korova milkbar

followmearound followmearound
a clockwork orangeda alex'in arkadaşlarıyla gidip çıplak kadın şeklindeki sehpa üzerinde bir takım uyuşturuculu süt içtikleri barın adı. "the korova milk bar sold milk plus - milk plus vellocet or synthemesc or drencrom which is what we were drinking. this would sharpen you up and make you ready for a bit of the old ultra-violence." der alex.
arturodanbandini arturodanbandini
‘’korova sütbarı harika bir yerdir kardeşlerim!’’
her zaman okuduğumuz kitaplarda karakterler biraz kötü bile olsa, karşı tarafı hep küçük görür, derine inmeden düşünürüz. kavgada dayak atanlara bazen kin besleriz, bazense –eğer karakterimizse- onları severiz. ama hiç birimizin ‘’neden serseriler böyle ‘’ gibi düşüncelere kapıldığını düşünmüyorum. sorumuzun cevabını bu kitap veriyor: ‘’otomatik portakal’’

hiç sokakta yürürken size laf atan, çeviren, haraç alan birinin mozart dinleme ihtimalini düşündünüz mü? her zaman duygusuz, karaktersiz orospu çocukları olduklarını düşünmedik mi̇? i̇şte karakterimiz alex bunun da cevabı oluyor.

‘’korova sütbarı harika bir yerdir kardeşlerim. ama siz neyin harika neyinse beş para etmez olduğunu çoktan unutmuşsunuzdur. gazete okuma alışkanlığnı yitirdiniz de ondan. her şey öylesine çabucak değişiveriyor ki gazetesiz kalan bizler, sizler, onlar değişikleri izleyemiyoruz. ‘’ (sf. 7)
aykırı bir karakter olan alex ve grubunun paraya ihtiyacı yok. birilerini alt üst etmek paradan daha kazançlı geliyor onlara.

‘’ceplerimiz mangır dolu. tıngır tıngır öten, hışır hışır eden bozuk para, kağıt para var. onun için ara sokakların birine dalıp yaşlı bir herifi kan revan içinde bırakmanın anlamı yok. zaten para istesek küçük dükkanlardan birine girer, kasada oturanı parçalar, bir yandan kanını içer öte yandan da paracıkları alıp dört kişi bölüşürüz. eğlenmek için aslında paraya gerek yok ‘’ (sf.8 )

son cümle bu aralarki sorunlarımızdan biri. ‘’para’’. eğlenelim, para var mı? şunu yapalım para var mı? bunu yapalım para var mı? nedense bana parayla yapılan şeyler, parasız şeylerden daha az mutluluk veriyor.

bir arkadaş grubu kurmak ne kadar zordur değil mi? düşününce insan yaşlanmaz, kendi başına kalmaya adım atar. gruptan üyeleri ne kadar geç kaybedersen, o kadar iyi yaşarsın beraberliği. ama alex…

karakterimiz serseri oluşunun yanı sıra zekiydi:
‘’cebimizdeki mangırları eritelim ki sağı solu kırıp dökerek, adam döverek, dükkan soyarak yenilerini kazanalım. herm orada burada para harcağımız görülür, duyulursa polis bizden kuşkulanmaz.’’ (sf. 15)

birini döverken neler düşünürüz?
-hamlelerini.
-bizi dövüp dövemeyeceğini.
-polise şikayet edip etmeyeceğini vs.
ama alex sadece adamın ne hissetiğini bilmek istiyordu. yeni tanıştığımız birinin hareketleri bize ne kadar ilginç geliyorsa, alex’in dövdüğü adamın hareketleri de o kadar ilginç geliyordu ona. biz ne kadar daha çok tanımak için sorular soruyorsak, o da daha çok tanımak için tekmelerini kullanıyor gibiydi.
bir eve giriyorduk alex ile beraber. adamı dövüyor, kadınını beceriyorduk. birkaç sayfa görüyor, okuyorduk –gelecekteki alex’i ilgilendirdiğini bilmezden önce-.

‘’tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiç bir şey yapmıyorum...’’ (sf.32)

bir yerleri kırıyorlar, önüne geleni dövüyorlar, kızlara kadınlıklarını vermeyi ödül sayıyorlar ve gülmekten ölüyorlardı. bunu bana bu şekilde anlatsalar nefret eder, kitabı yakardım. ama karakterlerden sadece alex’i anlamaya çalışsanız, yukarıdaki cümlemi romantik bir cümleymiş gibi okurdunuz. alex’te bir şeyler vardı.

romanın akışı hiç beklemediğim bir yere gitti. devletin sistemine iki karşıt grup alex’i kullandı. sözde topluma yararı olması için. nedense bizim sistem geldi aklıma ve bir anda kahkaha atarken buldum kendimi. alex türkiye’de yabancılık çekmezdi.

-söyleyin bakalım ne yapacağımızı? ha?

bilgi yayınevi’nin bastığı bu kitabı kesinlikle bulmanızı öneririm.