krotki film o milosci

1 /
2046 2046
bir kieslowski filmi, dekalogların 6. sı, pek de kısa olmayan, yaklaşık 80 dakikalık, anlatımıyla, yalınlığıyla diğer kieslowski filmlerindeki gibi iz bırakan bir şaheser, didaktik olmayıp da onca şey gösteren, onca şey öğreten gerçek bir aşk filmi.

tomek, "19 unda aşık değilsen kalbin yoktur",
magda ise, "30 unda hala düzenli bir hayatın yoksa beynin yoktur" modundadır.

film biter, preisner devam eder, yutkunamamak sıkıntı verir, çatıdaki buzlara ihtiyaç duyulur ama mevsim yazdır, manasızdır, dökülen süt şişesi hala akıldadır, eski sevgililer hatrolunur, aslında konuyla pek bir bağlantısı yoktur. ağlanılır, ağlanılır, gerisi zaten anlamsızdır...(bkz: ağlatan filmler)
venom venom
asıl adı; krótki film o milosci

aşktan çok, 19 yaşında, yaşına göre birini bulmak yerine, kendinden 10 yaş büyük bir kadını röntgenleyip sonra aşık olan sapık bir gencin bunalımlarını anlatan film. yaşıtı olsa bir derece kabul edilebilir bir hikaye.
eğer filmde illa aşk olacaksa, o da film sonunda magda'nın dürbün başına geçip hayal ettikleridir.
kanımca o da değildir, oradaki de kadının pişmanlığı olur.

ayrıca beni tekrar süpheci tavırlar içine sokup, perdeler ve ışık açıkken tekrardan camdan dışarıya el hareketleri çekmeme sebep olabilecek filmdir. 1. katın azizliği.
van den budenmayer van den budenmayer
"trois couleurs" üçlemesinden sonra seyrettiğim 4. kieslowski filmi... an itibariyle bir kieslowski filmini sinemasal anlamda götü kalkık bir eleştirmen edasıyla eleştirmeyi nazarımda artık bir terbiyesizlik ve saygısızlık olarak görüyorum...

bu filmle ilgili sadece şunu söyleyebilirim; iyi ki 2-3 yıl önce seyretmemişim bu filmi... iyi ki... gecenin bu saatinde ortada artık bir şey yokken şu sefil bünyemi titretip boğazımı düğümletti... 2-3 yıl önce seyretseydim... neyse yaaa... ben cigarama geri dönüyorum... bir de az biraz takatim olsa gidip yarım bardakçıkta su içebilsem...
kart horoz kart horoz
sanat alanında eğitim görmek isteyen bütün öğrencilerin kafasına vurula vurula öğretilen bir şey vardır: tamam, bu sanatı seçtin ve yeni akımlar bulup devrimler yapma peşindesin. içinde bir yerlerde bunu başarabileceğin gizli yetenekler olduğunu biliyorsun ve kendinden eminsin. ama önce klasiğin ne olduğunu öğrenmen, bu sanatı doğduğu zamandan bu yana yapanların geçtiği yollardan geçmen gerekiyor.

açık söylemem gerekirse bu temeli almadan yola çıkanlar ağzıyla kuş tutacak, yeri yerinden oynatacak işler yapacak olsalar da nazarımda bir adım bile yol gidememiş oluyorlar. misal takva filmine gittim ben. film başladı, tam jenerik bitecek ve film başlayacaktı ki perdede bir prolog göründü. evet, yönetmen filme alıntı yaparak, bir müstenid koyarak başlamak istemiş ve fakat alıntı yaptığı cümledeki de bağlacını birleşik yazmış. hemen kalktım yerimden, daha ilk repliği bile duymadan salondan çıktım.

gelelim bu filme. ben terbiyesiz ve saygısız biri olduğumdan şöyle söylemek istiyorum: kieslowski beyin amatör teleskopları hem odaklayan hem de zum yapan bir araç sandığı filmdir bu. oysa amatör teleskoplar yalnızca odaklama yapabilirler, zum yapamazlar. tahminim şu: aslında aşık çocuk aynı şeyi bir video kamerayla yapıyordu, ancak kieslowski bey, çocuğu bu şekilde betimlerse, yani çocuğun masasına teleskop yerine kamera koysaydı kendi hayatıyla çok benzeşecek ve hiç istemediği dedikodulara neden olacaktı. ne yazık ki seçimi filmini sakatlamasına neden oldu.

ama sonuna kadar seyrettim. nedenini biliyorum ama buraya yazmayacağım.
fani fani
heralde çevirilecek yer bulamamış olmalılar ki webden indirdiğinizde uyumlu türkçe altyazı dosyasını bulmakta muhtemelen güçlük çekeceğiniz eser.

benim önerim, hiç aramayın altyazı falan. iki üç cümle konuşuyorlar zaten film boyunca, onu da ben mevcut lehçem ile anladım.
dendelis dendelis
masaya dökülen süt sahnesini çok seviyorum. düşününce çok da ince bir sahne değil belki. yaldızlı tişört baskısı misali hemen göze çarpıyor; ama yine de çok etkileyici buluyorum. her şey ters gittiğinde bi' de üstüne toplantının ortasında insanın ince çorabının kaçması gibi. oturup o çorap için ağlanabilir.
benkendimveben benkendimveben
insan bazı filmler izlerken vay arkadaş der bu film sanki beni anlatıyor diye ben onlarca yüzlerce film izledim ve hiç bu cümleyi kuramamıştım bu filme kadar.




tomek eve geldiğnde annesi " biz polonya " programını izlerken orda yarışmacılardan birisi şöyle demişti : 20 yaşındayım tıp fakültesi mezunuyum... arkadaşlarr bir an önce polonya ya gidip tıp okursanız türkiye de 20 yaşınızda işe başalrsınız sizin yaşıtlar hala okullarda iken..
deathcomp deathcomp
en büyüleyici yanı müzikleri olan etkileyici film. ayrıca ana karakterlerin mimikleri ve bakışları o kadar açıklayıcıydı ki altyazılara bakma gereksinimi olmayacaktı neredeyse. neresinden baksan muhteşem...
benkendimveben benkendimveben
tomek in bileklerini kestiği sahne ile adeta ölümsüzleşen dekaloglardan çıkan iki filmden birisidir ve o nasıl bir aşktır o nasıl bir sevgidir ki bileklerini kesiyor adeta leyla mecnun hikayesinin modern çağdaki örneğini temsil eder gözümde.
bck bck
(bkz: a short film about love (1988) 8 wins & 1 nomination. see more awards " 19-year-old tomek whiles away his lonely life by spying on his opposite neighbour magda through binoculars... ımdb )
(bkz: krzysztof kieslowski)

alıntı

why do people cry, "he asks elderly stefania iwinska after seeing szapolowska quietly sobbing over a row and spilled milk, only to get the portentously kieslowskian reply: "when they can no longer bear to... live."

(bkz: a short film about love - 262030 visplash )
(bkz: a short film about love - 262029 visplash )
gwaeron gwaeron
her şey bir yana özellikle soundtrackini başarılı bulduğum filmdir.filmin başındaki melodilerden filmin nasıl bir atmosferde geçeceğini anlayabiliyorsunuz.

heidi gel içelim heidi gel içelim
angelopoulos filmlerini eleni karaindrou'suz, kieslowski filmlerini de zbigniew preisner'in müzikleri olmaksızın düşünmek; ayrılık acısını gözyaşı dökmeksizin yaşamak gibidir.
cesarethapı cesarethapı
kelepçenmiş aşklar denizinde bir yelkenli bizim oğlan , bir görmüş geçirmişin hayallerinde bir sahne.
insan aşkı için itiraf etmesi yetmiyor, bir somut örnek istiyor aşk. ama acısı? acısını çekmeye razı yaşayan da bakalım farkında olmayan bunun sorumluluğuna hazır mı?

film beni yıllar öncesine götürdü, özellikle çocuğun süt römorkunu neşeyle sürüşü aşkın hala var olduğunu nasıl çoşkulu bir mutluluk olduğunu anımsattı.
mr sezai mr sezai
aşk üzerine kısa bir film. 80 dakikada aşkı anlatıyor bize kieslowski. peki biz aşktan ne anladık? aşk küçük alışkanlıkların saplantıya dönmesi mi? boşluktayken tutunacak bir dal aramak mı? tutkunun yansıması mı? acıma ve şefkat duygusunun bizi kandırması mı? hiç biri. hayır, aşk hiçbir şeydir. evet aynı zamanda her şeydir. kieslowski bize aşkı anlamaya çalışmamamızı söylüyor. aşk anlaşılacak veya anlatılacak bir şey değildir. öyle bir bakarsın aşık olmuşsun seni sevmeyen bir kadın için bileklerini kesmişsin. bir bakarsın yüzüne bile bakmadığın bir çocuğun yolunu gözler olmuşsun.
1 /