köye yerleşmek

3 /
metrodakikemancı metrodakikemancı
şehirde kendi yaşantısına yön veremeyen insanların "bir mucize gibi" anlattıkları "yeni" fetiş.
umarım afaroz edilmem buralarda ama du bakalım.

insanların genel olarak bireysel yaşantısında da toplumsal organizasyonlarda da sık sık düştükleri bir illüzyonun bir türevi olduğunu düşünmeye başladım. misal bir siyasi hareket tutturdu osmanlı da osmanlı... aşağı yukarı aynı noktalara referans olabilir bu durum. bugünde elde edilemeyen güzelliği var olmayan başka bir cennette bulma arayışı...

özeti şu;

"şehirde anlamını kaybettiğim ve kendi irademle yönetemediğim sıkışmış bir hayatım var, bir mucize olur da bu sistem den çıkabilirsem muhteşem olur."

olmaz.

hayatını değiştirme kapasitesi olan insan şehirde de hayatını değiştirir. buna kapasitesi olmayan da işte böyle... köy demişken, köyden çıkıp gelen bu arkadaşınız da net söylesin, köyden kasıtın gewer yaylası olmadığını hepimiz biliyoruzdur sanırım. "ege'de şirin bir köy". bu bile yapay. tam şehirli küçük burjuva ortayolculuğu. tarihteki makine kırıcılığı kadar anlamsız ve olmayacak bir "hayal". yapabilenlerin sınırlı bir sayıda olması bir yana sanki bir cennette yaşıyormuş gibi yansıtılmasını doğru da bulmuyorum.

hadi atıyorum sinop saraydüzü falanca köyde yaşamaya gidiyorum diye bir lbgt birey gitsin de görsün köy hayatı nasıl yaşanıyormuş. ne kadar sürdürülebilirmiş.
diğer gidenlerin de büyük bir kısmı ekonomik olarak güvendiği birşeyleri arkasında sağlama alarak geliyor. (kiralanmış mülktür, mevduat hesabıdır. vs.) e yapsın ne güzel işte diyenleri duyar gibiyim. olmaz iki yüzlülük bu. diyelim istanbul'da bu vahşi sistem ve ilişkiler devam ederse etsin ben paçayı kurtarayım da meselesine dönüşmesi "ben doğayı seviyorum ve özüme dönüyorum" mottosunu "yalnızca ben dönüyorum siz başınızın çaresine bakın" a doğru evriliyor.

yani şimdi köye yerleşip instagramda şehirdeki "kullanıcılara" köy içerikleri hazırlayınca sistemin dışına mı çıkmış olunuyor. "köy" diye bir ürünün şehirdeki hedef kitleye pazarlanması bu. bu kadar.

bu ege diye insanların gittikleri yerler de gerçekten köy olma vasfını yavaş yavaş kaybetmiş ama şehir de olamamış yerler sadece. yoksa köy dediğin yerde gerçekten tarımsal üretim yapılan bölgelerde falan millet hala arazi sınırı anlaşmazlığından birbirini vuruyor.

yanlış da anlaşılmak istemiyorum gitmek yapmak isteyen elbette yapsın. yapabilen de güzel yaşasın. ben "bir cennet vaadi" olarak köye dönüş söylemlerinin büyük şehirlerde yaşamak zorunda olup her gününü kahrederek geçiren nesillerin bütün bir toplumsal hayatı dönüştüme kapasitelerine sekte vuran bir "afyon"a benzetmeye başladım.

bu fikre mesafeli oluşum ise fikrin güzelliğinden çok bu anın çekilmez hale gelen çilesini arabesk vari bir yönlendirmeyle pasifize eden bir hatta kanalize etmesi.

yazı biraz dağınık gitti ama anladınız siz onu.
yabe yabe
ağustos 2020'de istifam sonucu yaşam şeklimi evirdiğim konsept.

öncelikle negatiflerini söyleyeyim: maddiyat önemli. yıllardır süregelen kişisel alışkanlıkları kısmen de olsa korumak namına. misal ısınma, kalorifer ve tesisat kurulumu bayağı pahalı zira. diğer bir olumsuzluk ise, bahsedildiği üzere yapılması gereken işlerin, hele biraz da keyif pezevenkliği varsa bünyede, katiyen bitmemesi. son olarak da, bizim jenerasyonun (30+ yaşındayım) katiyen köy, bahçe işlerinden anlamaması. misal, komşunun 2 darbeyle kestiği dalı ben 10+ darbeyle kesebiliyorum. lakin olucak. yapıcam. seni yenicem köy.

bakılınca o denli de olumsuzluk barındırmıyormuş aslında.

olumlu kısımlar ise olumsuzlardan daha fazla.
öncelikle şehrin 15 dk, havalimanının ise 45 dk uzakta olması çok da medeniyetten uzak hissettirmiyor. ulaşım önemli.
buraya yerleşme fikri hasıl olduğunda ise arabamı satıp bir pick up aldım ki konfor ve kullanışlılık namına bayağı mantıklı bir adım oldu; devamlı bir şeyler taşıyorum, hiç olmadı köpeklerim bayılıyor kasada gezmeye, onlarla turluyoruz.
köpeklerim evet, istanbul'daki stüdyo dairemde bir pug ve bir kediyle yaşamak bayağı zor oluyorken, şimdi 4 köpek ve 2 kedi ile yaşıyorum. (malum kedi canavarmış meğer, eve sadece yatmaya gelip geri kalan zamanda fare, yılan avlayan bir canavara dönüştü. malum pug ise eski kız arkadaşım tarafından haczedildi. üzülüyorum. )
ayakkabı dahi giyme zorunluluğu olmadan ulaşabildiğim bahçede ise salata yapılıcak tüm malzemeleri, lazım olduğu kadar, dalından koparıp salata yapmak ayrı bir keyif. bilimum sebze, meyve ve bakliyata; ki fasulye ve bezelyeyi kendim yetiştiriyorum; para vermedim.
tabi tavuklar sayesinde yumurtaya da para vermeyeli çok oldu.
pandemi için ise alınabilecek en iyi kararı aldığımı düşünüyorum. maskeyi sadece şehire ve şehir dışına çıkarken kullanıyorum ve istemediğim, işim olmadığı müddetçe insan da görmüyorum. istanbul'daki iş döngümü ve yaşamımı düşününce bu süreci akıl sağlığımı korumakta zorlanarak, dahası, muhtemelen şimdiye kadar covid'i deneyimlemiş olarak devam ederdim sanırım; belki de edemezdim.

"bu sebeplerle mi yerleştin oraya yaprağım?" diye soranlar olabilir, saygı duyarım, küçük ama keyifli detaylar, yeterli sebepler oluşturuyor benim için. dileyen herkes umarım bu hayata kavuşur.
gepgezgin gepgezgin
türkiyede iş hayatı ahlaksız ve çok zor olduğu için millet "toprakla, hayvanla uğraşırım bu piçlerle uğraşmam" deyip böyle bir karar alıyor. en azından hayalleri bu. hayale bakın lan! 25 30 yaşındaki cevval gençleri emekliye çevirdiniz amk. sonra ülke uçuyor. hıhı tmm.
3 /