki, tekelci burjuvazi diğer unsurları tamamen tasfıye etme şansına sahip olamadığından, süreç içinde, kendisinin daha çok paya sahip olduğu yeni bir uzlaşma aramaktaydı.

1971'lere gelindiğinde, teşvik tedbirleri, finansman kanunları, vb. girişimlerde, tekelci buıjuvazi kendi dışındaki unsurların tasfiyesine yönelik adımlar atmıştı. böylece, oligarşi içindeki sürtüşmeler önemli boyutlar kazanmış ve hakim sınıflar gerçekten yönetemez bir duruma düşmüşlerdi. tekelci burjuvazi, oligarşi içindeki uzlaşmanın, kendi lehine yeniden kurulmasını arzulamaktaydı. ve 12 mart askeri darbesi, nispi bir istikrarın sağlanması amacıyla oligarşi içindeki bu nispi uzlaşmanın yeniden kurulmasına hizmet etmişti.

işte 12 mart, sömürenler açısından, kimin daha fazla sömüreceğinin de bir kavgasıdır. bu kavganın bir sömürü kavgası olduğunu ve kabağın her durumda sömürülenlerin başında patlayacağını unutmamak gerekir. oligarşi içindeki çekişme yamyamların kendi aralarındaki çekişmedir. kaynayan 12 mart kazanının içinde pişen, emekçi halklardan başkası değildi. didik didik edilen, etleri parçalanan, emekçilerdi; kurşunlanan, zindanlarda çürütülen, halkın öncüleriydi. 12 mart ne getirdi, ne götürdü sorusunun en kısa cevabı budur...

12 mart tüm halkımıza açlık, zulüm, baskı, pahalılıktan başka birşey getirmedi. bütün bu dönem, faşizmin azgınca saldırdığı, kan içtiği bir açık terör dönemidir.

grevler yasaklanıyor, direnenler, zindanlara tıkılıyordu. ülke, işkencehanelerin karanlığında ve darağaçlarının gölgesinde sıkıyönetimle yönetiliyordu. halkların kurtuluşu yolunda mücadele eden devrimciler katlediliyor; yurtseverleri, hapislerde çürütmek, ipe çekmek için mahkemeler kuruluyordu.

bu dönem boyunca, ataş'ta, mke'de, ereğli kömür işletmelerinde ve daha birçok işyerlerinde sayısız grevler ertelendi, yasaklandı. işsizliğin, pahalılığın ölümle, katliamla birlikte kolkola gezdiği ülkede, emekçilerin en hayati hakları bir kalemde silindi. örneğin, 1970'de 111 olan grev sayısı 1971'de 78'e düştü. faşizmin en yoğun olduğu; 1972-73'de grev sayısı 48 ve 55'e kadar düştü. faşizmin açık uygulamasıyla yarı yarıya azaldı grevler. emekçilerin en doğal hakları gaspedildi. yani hakim sınıflar, vatan-millet-sakarya edebiyatı ile, devletin yüce çıkarlarını koruma çığlıkları ile ücretleri artırmanın, sosyal hakları elde etmenin yollarını tıkadılar.

"ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütünüz" diye kürt ulusuna katliamlar uyguladılar, onların yaşama hakkına tecavüz ettiler. bölücülük iddiasıyla kürt demokratlarının yüzlercesini zindanlara tıktılar.

memurların, öğretmenlerin sendikalaşma hakları ellerinden alındı. okullar birer medreseye çevrildi; yoksul köylülerin toprak istekleri jandarma dipçiğiyle bastırıldı. küçük üretici, geçimini bile sağlayamadığı taban fiyatlarla susturuldu. yine bu dönemdeki ücretlerdeki gelişmeye bakmak bile, çarkın kimin için döndüğünü ve bu çarkın kimlerin hakkını öğüttüğünü anlamak için yeterlidir. 1970 yılında 35.3tl olan gerçek işçi ücretleri, 1971'de 33.7 tl'ye ve 1972'de 33.3 tl'ye kadar düşürüldü. emekçilerin yediği ekmeğin bir parçasına, içtiği çorbanın bir tasına açıktan el konuldu. bir yandan baskı ve zulüm, öte yandan işsizlik, pahalılık emekçi yığınların üzerine bütün ağırlığıyla çöktü.

oligarşi, kana, paraya doymak bilmiyordu. halkın iliğini, kemiğini sömürdükçe azgınlaştı. azgınlaştıkça saldırdı. kısacası 12 mart döneminin bilançosu, halkın yaşam düzeyini düşürerek tekelci burjuvaziye mali kaynak yaratmak; baskı ve terörü artırarak halkın muhalefetini yıldırmak ve sessizce boyun eğmesini sağlamak; her türden zulüm ve sömürüyü katmerleştirmek diye özetlenebilir...

ve bir de, nispi durgunluk dönemlerinde, halkın çıkarlarının en keskin savunuculuğunu yüklenenlerin, gerçek savaş günlerinde çirkin yüzlerini açığa çıkarması bakımından önemlidir, 12 mart dönemi: kendisini "işçi partisi" diye gösterenler, sıkıyönetim kapan deyince kapanan, teslim ol deyince teslim olan bir trajedinin şarlatan oyuncuları oldular. ihbarcılık ettiler. karşı-devrimci saflara geçip devrimcilere küfrettiler. teslim olmayı reddedenleri maceracılıkla, anarşistlikle suçladılar. oligarşi ile aynı tempoda, onun gönüllü borazanlığını yaptılar. kimileri de bir köşede oturup olup biteni seyretti, karanlık günlerin kendiliğinden geçmesini beklemeyi yeğledi.

velhasıl, yoksul halkımız ve devrimciler 12 mart dönemi boyunca bir kez daha gördü ateşi ve ihaneti. belki, 12 mart'ın dönekleri dönekliklerini unuttular, unutuldu sandılar. ama halkımız kendisine ihanet edenleri unutmadı; kendi kurtuluş savaşçılarını hiç mi hiç unutmadı.

bunun içindir ki, beş yıl sonra yeniden anarken, diyoruz ki,12 mart'ın zulmü unutulmayacak!

kızıldere direnişi unutulmayacak!

kızıldere direnişi, devrimci hareketimizin yenilgisine rağmen, yenilginin ortasında dimdik duran bir anıttır.

hakim sınıfların karanlık yüreklerinde bir korkudur.

halkların ezik yüreklerinde, biraz hüzün, ama daha çok bir ışık, bir umut kaynağıdır.

evet, 30 mart 1972, oligarşinin sarhoş generallerinin zafer çığlıkları attığı bir gündü. yiğit savaşçıların cesetleri üzerinde tepindikleri bir gündü. ama ayıldıklarında kirli kanlarını donduran bir gerçekle karşılaştılar:

birde çok olup çokta bir olan, hepsi birer mahir, hepsi birer saffet; hüdai, nihat, ahmet, ertan, ömer, cihan, sabahattin, kazım olan halkın diğer evlatlarını hatırlamak zorundaydılar.

ne bazukaları, topları, ne de idam sehpaları yetmezdi çünkü hepsini teker teker, onar onar yok etmeye; ve bu coşkun seli durdurmaya. karşılarında, her köyün bir kizildere olmaya namzet oiduğu, her devrimcinin 10'lar arasına katılmaya can attığı korkutucu bir süreç ve bunun sonucunda devrimci mücadelenin er veya geç başarısı vardı.

ve 10'lar, kızıldere'de bazukaların yaktığı, yıktığı köyevinin küllerine gömülmedi. 10'lar halkın kalbine, devrimcilerin bilincine gömüldüler.

10'lar öldüler.

devrimci hareketimiz yenildi.

ama hiçbir şey bitmedi.

daha 30 mart sabahında, ahmet atasoy'un karısı dürdane kadın, işkencehanede zulmün en katmerlisinin, sancının en onurlusunun meyvesini verdi. kurtuluş doğdu. kurtuluş şimdi beş yaşında. kurtuluş büyüyor. kurtuluş büyüyecek.

daha 30 mart sabahında, devrimci hareketin militanları bir kez daha hınçla bilendiler. devrimci hareketimiz yenilgiden bu yana beş uzun yıl yaşadı. devrimci hareket büyüyor. devrimci hareket büyüyecek.
kizildere direnişi unutulmayacak!


devrimci yol arşivi 2003-2004 emperyalizme ve oligarşiye karşı devrimci gençlik devrimciyol
mental retardasyon mental retardasyon
katliamların en acısıdır.
mahir çayan'ın annesi olay yerine getirilmiş, oğlunu teslim olmaya ikna etmesi için yalvarması istenmiştir. mahir in annesi ise olay yerinde oğluna şöyle bağırmıştır "mahir! yürüdüğün yol doğru yoldur." derken kadının ağzı kapatılıp, dayak atılmıştır.
not: bu olay hatırla sevgili adlı gereksiz dizide, bir çok şeyin saptırıldığı gibi bu olay da saptırılmıştır. dizide mahir in annesi gelip ağlar, mahir oğlum teslim ol diye ağlar. mahir ise üzülür annesine (!)
yoktur böyle birşey. mahir bilir yürüdüğü yolu. sonucunu bilir.
devrim kanlı olur. yaşam tekerleğinde devrim olmaz!
barva barva
bundan 38 yıl önce ülkesini vatanını çok seven kişilerin siz vatanı bizden daha çok sevemezsiniz diyen kişilerce katledildiği gündür.. onların hepsi emperyalizme, kapitalizme karşı açtıkları savaşta gözlerini kırpmadan ölümü göze aldılar..

ölüm onları apansız yakalamadı
ülkemizin uçsuz bucaksız sıradağlarında ve ovalarında
kentlerin yoksul mahallelerinde
ve uğuldayan meydanlarında
kuşatmalar altında ve barikatlar arkasından
sömürüye zulme boyun eğmemenin onuruyla
ölümün üstüne yürüdü onlar
tereddüt etmediler yok
"biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik" diyerek
türkülerle, marşlarla karşıladılar ölümü
özgür ve eşit bir gelecek için
canımızdan bir parça koparırcasına
en iyilerimizi verdik toprağa
onlar, yaratılan devrimci değerlerin
onurun, erdemin, inancın simgeleri olarak
yüreklerimizi dolduruyor
bilincimizi aydınlatıyor
bizi kopmaz bağlarla bağlıyor devrime...
anneanne anneanne
tarihin karanlık noktasıdır. utançtır. yüz karasıdır. insanlığın sükut ettiği andır. nasıl bir zihniyettir ki, yaralı insanın kafasına kurşun sıksın. hala anlamam.

gün olur devran dönerim
gün olur boyun bükerim
gönlüm alır taş döverim yar

başım alır dağa çıkarım
bend dinlemez vurur aşarım
ölüme kurşun sıkarım yar

konar göçer kuş misali
eser yağar kar misali
sever ölür yar misali
sır vermeyip ser verene yar

can cana dost dosta konar
sevdam benim tezdir yanar
hasretle bağrım delerim yar

ozan olur dem vururum
mahir'e yoldaş olurum
dağlara meydan okurum yar

telden tele söz misali
esen rüzgar yel misali
kızıldere kan misali
sorarlar birgün sorarlar yar

erdal güney
melankolik demokrat melankolik demokrat
sene 1972, sosyalist kimlik; düzene, "sistemle bir uzlaşı aramadan" karşı olmak demek. "devrim" demek.
karşılığı: ölüm.

sene 2010, sosyalist kimlik; "sistemle birlikte nasıl yaşarız"ın cevabını aramak demek. "evrim" demek.
karşılığı: meclise girmek*, sermaye ayakçısı olup köşeyi dönmek ve özgürlükçü bilinmek*

o değilde adamlar hala terörist sayılıyor mk..
barva barva
emperyalizme faşizme karşı devrimci gençlik dergisi mart 1996 19. sayısında yayınlanmış bu yazıyı 30 mart 1972 günü kızıldere'de hayatanı kaybeden mahir çayan, cihan alptekin, hüdai arıkan, sinan kazım özüdoğru, ömer ayna, saffet alp, sabahattin kurt, ahmet atasoy, ertan saruhan ve nihat yılmaz anısına ölümlerinin 38. yılında yeniden yayınlıyoruz.

“su şafağa dönüşür ve güzün felsefesi yaprağı akarına bırakmak...”

kanla, ölümle, zulümle gelen 12 mart faşizmini “yüreklerin götürdüğü yere giden” devrimciler karşılamıştı; onurlu ve yiğitçe... onlar, bir yaprak gibi, kendilerini, akarına bıraktıkları suyun, şafağa dönüşmesi için savaştılar...

karadeniz’in bir sahil kasabasında başlayan yolculukları, hiç bitmedi. deniz’i kardeş ilan eden yürekleri, kölelerin zincirini kırmak, faşizmin silahlarına göğüs germek için kabardı. ve hiç dinmedi...

“ bu yağma sanki yıkık hanların ve yazından boz çalınan erguvanların üzerinden bir dağ, örneğin nurhak olup geçmiştir.”

on yiğit insan, kızıldere’de canlarını bir armağan gibi sundular ülkelerine... ve kanları daha akmadan bir gül kokusu, bir karanfil rengi, bir zafer türküsü olup oradan oraya yayıldılar... ve halklarına ölümün bir yok oluş değil, kurtuluşa uzanan bir yol olduğunu öğrettiler... onlar düşmanın topuna, tankına, tüfeğine, mermisine göğüs gererken “ bir acının hüznünü bir sevdanın tomurcuğuna” dönüştüren halkları yine onlara gebe kalmak için bastı çocuklarını göğüslerine...

ölüm hangi denizleri gezmiştir

bilinir ama mutlak

bir büyük hasrete kolan vurarak

(mahir) çıkar kalbimin önüne.

onların kanları ülkemizin şafağına bir nehir gibi aktı. ve tarihin en kıvrak dönemecinde ayaklarımızı basabileceğimiz bir kızıl nokta bıraktı.

onlar; türkiye halklarının bükülmez bileği, yengileri, türkiye halklarının mücadelesinin mihengidir... kanlansa da, parçalansa da yüzlerindeki eksilmez gülümseme bu yüzdendir...

işte doğu ki, orada her şey

kendini yeniliyor batarak.

kızıldere’yi yüreğine sevginin mendiline işlenmiş bir nakış gibi işleyen devrimcilerin, kendilerini türkiye emekçi halklarının sömürü, baskı ve zulme verdikleri “insanca yaşama” mücadelesine adayacakları mutlaktır...

türkiye halk kurtuluş cephesi’nin yiğit savaşçıları, hayatın mahir’leri: türküleri ve destanlarıyla, yürekten yüreğe bir büyük hasreti anlatan bu halk ve o türkülerle destanları dinleyerek, o hasretin özlemini duyarak büyüyen bizler; aynı ateşin koru olmak ve “ kurtuluşa kadar savaş” şiarını haykırmak için yola çıktık...

sendika.org



1 /