köpek sahibi olmak

1 /
yorgun pijama yorgun pijama
evlat sahibi olmanın ne demek olduğunu daha bilmiyorum. bunu en iyi
anlatacak olanlar baba yada anne olan insanlardır. arasında dağlar kadar fark olsa dahi köpek sahibi olmak buna benzer.

evlat ile ne alakası var demeyin sakın. köpek sahibi olanlar ne demek istediğimi gayet iyi anlar. anne sütünden kesildiği zamandan beri yanınızda olan bir yaratık düşünün. her şeyi sizin yanınızda öğreniyor. tamamen sizinle büyüyor. mimiklerinizi, hareketlerinizi hatta bazen ( öğrettiğiniz konutlar hariç ) herhangi söylediğiniz bir şeyi bile anlıyor. o kadar sadık bir yaratık ile berabersiniz ki. birlikte yaşamadan anlayamazsınız kesinlikle. dediklerinizi yaptığı için demiyırum sadık bir yaratık diye. bazen o kadar kızgın, üzüntülü olursunuz ki kimse ile konuşmak dahi istemezsiniz. o zamanlarda bütün gün yaptığı yaramazlıkları bir kenara bırakır ve kafasını dizinize yaslar sizi dinler. sizi kızdıracak hiçbir şey yapmaz. hatta keyfinizi yerine getirmeye çalışır hareketleriyle olsun mimikleri ile olsun. bazen neşenize neşe katar. mutlu olduğunuzda hoşunuza giden her şeyi yapar. sizi daha mutlu etmeye çalışır.

köpeklerin mimiklerimi olur diye aklınızdan geçirmeyin sakın. bütün duygularını anlatan mimiklerle doludur aslında. üzüldüğünü, sevindiğini, korktuğunu, uykusu geldiğini, susadığını, acıktığını.. aklıma gelmeyen daha ne varsa her şeyi mimikleri ile anlatabilirler. sadece onlarla yeteri kadar zaman geçirin.

nasıl sevgiliniz ile, ailenizle, arkadaşlarınızla duygusal bir bağınız varsa köpeğinizle de bir duygusal bağınız oluyor. hemde beklendiğinizden de fazla. hasta olduğunda sabahlarsınız bir şey olacak mı acaba korkusu ile.

hatta bazen aklınıza gelir onun ölecek olması. oturur ağlarsın. köpeğinden uzak geçirmek zorunda olduğun bir gün merak edersin acaba şimdi ne yapıyordur diye. merak edersin karnı aç mı, suyunu içti mi, canı sıkıldı mı diye.

sadece sevmek değil tabi ki. ona bakmakta büyük bir sorumluluk ister. aşıları, yemek alışkanlığı, eğitimi, baklıcağı yer.. bunların hepsi önemli. yavruyken her köpek sevimli gelir. ne olacak ya yemeğini, suyunu veririm sonra da arada gezdiririm demek ile köpek sahibi olunmaz. nasıl insanlar hava alma, gezme, değişik yerler görme gibi ihtiyaçlar içine giriyorsa köpeklerde aynı durumdadır. bir eve yada balkona hapsedilmiş, sosyalleşmemiş bir sürü köpek görüyorum etrafra. köpeğe bu şekilde bakacaksan hiç bakma daha iyi.

neyse. anlatacak çok şey var bu konuda ama lafı fazla uzatmamak lazım. ayrı bir özen gerektirir köpek bakımı. kedi bakmak gibi değildir ( kedi sahibi olanlar alınmasın. köpeğim ile birlikte kedi de besliyorum evde ve gayet iyi anlaşıyorlar ). insanlara en yakın yaratıklardan biridir köpekler ve lütfen onlara iyi davranın.
sageeth sageeth
hem olumlu hem de olumsuz birtakım özellikleri vardır. şöyle ki:

++++ güzel yanları ++++

+ asla yalnız hissetmezsiniz. her zaman yanınızdadır.

+ golden retriever sahibi olsanız bile en azılı mahallede oturuyorsanız bile varlığı geceleri huzur verir size.

+ sorumluluk bilincinizi yükseltir. hiç büyümeyen küçük bir bebeğe bakıyor gibi olursunuz.

+ geceleri yatağa çıkarak ayağınızın dibine kıvrılır. kedi gibi olmadığından "aman ezerim, düşürürüm" derdiniz olmaz çünkü şerefsiz boylu boyunca sanki kendi yatağıymış gibi yatar.

+ insandan farksızdır. kesinlike böyle. tek eksiği konuşamıyor olmasıdır. onu da gayet mıyıklayarak yapıyorlar. bizim şerefsiz çişe çıkma saati geldiğinde bildiğin konuşuyor yahu.

+ en sinirli, en hüzünlü, en umutsuz anlarınızda tipsiz tipsiz hareketler yapması neşenizi yerine getirir. evde her daim bir sevinç yumağı..üöhh neyse. sahiden güzeldir ama.

+ golden retriever, terrier, alman kurdu gibi zeki ırkları besliyorsanız şanslısınızdır. özel eğitime vermenize gerek yoktur bence. 10 dakikada istediğiniz hareketi, biraz da rüşvet yedirerek öğretebiliyorsunuz bunlara. özel eğitim yuvalarında verilen saçma sapan askeri hareketler öğreterek, hayvanın duygularını, içgüdüsünü bastırmaya gerek yoktur kanımca.

+ insan ilişkilerinizde size yardım eder. şaka gibi ama öyle. eve köpek aldıktan sonra komşuluk ilişkilerimiz arttı yeminlen. apartmanda 3 dairedeki veletler de köpek aldırtmak üzereler ailelerine. tabii bunda sizin köpeğinizin uysallığı önemli bir kriter. golden'ı gelip seviyorlar canları istediğinde. bulldog olsaydı görürdüm onları. eheh.

---- dertli yanları ----

* fena bağlanırsınız. ona bir şey olması düşüncesine dayanamazsınız. evlat acısı gibi koyar.

* masraflıdır. mamasıydı, aşısıydı, şusuydu busuydu derken biraz tuzluya patlayabilir. ama her şeye değer.

* sürekli ilgi göstermenizi bekler. göstermezseniz size küser, sevgili gibi tirip atar.

* acayip duygu sömürüsü yaparlar.

* günde en az iki defa dışarıya gezmeye çıkartmanız gerekir. evde sizden başka bu sorumluluğu üstlenen yoksa zahmetli gelir bu size.

* çiftleştirmesi ayrı bi derttir.

* tüyleri bol olan bir cinse sahipseniz sıçtınız. her gün elektrikli süpürgeyi çalıştırmak durumundasınız.

* evde terlikti çoraptı rahat rahat bırakamazsınız ortalıkta. elbet bunları alır size şirinlik adına odadan odaya dolandırır, saklar.

* insan ve hayvan sevgisi olmayan bazı sığ görüşlü öküzler tarafından "ıyy sizin ev iğrençtir, o eve melek de girmez" gibi yarrak yarrak cümlelere maruz kalırsınız. sanki hayvanla birlikte evin ortasına sıçıp bokumuzun içinde eğleniyorsunuz gibi...

* yine bazı tıynetsiz, dar görüşlü, aklı fikri sikinde olan tiplere göre "karı-kız kaldırmak" için köpek besliyorsunuzdur. evet zaten bütün derdiniz ayda onlarca masrafa, zahmete katlanıp, onu eğitip, sabah uykularınızı bölüp kalkıp köpeği sokakta iki tur attırıp tüm kızları peşinize takmaktır.

aklıma geldikçe eklemeler yaparım.
n excantric matmazel n excantric matmazel
pek çok hayvan beslemiş biri olarak bir köpek sahibi olmanın tadını, mutluluğunu başka hiçbir şeyde bulamadım ne yazık ki. hele ki doğduğu andan itibaren bakıyorsanız, besleyip büyütüyorsanız bambaşka bir duygu..

ayrıldığınız zaman ise büyük bir boşluk oluyor hayatınızda. hele ki birden fzla köpek beslediyseniz onlara dair fotoğraf, video her ne varsa bakıp bakıp hem tebessüm ediyorsunuz hem de hüzünleniyorsunuz.. kulebesinin olduğu yerdeki boşluk ise kalpte bıraktığı boşluğun yanında hiç kalıyor..










usako usako
insanı biraz manyak yapıyor sanırım. köpek sahibi olan insanlar biraz çılgın oluyorlar. ya da ben hep öylelerine rastlıyorum, bilemedim şimdi.

köpeğe kurufasulye yedirenini mi istersiniz, masaya çıkmasın diye yalvaranını mı, köpek bir şeye üzüldü diye köpeğe sarılıp ağlayananını mı, terlikleri alıp saklamasın diye terlikleri ayakkabılığa bağlayanını mı; yoksa gördüğü her köpek sahibine yavşayıp, karşı cinsten her köpeği kızına/oğluna eş olarak göreni mi?

bir süredir köpekle birlikte kalabileceğimiz bir otel arıyoruz. eskiden evcil hayvana izin veren oteller artık izin vermiyor, çoğu pansiyon kedi-köpek istemiyor. bizse ne köpeği birine bırakmak istiyoruz, ne de onun rahat edemeyeceği bir yere götürmek.

en sonunda bir otel bulduk. web sitesinin ana sayfasında bir sürü evcil hayvan resmi olan ve kocaman kocaman "hayvan dostlarınızı da getirin" tarzı bir şeyler yazan bir yer. aradım, konuşayım bakalım nasılmış denize yakın mıymış falan diye. adam çılgın çıktı:

-iyi günler falanca beyle mi görüşüyorum?
+evet, buyurun?
-falanca motelin sahibi siz misiniz?
+evet.
-evcil hayvana izin veriyorsunuz değil mi?
*ve aniden coşuyor*
+aaaaa elbette izin veriyoruz! bizim de burda kedilerimiz köpeklerimiz var! sizin köpeğiniz mi var?
-(nerden anladı lan?) ee evet.
+golden mı?
-(oha)e evet?!
+aaa lütfen goldenlara köpek demeyelim. onlar çok farklı yaratıklar. insandan bile daha anlayışlı, daha harikalar. yerleri doldurulamaz bıdı bıdı bıdı.
-eeöö ben bi fiyat alabilir miyim acaba?
+bizim de goldenımız var. erkek mi sizinki?
-(noluyo lan?) evet erkek.
+haha harika. bizim de dişi goldenımız var. gelin gelin!!!
-ehe he. ben bi fiyat alsaydım?
+goldenın hatrına bir şeyler yaparız canııııııııııııım! gelin siz!
-hmm tamam o zaman. biz kesin kararımızı verince rezervasyon için ararız. iyi günler.
+hehe tamam, bekliyoruz o zaman. *kıps*
-eh eh. tamamdır, iyi günler.
+iyi günleeer.

(bkz: o da neydi öyle)
usako usako
sizi ahmet, ali, ayşe, fatma olmaktan çıkarır; çomar'ın sahibi, paşa'nın babası, lokum'un annesi, fifi'nin ablası yapar.

komşu çocuklarının "odi müsait mi?" diye kapıya dayanmalarına alıştıydık.

yalnız olay komşuların, yaşları 5 ile 12 arasında değişen çocuklarıyla sınırlı değilmiş. bugün anladım.

bakkala girdim bugün, kola alacağım; "abla odi yok mu bugün?"

oha lan. insan bi hoşgeldiniz falan der. ne istemiştiniz der, ne bileyim onun gibi bir şey söyler yani. köpeği sormaz.
cadı sila cadı sila
moda olduğu için güya sahiplendiğin bir varlığı, götüne zor gelince sokağa atacaksan hiç girişmemen gereken birşeydir.

yanında şık dursun diye değil, sevdiğin için yapacaksan niyetlenmen gerekendir.

zira bu hayvan malesef senin kadar nankör değildir. aslında nankörlüğün yakınından geçmez. sen ne kadar oksijen israfı olsan da o sana sadık kalacak, senin yokluğunda derbeder olacaktır.

velhasılı, yapmaya kalkmadan 2 kere değil, 10 kere düşünmen gereken şey.
usako usako
çok değişik duygulara gark eder insanı.

hastasınızdır mesela, köpeğiniz her ne kadar hiperaktif de olsa siz bütün gün yattınız diye annenizin sürekli ayakta olmasına, ev işi yapmasına rağmen yanınızda yatar. normalde biri ayaktaysa "allaaah ayağa kalktı hemen götünde bitmeliyim!" diye ayağa kalkıp yürüyen insanın götünden ayrılmayan bir hayvan olmasına rağmen başınızdan ayrılmaz. anneniz bunu söylediğinde şaşırırsınız, duygulanırsınız, pek de hoşunuza gider.

uyandığınızı hissettiği zaman da türlü pislikler yaparak sizi ayağa kaldırmaya çalışır. gelir ellerinizi yalar, elinizi gırtlağına kadar sokar, emer, ısırır. uyandırmaya çalışır. (sonunda başarır da. emmek ne lan!)

sonra çişi gelince sıçamayan kediler gibi kendi etrafında sayısız kere dönmeye başlar. alır dışarı çıkarırsınız eve yapmasın diye, günde 3 kere çıkar dolaşır, işer sıçar. ama siz yanında tuvalete giriyorsanız gelir kapının önüne (o kadar işemeye rağmen hala mesanesinde kalmış olan çişi) bir güzel bırakır. doğal olarak ağzına sıçarsınız. haydiii, her yer temizlenir, çamaşır suyuyla silinir, bunun ayakları, çükü mükü temizlenir. ama o hala sevindirik bi şekilde zıplar, çünkü sizinle birlikte bir iş yapmıştır. işemek bu işlere dahil. mal. kudurtur insanı.

yediği zaman anında kakası geldiği için yemeği önünde değildir. günde 2 kere yemek verirsiniz. işemek için daha 3 saat önce dışarı çıktığından bir saat daha beklesin dersiniz, siz yemeğinizi yerken acıklı acıklı bakar, iç çeker, mutfağa doğru topunu itekler ki girmek için bahanesi olsun. üzülürsünüz ama baktınız götünüzün dibine girmiş dil atıyor elinize bacağınıza, sinirlenirsiniz bu sefer, kışkışlarsınız.

dışarıda her gördüğü köpeğe "aman tanrım bu bir arkadaş! oynamalıyım!" diye atladığından ne yapacağınızı bilemezsiniz. tasmasını salayım da şöyle bir gezsin dolaşsın diyemezsiniz. 2 yaşında erişkin bir golden olmasına rağmen miniminnacık bir amerikan cocker kendisine havladığında korkudan depar atan bi köpek olduğu için güvenemezsiniz kendini koruyacağına. karşıdan köpek geliyorsa siz de kendisiyle birlikte korkuyla depar atar apartmanın girişine kadar koşarsınız dalağınız şişip kafanız kadar olmuş halde.

dolaşmaktan yeni gelmişsinizdir, ayakları silinecek, içeri alınacaktır. tam bu işlere girişmişken kapının önünde, karşı komşunun kapıyı açması tam bir talihsizliktir. "aaaay yeriiim" diye kendisini mıncıklamaya başlayan komşuya, 2 yıllık abazanlıkla uzattığı çükü siz de komşunuzla birlikte görünce kafanızı sokacak bi göt ararsınız. tam rezillik. kadın nereye bakacağını bilemez, siz gülseniz bir türlü gülmeseniz bir türlü, kadının kocasının kaşlar kalkmış, anne kıpkırmızı olmuş, köpekse mest.

böyle de bir şey işte. bir gün içinde böyle o duygudan o duyguya gark olursunuz. yeri gelir onca para verip aldığınız terliklerinizi çiğnediği için, yeri gelir rüzgardan yere düşmüş bir litrelik sprite şişesinin yarısını yiyip kustuğu için çok pis dayak yer sizden, yeri gelir otur deyince oturup gel deyince geldiği için aferin der seversiniz, ödüller verirsiniz.

her şeye rağmen çok güzeldir. hele ki bir yıla yakın zamandır görmüyorsanız özlersiniz. köpeğinizi de, köpek sahibi olmayı da.
sineksavar sineksavar
olmayanın bilemeyeceği bir durumdur.
ben hayvanları çok çok başka severim.
ilk köpeğim alındığında dört yaşımdaydım. american cocker spaniel bir kızdı. inanılmaz sevecendi. sonra onu acı bir şekilde kaybettik. benden gizlediler bir süre, sonra söylediler.
küçücük yaşta yas tutmayı öğrendim.
sonra altı/yedi yaşımdayken bir dobermanım oldu, rambo. çok yakışıklıydı. herkes ondan korkardı, ciddi ve asil bir yapıya sahipti. şimdi hatırlıyorum da aramızda çok güçlü bir bağ vardı. bazen yakın çevreden insanları kendisine dokundurmazken, biz birlikte atçılık oynar, yorulunca da akülü arabama binerdik. öldüğünde fabrikanın bahçesini koruması için götürdüklerini söylediler. görmek istedim, götürmediler. gitsem de bulamayacakmışım zaten. iki/üç yıl sonra itiraf ettiler.
ilk o zaman isyan etmeyi, yıkılmayı öğrendim.
sonrasında bir gün kapıyı açtığımda bir hediyeyle karşılaştım. bir pet taşıma sepeti. ama içinde bir şey yoktu, ya da ben göremedim. sonra daha dikkatli baktım diplerde kapkara yemyeşil gözlü bir güzel. ankara kedisinin siyahını düşünün, aynen öyle. dışarı çıktı, korktu, saklandı. yıllar geçti iki yaşında geldi, çok akıllı ve asil bir kedi olmuştu. hiç kimseye kendini sevdirmezdi. yemek arsızı değildi. mırlamazdı bile çoğunlukla. sonra annem ve babam boşandığı sırada, böbreklerinden rahatsızlandı. yoğun bakıma alındı. her gün ziyaretine gittim. yanında kaldım. ilk günü atlatması zordu, atlattı ama. iyileşeceğini düşünmüştüm. iyileşmedi. beni hayatımın en zor zamanlarında bırakıp gitti.
bana hayatın hiç adil olmadığını, tanrıyı sorgulamayı, deli gibi ağlamayı ve bir kedinin insan hayatına neler katabileceğini, ne kadar yer edebileceğini o öğretti.
şimdi dört yaşında bir maltese terrier sahibiyim. adı fındık. kız kardeşim gibi, annemi benden kıskanır. kendisine bağırınca bir şey demez, yavrusuna bağırınca önüme geçip bana havlar. ama biri bana elini kaldırsın şaka niyetine, delirir. yastığımı sahiplenir, ben yatarsam başımı ittirir. dışarı çıkarken sevinçten iki ayak üstünde dans eder. ve daha bir sürü şey.
yani köpek sahibi olmak hayatta başınıza gelebilecek en güzel şeylerden biri olmakla birlikte, en iyi öğretileri almanızı da sağlayan durumdur.
vampiryarasa vampiryarasa
gariptir. mesela benim annemlerle yaşadığım evde de bahçede baktığımız tamı tamına 3 adet köpeğim(yani aslında babamın köpekleri) var. ama hiç böyle değiller. şimdi evde baktığım bi köpeğim var. o mu benim köpeğim yoksa ben mi onun köpeğiyim belli değil amk.

evdeki bütün gazeteleri tüketti. zaten gazeteye yapmayı öğretene kadar canım çıkmıştı. gittim o gazetenin üstüne sıkılan spreylerden aldım, neymiş? koklayıp oraya işicekmiş. afedersiniz bırak işemeyi, bizim ki gidip yiyo o sprey sıktığım yeri. işin yoksa ağzından o gazete parçalarını çıkarcam diye uğraş. neyse işte bugün gazeteler bitti ben de almayı unuttum. benim minik kızım da (boyu yaklaşık 1,25 karış) bulduğu yere işeyip sıçmaya başladı. bi de ne köpeğe ne olduysa 15 dakika da bir işiyo göt. ayrıca benden nefret ediyo galiba lan. habire gelip gelip benim kapıma işiyo. az önce salonun ortasına kocaman sıçtı mesela gittim temizledim. aaa nasıl unuturum ya bu gün iki kere yatağıma işedi şerefsiz. ilk işeyişinde yorgan olmadığı için alez e işedi. çıkardım hepsini makineye attım yıkadım. sonra temiz temiz çarşaflar serdim yorganı da serdim, aradan bi kaç saat geçti bi baktım yorganın üstüne işedi. durduramadım, tutamadım. * yemeğini abim verdiği için resmen aşık abime. bildiğin mamasını elinden yediriyo. ben ise bütün gün elimde ıslak mendil, poposunu patilerini silcem diye koşturduğum için beni hiç sevmiyo. anlıcağınız abim aşçısı, ben tuvaletçisi oldum. zaten tuvaletçileri kim sever ki. *

ayrıca tam bir savaşçı oldu çıktı gerizekalı. sürekli benimle savaşıyo. her yerimi ısırıyo, çiziyo. ama abime öyle mi yapıyor? onun her yerini yalıyo. kıskançlıktan ölcem yemin ediyorum. bu hayvan beni neden sevmiyo? oyunsa oyun. bütün gün oyun oynamaya çalışıyorum zaten onunla. sabahın 4 ünde beni yatağımdan kaldırıp zorla oyun oynamaya çalıştığını bilirim be. ama ben yine de çok seviyorum onu. bi şey olcak diye ödüm kopuyo. geçenlerde elimde taşırken atladı ve tak diye betona düştü, gözünden yaş geldi. gözünden yaş geldiğini görünce tutamadım kendimi oturdum ağladım. bak yine gözlerim doldu. hiç de tiksinmiyorum kakasından çişinden. hatta artık köpek olarak bile görmüyorum onu lan. bildiğin benim yeni doğmuş bebeğim sanki.

ayrıca bi isim de bulamadık ya. gerçi umrumda değil millet ne derse desin. ben severken kızım diyom, kızdığımda da amınakodumun köpeği. olm ama çok tatlı lan.
valky valky
daha önce hiç tatmadığım bir duygu. ailem istemedi, ''evin içinde bir köpeği hayal bile edemiyoruz'' dediler. ben de kedi sahiplendim.
kedimi çok sevmeme rağmen etrafta gördüğüm köpek sahiplerine hep özendim. erkek arkadaşımla ayrı eve çıkmaya karar verdim geçenlerde, sırf köpek almak için. kedim de benimle beraber gelecekti tabii. annemin bunu hiç istemediğini anladım ve eve köpek alabilirsem gitmeyeceğimi söyledim. (aslında ayrılmıştım elemandan, çaktırmayın.) annem de kabul etti ehehe. kedilerle en çok anlaşan köpek cinslerini araştırdım, barınağa gidecektim bir köpek sahiplenmek için. sonra arkadaşım bunu öğrenip kendisinde golden yavrularının olduğunu, 2 hafta sonra 50 günlük olacaklarını ve birini verebileceğini söyledi. şu anda dünyanın en mutlu insanıyım ve uzun zaman sonra ilk defa gün sayıyorum. en son babam arayıp beni haftasonu tatilya'ya götüreceğini söylediğinde gün saymıştım heyecandan. şimdi tekrar çocuk gibi heyecanlıyım. minicik bir golden yavrusu olacak evde... o gelene kadar golden bakımıyla ilgili her şeyi öğrenmeye çalışacağım, internette bulamayacağım ama bilmem gereken önemli bir şey varsa mesaj kutumu yakabilirsiniz.

bu arada yavruların fotoğrafını da atayım:https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash4/t1.0-9/1625749_787668591265900_347138108_n.jpg
1 /