kral arthur

guenever guenever
artus (ayı) ya da art-uther (uther'in ardılı) anlamlarına gelebilir. arthur kralın vaftiz ismidir(yani arthur hristiyan töreniyle vaftiz edilmiştir), ilk doğum adı gwydion'dur, bu keltçe'de parlak olan anlamına gelir. saçları yüzünden bu ismi aldığı söylenir.

pek çok efsanede britanya'nın büyük kralı olarak geçer, fakat adının rastlandığı en eski tarihi belge olan i gododdin adlı belgede kendisinden savaşçı lord olarak bahsedilir. belki britanya'nın roma istilası döneminde parlamış ve halk tarafından sonradan tahta geçirilmiştir, gerçekte bu olmuş olabilir fakat efsanelere göre o zaten varis olarak doğmuştur.

arthur, uther pendragon*'un yüce kral seçildiğinde kendine eş olarak aldığı avalonlu igraine'den doğar. küçük yaşlarında küçük bir krallığı olan sadık şövalye ector'un yanına gönderilir, ector'u babası, onun oğlu kay'i ise kardeşi zannederek büyür. çok genç yaşta babasının ölümü üzerine tahta çıkar. arthur merlin'in büyük umut bağladığı, özel olarak yetiştirdiği bir insandır, merlin arthur'un eski din ve kültürü yenisiyle kaynaştırıp barış sağlamasını bekler, fakat her yandan saldıran sakson istilacılar varken bu öncelikli olamaz pek.

arthur taç törenini hem hristiyan hem de pagan kurallarına göre yapar, iki halkı da koruyacağına dair ant içer. pagan töreni gereği, kutsal geyik avına çıkar, sonra avalon'un bakiresiyle birlikte olur. sonradan o bakirenin öz kızkardeşi morgaine olduğu öğrenilecektir, ki bu kendi felaketine yol açar. oğlu mordred çok sonra babasını öldürecektir.

arthur saksonlara karşı direnir, hristiyanlığın sömürgesine karşı paganizmi korur; tüm umutların bağlandığı, barışı britanya'ya geri getireceğine inanılan isimdir. gölün leydisi'nin, merlin'in bile tüm umutlarını bağladığı kraldır. fakat ne o, ne de şövalyeleri o umulan zaferi getiremez.

yine de hiçbir efsanenin sonunda arthur'un yenildiği yazmaz, sadece bir gün, uykusundan kalkıp geri geleceği, excalibur'u gölden geri alacağı ve britanya'yı barışa kavuşturacağı yazar.
dream endless dream endless
yıllar boyunca onlarca yorum getirilen karekterdir. hatta bu adamı kutsal kase'yi aramaya bile göndermişlerdir ki paganlığın genel bir inanç ve hristiyanlığın daha britanya topraklarında hoş görülmediği dönemlerde yaşamıştır bu adam. yıllar boyuda ilgimi çekmiştir beni asla gerçek anlamda bir araştirmaya itmesede o kadar okuduğum izledigim ve dinlediklerimden çıkan belli şeyler vardır bunların başında kral arthur'un halkın zor dönemlerde sıradan kişileri bile kahramanlaştırma propagandasının ürünü olması ihtimaller arasında en çok yüzdeye sahip olanı olmasıdır. belkide hiç yaşamamış bir karektertir. ama eğer yaşadıysa hangi hikaye olursa olsun kesinlikle ihanete uğramıştır. bir bilgenin öğrenciliğini yapmıştır. kamelot gibi dünya üzerinde asla var olmamış ve olmayacak ütopik bir krallığın krallığını yapmıştır. aslında kral arthur şovalyeliğin öğretmenliğini yapan bir figürdür aynı robin hood'un önceden attığı oku diğer bir okla ortadan ikiye ayırması gibi
age of aquarius age of aquarius
efsanenin bize söylediğine göre aslında kral arthur ölmemiştir. çünkü kraliçeler tarafından ölmeden gölde bir kayıkla alınarak “avalon” adasına götürülmüştür. kelt diline göre “avalon” kelimesi “elmalar adası” manasına gelir. elma ağaçları, bilginin ve sonsuz yaşamın ağacıdır ve öteki dünyanın sembolleridir. kelt mitolojisinde bir öteki dünya inancı vardır ve bu dünya ölümlü dünyaya yakındır, kimi zaman arada geçişler olabilir. bunu arketipsel dünya olaral algıladıklarını düşünebiliriz. avalon adası da öteki dünyadadır.bazı hikayeler ise bize kral arthur ve şövalyelerinin kristal bir mağarada uyuduklarını ve halk ne zaman kötü duruma düşse; arthur’un yeniden ülkeye dönerek onu kurtaracağı; hatta bir çok kötü zamanda enkarne olarak geri gelip halkı kötülük ve zulümden kurtardığına inanılır. burada da bir “dönüş mitosu” vardır. arthur, insanlar tarafından değil, tanrı tarafından seçilmiş bir kişidir. bir”kader-insanı”dır.

arthur’a verilen diğer bir isim ise “the once and future king” tir. yani bir zamanların ve de geleceğin kralıdır. onun zamanında aynı marcus aerilus’ta olduğu gibi mükemmel adalet hüküm sürer ve herkes mutludur. sakson saldırıları o ve şövalyeleri tarafından defedilmiştir ve ülke kaostan kurtarılmıştır. tüm mitolojilerde olduğu gibi kahramanlar kötülükle savaşmış ve ülkeye düzeni geri getirmiştir. ülkeye barış getirmek için, birbiri ardına geçen yıllar boyunca savaşırken hiçbir zaman camelot’ta oturup kalesinin zevkini çıkaracak boş zamanı olmamıştır.

arthur, yalnızca bir kişiye bağlılık yemini etmek yerine, bilgelik ve hakikat adına, hangi tanrı’ya ibadet ederlerse etsinler bütün insanlara adil davranmaya ve bütün ülkeleri yönetmeye yemin ederek, hangi zamanda yapıldığı bilinmeyen, kutsal emanetlerin kılıcını almıştır.

arthur,herkeste gerçekten sevgi ve bağlılık uyandırmıştır. arthur’un doğasının sırrı bu olmuştur; herkesin mutlu olmasını istemiştir. cahil ve zalimler karşısında sert, ama herkese karşı cömert ve nazik olmuştur.

kral arthur “arthur’un sancağı;altında savaşmak isteyen herkese açıktır" demiştir. arthur, insanları bir yüce kralın bütün ihtişamı ile yönetmeye başlayıp bir kardeşlik çekirdeği oluşturmaya başladığında, savaşan bütün krallar birbirleri ile savaşmak yerine zorba düşmanlarına karşı elele verebilmişlerdir.

adalar etrafları sularla çevrili olduğundan gerek fiziksel gerekse ruhsal açıdan çevrelerinden soyutlanmış, izole edilmiş yerler olarak sembolize edilirlerdi. bu görüşle adalar hem tanrıların barınması için hem de ölülerin ruhlarının yer alması için ideal yerlerdi. adalar aynı zamanda inziva yerleri idi. bu bakımdan insanın kendi kendine dönmesi, ada gibi kendini soyutlaması da ada sembolizmi ile belirtilir. adanın etrafının sularla kaplı olup çevresinden soyutlanmış olması, buraların yargı için de ideal olduklarının düşünülmesine neden olnuşlardır. ayrıca burada karar veren yöneticiler de insan etkisinden uzak, sadece tanrıları dinleyerek karar verdiklerine inanılıyordu. keltlerde de ölenlerin ruhlarının batı adalarına gittiğine dair inanç yaygındı.

kelt mitleri, arthur efsanesi ile paralellik gösterir. örneğin, mağarada yaşayan bir “ayı tanrı” mitosu vardır ve bu mitosta anlatılan tanrı’nın özellikleri neredeyse tamamen arthur’u çağrıştırmaktadır. aynı zamanda kelt dilinde “arth” kelimesinin de “ayı” anlamına gelmesi de ilginç bir gerçektir. nihayetinde arthur, döneminden sonraki krallar için bir arketip olmuştur.

gerçekten yaşamış mıdır, yoksa sadece bir mit midir, orası net olarak bilinmiyor.
karamuratbenim karamuratbenim
ingiliz bilim adamlarının bile kanıtlayamadığından dolayı efsane olarak kalan, olmayan kral. galler dilinde ayı adam olarak namzetlenen arth* -ur*. arthur'un babası uther dangalağı lady igrane'e aşık olur. lady igrane'e morgana'nın anasıdır. arthur bir gün ihtirasına dayanamaz ve merlin'den lady igrane'yi bafillemek için yardım ister. merlin'de "tamam ama çocuğu koyarsan o çocuk benim olacak" der. sonra merlin uther'i kadının kocasının kılığında lady'nin yatağına sokar. kadın kocası sandığından, sevişir günahsızca. sonra arthur doğar vs. vs. excalibur esasında uther'e emanettir. uther ölünce bu kılıcı merlin bir kayaya saplar ve bu kılıcı çıkaranın kral olacağını söyler. arthur bu hikayede olması için kılıçını taştan çıkarmış bir emekçi olması gerekir ki öylede yapar. sonradan da bu efsaneyi yaratır ve merlin denilen büyücü elemanla ve göl perisi denilen bir hatunla parapsikolojinin anasını beller. yuvarlak masa denilen bir masa kurmuş, bu masada rakı içip memleketi kurtarıp "ne olacak lan bu arsenalin hali" dememiş, hadi ejderhayla savaşalım, hadi şuna saldıralım diyerek ordan oraya zıplayıp durmuşlar. "o kadar evden uzak kalırsan kalkar birisi de senin karıyı bafiller, öğremedin mi ananın durumundan sefil" diyen bir dede korkut'u olmadığından kanka bildiği yuvarlak masalarda içip sıçtığı lancelot ile kraliçesi, aşkı, uğruna "gül döktüm yollarına" türküsünü söylediği guineverre tarafından ihanet edilmiş ve sonunda ilelebet düşman kalasıcası mondred ile savaşırken pis bir şekilde ölmüştür. merlin denilen işe yaramazken etrafta cirit atan, lazımken ortalarda gözükmeyen kolpa büyücüye telefonla ulaşmaya çabalamış ama "aradığınız kişi kapsama alanı dışında" yanıtıyla sinirlenmiştir. savaşta yanıbaşında yer alan şovalyesi bedivere "abi msn de belki onlinedır" dese de "ırak kalsın benden" kaprisi yapmış, aldığı yaranın onu öldüreceğini bildiğinden, bedivere'ye excalibur'ı göle atmasını tembihlemiştir. göl perisi olan, 90 60 90 ebatlarındaki erik gibi kütür kütür yenge kılıcı almış, yan gözlerle arthur'a bakmış, arthur'un ölceğini anlamış, imamın kayığını getirmiş ve arthur kelime-i şehadet getirip imamın kayığına binmiş, müslüman olarak gölün puslu sularında kaybolup gitmiştir. bedivere'ye ne olduğu sorulduğunda olayı anlatınca, millet hep bir ağızdan "siktir lan kimi yiyorsun sen diye taşak geçmişler. guineverre "bu azapla yaşayamam hacı" deyip intihar etmemiş, sadece bir manastıra kapanıp, manastırın gülü olmuştur.
selia selia
excalibur ile birlikte aslen çıkış kaynağı hititlerdir. linda a. malcor 'independent scholar' adlı eserinde şöyle der:

''the hittite version of the sword in the stone story has several elements in common with the arthurian variant. both feature a sword in a graveyard. both swords are associated with a king. the twelve runners in the hittite variant parallel the twelve knights of the round table in arthurian tradition. also, the anvil of the arthurian variant preserves the connection between the forging of iron and the story of the god who planted a sword in a stone. the tales are clearly part of the same tradition, yet, by placing the image of the sword god in conjunction with celestial deities at yazilikaya, the hittites retained an association that the arthurian variant has lost: the tale of the sword in the stone had something to do with the stars.''