kötü sonlu bir masal

güse güse
bir varmış bir yokmuş. iyi bir adam varmış. bu adam dünyaya "ağzında gümüş kaşıkla" doğanlardan iyi bir adammış. kendisi gibi şanslı bir kadına aşık olmuş ve evlenmişler. çocukları olmuş.

adam ve kadın düşünmüşler. çocukları sokaklarda güvenle oynasın istiyorlarmış. komşuların evlerine güvenle girip çıksınlar mutlu olsunlar istiyorlarmış. ama yaşadıkları şehirde bu mümkün değilmiş.

adam bir hayal kurmuş. gitmiş, üzerinde mandaların otladığı değersiz yerlerden bir sürü arazi almış. insanları bu uzak yere taşımış ve onlara hayalini anlatmış. inandırmış. adam komşusu olacak nitelikteki insanlar için belli kriterler oluşturmuş kafasında. buna uyuyorsa ödemeler konusunda kolaylık sağlıyor, ücretleri çok da takmıyormuş.
adam çocukları için kurduğu hayali gerçekleştirmekte kararlıymış çünkü.

sonra hayal gerçek olmuş. adam kurduğu köyde kendine bir şato yaptırmış. şato tavanlarını saray ustaları süslemiş. güzel karısını ve çocuklarını getirmiş. ütopyasında yaşamaya başlamış.

ama adamın atladığı bir şey varmış. evine temizliğe gelen, o ütopyada çöpleri toplayan, çeşitli işleri yapan insanların ve çocuklarının da hakkıymış böyle bir hayat. sadece onun değil. kim hangi aileye doğacağını seçiyor? kimse kimseden üstün değil...zengin doğan çöpçü olsa ve o bu hayali yapsa, sana çöplerini toplatması hoşuna gider miydi adam?

adam kendince çok iyi olduğundan yolda şoförüyle giderken bile gördüğü fakirlere erzak hediye ediyormuş.

ama sevgili adam, erzak bugünlük çözümdür. sonra ne olacak o gariban?

kişiliğindeki kuvveti ülkenin tüm insanları için kullanman gerekmez miydi?

nitekim bu yanılgı adamı bir sürü sıkıntıya sürüklemiş. olmayacak işler yapmış, olmayacak durumlara düşmüş. en sonunda da tüm ailesiyle yok olmuş. yüzüne bakmaya kıyamayacağınız güzellikteki çocuklarla olmayacak bir şekilde yok olmuş.
bir zamanlar içinden çocuk kahkahaları yükselen şatosunun kapısında sonbaharla dökülen yapraklar uçuşuyormuş artık.

allah kuran-ı kerim'i şu anda indiriyor olsaydı ibret olsun diye bu kıssayı kesinlikle eklerdi.
bu, baştan aşağıya ibret dolu bir masal çünkü.

evet sevgili zenginler, en az sizin olduğu kadar, burun kıvırdığınız, kıro bulduğunuz insanların da hakkı sizin sahip olduğunuz konfor ve lüks.

tabii ki çalışmak, iyi niyetli olmak, adil olmak...şartıyla.

sevgili zenginler siz allah'a itimat etmeyerek yığıyorsunuz... halbuki allah benim için verene ben vereceğim diye garantilemiş...

paranızı tabii ki insanlara hibe etmeyeceksiniz. insanlara asgari ücret değil daha fazla maaş vereceksiniz, vergiden düşmek için araba almayacak tüm vergiyi ödeyeceksiniz, fabrikalarınızı çine değil doğu anadoluya kuracak kendi insanınızı çalıştıracaksınız. güzel okullar yaptıracaksınız. memleketin her tarafında refah sağlansın diye elinizden geleni yapacaksınız.

biliyor musunuz doğu ve batı almanya birleştiği günden beri almanlar ekstra vergi ödüyorlar…sebep doğu ve batı almanya arasındaki farkın giderilmesi. mesela doğuda bir şehirde havuz yok batıda var. bu vergilerle bunlar yapılıyor.

bugün ingiliz kraliyetinin veliahtının karısı bile giydiklerini tekrar tekrar giyerken, stil sahibi olduğunuzu göstermek için bir kere giydiğiniz kıyafetlere servet harcamayacaksınız.

kimse kimseden üstün değil. üstünlük sadece takva ile.

yoksa sizin de sonunuz masal kahramanlarına benzer... dermansız hastalıklar, çocuklarla imtihanlar, varlık içinde yoksunluk hisleri...yaşayacak ama neden böyle anlamadan devam edeceksiniz. insana iç huzuru veren en önemli şey, tüm insanlık için, gelecek nesiller için bir şeyler yapıyor olmaktır. bunun yaşatacağı manevi hazzı başka da bir şey yaşatmaz.