kokkyo no minami taiyo no nişi

ozanudazai ozanudazai
haruki murakami'nin doğan kitaptan çıkan son romanı. konusu; hacime iyi bir işi, iyi bir ailesi olan orta yaşlı bir adamdır. yaşantısını mutlu diye niteler, ta ki 25 yıl sonra yağmurlu bir akşamda, ilk aşkı şimamoto karşısına çıkana dek. o ana kadar tutunduğu her şey sallanmaktadır. hacime artık hayatını sorgulamaya başlar. eski bir aşk uğruna ya da daha doğrusu kapanmayan bir yara uğruna hayatını alt üst edebilecek midir? murakami'den "aşk mı?" yoksa "iyi bir iş, mutlu bir evlilik mi?", "maddi zenginlik, mutluluk için yeterli midir?" sorularını sorduran düşsel bir öykü.
okur ise kitabı bitirdiğinde kendi kendisine "bütün bunlar gerçek mi?" diye soruyor.
yesilcuppelipenguen yesilcuppelipenguen
okumaktan öte dinlemek gerek bu kitabı.

meşhur olup japonya'dan kaçmadan önce murakami usta tokyo'da bir caz bar işletiyormuş. zaten kitabın adında geçen "south of the border" muhteşem bir nat king cole parçası, ama "dinlemek" derken ben müzikten söz etmiyorum.

ne zaman murakami ustanın anlattığı dünyalara doğru bir yolculuğa çıksam, onun bana anlattıkları hem çok tanıdık hem de çok rahatsız edici geliyor. özelllikle bu "sınırın güneyinde, güneşin batısında" bu garip duygunun zirve yaptığı kitap oldu.

sonra dinlemeye başladım.

hayaletler çıkıverdi karşıma! koca kafamın küçücük yüreğimin içinde yıllardır sabırla onları duymam için bekleyen hayaletler!

bir anda her şey aydınlandı: herşey çok tanıdık geliyordu zira murakami usta bir şekilde "benim öykü"mü anlatıyordu; onun anlattıkları beni rahatsız ediyordu zira o hayaletleri unutmak istemiştim ben ama heyhat, işte orda duruyorlardı!

herkesin biraz hajime biraz da shimamoto olduğu bir dünyada yaşıyoruz.


hayaletlere mi n'oldu? nat king cole dinlemeye yüreğim el vermedi, birlikte gustav mahler ustanın dördüncü senfonisini dinleyip şarap içtik. sonra onlar beni bırakıp "sınırın güneyinde, güneşin batısında" yaşamaya gittiler...