köylüleri niçin öldürmeliyiz

1 /
gergedan gergedan
şükrü erbaş’ın bir şiiri.

yapı olarak şiir: bir manzumenin merdivenvari alt alta yazılmış bir biçimi gibidir.

içerik olarak ise: şair, köylü karakterinin olumsuz yanlarını bu şiirinde oldukça iyi tahlil eder, ilk okunduğunda bu nasıl bir bakış açısı, nasıl zalimce sözler gibi anlaşılsa da, şiirde yer alan “köylüleri niçin öldürmeliyiz” söz öbeği bir ironiden ibaret. köylünün kendi zatındaki bu olumsuz hal ve hareketleri (olumsuz köylülük imajını) nasıl yok etmeliyiz diye kendimize karşı yapılmış bir özeleştiridir. ki şiirin sonunda “köylüleri, söyleyin nasıl nasıl kurtaralım” cümlesi bir çağrıdır. şiirde nakarat halinde “köylüleri” sözcüğü, olumsuz köylü profilini, “öldürmeliyiz” sözcüğü ise, yok etmeliyiz, ıslah etmeliyiz anlamını taşır.

************

köylüleri niçin öldürmeliyiz?

çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünmezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını büyütmeye çalışırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştiremezler
evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kalın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler !..

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin bir akrabalarından söz ederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz sünküre sünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
zamanın derin ırmakları önünde...

köylüleri, söyleyin nasıl nasıl kurtaralım ?..
dandoldenyus dandoldenyus
şükrü erbaş'ın hitler ya da stalin dönemlerini anımsatan şiiri. ancak dikkatli ve ön yargısız okunduğunda üstadın burda bir zihniyeti, köhne bir dünya görüşünü öldürmekten söz ettiği anlaşılabilir zira kendisi 10 numara hümanisttir.

"bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz, biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz"
evci evci
şair ismet özel, ' akla karşı tezler ' adlı şiirinde bu ifadeyi kullanmıştır:

4.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
bu sorunun karşılığını bulamıyorum
içinden çıkılmaz bir olay, ama önemsiz
köylüleri öldürmesek te olur
hatta onların kalın suratlarını
görmezlikten gelebiliriz
yapılacak çok şey var daha
sözgelimi ben, kendim
hiç hayıt ağacı görmemişim
görmeden ölürüm diye korkum da yok
değil mi ki ben albatrosu baudelaire'den
yves bonnefoy'dan semenderi öğrendim
bir gün bakarsınız
şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
teneşir tahtası olarak kullanabilirim.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
şiirin sorduğu bu sorunun cevabı "bu şiirden haberleri olmadıkları için." olabilir. ama bence öldürmeyelim, hepimiz köylü olalım. zaten hepimizin köylü olduğu yerde köylülük diye bir şey kalmaz. belki o zaman biz de "birer kaya parçası gibi dururuz su geçirmeden/zamanın derin ırmakları önünde..."
fesmekan fesmekan
köylüleri öldürmek isteyen kişilerin öldürme sebeplerini belirtmek amaçlı sordukları ama cevap beklemedikleri soru çeşidi, retorik soru.. bunu söyleyenler sebep olarak muhtemelen şöyle şeyleri öne sürerler;

rts türü oyunlarda nüfus sınırı olduğundan askeri birim üretimi için köylüleri öldürmeliyiz..

gerçek hayatta ise okur yazar oranını arttırmak için yapmalıyız bunu şöyle ki;

madem onları eğitmeyi oraya öğretim götürmeyi beceremiyoruz, üşeniyoruz falan bari öldürelim ki okur yazar olmayan sayısı azalsın okur-yazar olanların oranı artsın..
hector hector
yazarına iki çift lafım olan şiir. öldür amca sen köylüleri, köylü zihniyetini, artık neyi öldürüyosan. serbestsin ve haklısın. ama bakalım köylüler kaybolduğunda sen ne yiyip ne içeceksin. çünkü işleri pistir. kasap dükkanındaki kokuya dayanamayan sen ahırın kokusunu nerden bileceksin? pirinci unu naylon poşete konmadan, kesekağıdına paketlemeden çuvaldan almayan sen güneşin altında günlerce hangi harmanı yapacaksın? -5 derecede kaç gün günde 3 defa banyoda soba yakıp duş alacaksın? her gün traş olacaksın? gübrenin kilosunu 500 binden alıp buğdayın kilosunu 200 bine sattıktan sonra hangi parayla kitap alıp hangi enerjiyle okuyacaksın? köylü "e bi çuval yemi 50 milyona alıyorum benim arada bir 5 yıldızlı otelde tatil yapmam için bu ineği 5 milyardan satmam lazım" diyecek dirayeti bulsa "yıldızları seyrederken" bonfile yerine rakının yanında haşgeryar yersin artık. hangi yıldızı seyredeceksin?

sanki mına kodumun köylüleri buckingham sarayında üretiliyor sonradan gerzekliklerinden "lan ben gideyim köye de göt kadar ahırda 10 inek, sik kadar kümeste 4 tavuk besleyip yaşamaya çalışayım, ne uğraşıcam" diyip orayı seçiyorlar. adam lüks ne demek, zevk ne demek onları "öğrenmek" için bile fırsat ve imkan bulamamış. şehre gittiğinde senin gibi hıyarlar "şapkalıya" 3 liralık malı 5 e satıp, veresiye yazdırınca eşşek gibi faiz aldığından, kasap amcaoğlun herifin 2 senede yetiştirdiği danayı "işine gelirse 1 milyar memedağa" diye 1 milyara elinden alıp etin kilosunu 30 milyondan sattığından, ezim ezim ezdiğinden "bari çocuğum okusun" diye yediğinden içtiğinden kısmış, o da "hadi baalım hayırlısıyla ben şehirli oldum keh keh" derken duvara toslamış. gün görmeden tespit yapıp önyargıyla şiir yazdığın için seni çarmıha germek lazım.

ha, hiç bir mınakoduğum da gelip bana "burda bahsedilen ironiyi anlamamışsın, adam zihniyeti yok etmekten bahsediyor" vs diye mesaj atmasın, iliğini kemiğini sikerim. imkanlarımız ölçüsünde şehirli olmaya çalıştık 25 senedir; aldığımız cevap şurada; (bkz: öğretmen/@hector) (sondan bi önceki paragraf)
toprakta adı kalan adam toprakta adı kalan adam
yarın gelip bizimle aynı kenti paylaştıklarında o vıcık vıcık ilişkilerimizi sorgulamamızı sağladıkları için mi yoksa bir süre sonra yine o vıcık vıcık ilişkilerimizin birer parçası haline gelen yeni şehirliler oldukları için mi?

tanım: cinayetlerine sebep arayan kentlinin günlüğünden bir ara nağmedir.
spancibab spancibab
yanlış düzlemde tartışıldığını düşündüğüm şiir. zaten şükrü erbaş da girilerde -belki de başlığa takılarak- tartışılanın aksine "köylü olma durumu"nu sarkastik bir şekilde ele almış. köylülük, ister kabul edelim ister etmeyelim en geri üretim ilişkilerinin ve toplumsal ilişkilerin var olduğu ve yeniden üretildiği toplumsal tabakadır. köylüleri öldürmekten kasır köylülüğü ve bu bahsettiğimiz geri ilişkileri öldürmek, ortadan kaldırmaktır. salt köylülüğe mal edilmesi yanlış olmakla birlikte, şiirde bahsedilen değişen dünyaya karşı kerpiç duvarlar gibi katı durma ve ek olarak türlü sebeplerle bu değişen dünyanın içinde yer aldıktan sonra deprem görmüş kerpiç duvarlar gibi yıkılma, dağılma, tuz buz olma durumu günümüzde de yakıcılığını koruyan bir sorundur. yani bir yandan köylülük denen zihniyetten kurtulmanın yolları aranırken, diğer yandan köylülükten kurtulmanın -kentlileşmenin- sağlıklı gerçekleşmesi elzemdir kanımca. yoksa köylülük en büyük metropolde bile, kendini var edebilmekte, şeklen kentlileşen insanlar zihnen köylü kalmayı başarabilmektedir. bu da ne kentli, ne köylü bir garip, eğreti toplam oluşturmaktadır. köy ile kent arasında kalan, kent içerisinde köy değerlerini var eden ve kentli sınıfların taşıması gereken nitelikleri taşımayan -örneğin işçileşemeyen- bir toplam, türlü sorunlar barındırır. bunu hem günlük hayat hem de hak arama mücadelesi, siyasi dengeler vs için söylüyorum.

bunun için, şiirin her kelimesi doğrudur da, özeti son dizededir herhalde.

"köylüleri, söyleyin nasıl nasıl kurtaralım ?.."
fikir yüce fikir yüce
köylü, maskesiz, doğal ve hesapsızdır. medeniyet şemsiyesi altındakilerin köylülerden hazetmemesi doğaldır ve maskelilerin köylülerden kurtulma isteğidir.

edit: köylü ve köylülük farklıdır.
uyumsuz uyumsuz
hala yanlış düzlemde tartışılan şiir. oysa şükrü erbaş'ın bu şiiri yazarken ki amacı bellidir. bir katliam yaratıp osmanlı gibi ardından paşalık almak gibi bir derdi yoktur bu şiir ile dile getirdiğinde. köylü kurnazı yapıların, feodal yapılar karşısında ses çıkaramaya toplum üzerinden bir köy-kent eleştirisidir. köyde ağaya karşı gelemeyen köylü, şehirde patronuna ses etmemeye, köyde güçlüden yana olup kendi gibi köylüyü ezen kentte kendi gibi işçiyi ezmeye başlamasının şiiridir.köyde bilmediğinden, öğrenmediğinden cahil olan, kentte sadece köylü ruhunu, bilmemekten ziyade bilmek istememekten kaynaklı cehaleti ile saldırır yeni şeylere. köylüleri niçin öldürmeliyiz bu yüzden önemli bir eserdir aslında. sadece köylülük ve köylü üzerine düşnüldüğü sürece yanlış anlaşılmaya mahkum olması kötü bir şiir olduğuna işaret etmez. tam tersine insanların içindeki gece tarla sınırını komşu tarla sınırına iki adım da olsa geçirmeye çabalayan köylü kurnazlığı ile yadsınmaya çalışıldığı için önemlidir.

alt metinler, imgeleri şükrü erbaş şiirlerinin vazgeçilmezidir. bunu neredeyse tüm şiirlerinde görebilirsiniz. bu şiirde bu alt metin ve imge zenginliğinden oldukça faydalanmış güzl bir eserdir tam da bu yüzden.
sade bir sessizlik sade bir sessizlik
'çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
değişen bir dünyaya karşı'

'kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.'

'inanarak ve kolayca yalan söylerler.'

'paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.'

'herşeyi hafife alır ve herkese söverler.'

'yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünmezler...'

've birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını büyütmeye çalışırlar.'

'binlerce yılın kalın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.'

'devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.'

'yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.'

'dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar'

've birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
zamanın derin ırmakları önünde...'
1 /