krzysztof kieslowski

1 /
ionka ionka
belgesel çekerek başladığı kariyerine 10 emiri konu aldığı dekaloglar ve özgürlük, adalet ve kardeşliği konu aldığı üç renk üçlemesi gibi tematik filmleri de eklemiş polonyalı yönetmen. bu konular ele alınırken sonuç çıkarma saçmalığı olmayıp sadece konunun özümsendiği başarılı bi senaryo göze çarpar. üç renk ve dekaloglarda göze en çarpan özelliklerden biri de filmlerdeki karakterlerinin birbirinin de seyircisi olmasıdır belirli zaman aralıklarında. kieslowski böylece hayatlarından bir kesidi izlediğimiz kahramanlara, birbirlerinin hayatlarından da küçük kesitler izletmiştir. ayrıca kieslowski sinemasında göze çarpan bi başka önemli özellik : filmde herhangi bir anda kapkaranlık bir ekranla bikaç saniye karşı karşıya kalıp hikayenin dışına çıkıp yabancılaşmanızın sağlanmasıdır.
filmlerdeki gibi filmlerdeki gibi
öldürme üzerine kısa bir filmle şiddetin ne olduğunu, şiddetin anlatımı için kana, parçalanmaya gerek olmadığını gösterir. bilinenler üzerinden dil ve atmosfer yaratmanın ne demek olduğunu diğer filmleriyle de gözler önüne seren inanılmaz yönetmen.
abbas yolcumu abbas yolcumu
anlatımı olağanüstü yalın... trajik bireyi anlatır. örneğin dekaloglarda hangi eylem bizi insan kılar, cesurca sorgular. ayrıca kadınla didişmez ve ona uzaktan bakmaz.

yalan ne zaman söylenir. karşındakinin değerleri, senin değerlerinle örtüşmediği zaman. "yalan söylemeyeceksin" dekaloğunda kieslowski bunu söylemeye çalışır bize. yaşamı kutsal sayan ve canlıyı yaşatmaya "yeminli" bir doktor vardır. ve de karnındaki cenini, eşinin yaşayıp yaşamaması geleceğine bağlamış bir kadın.. doktorun kadına yalan söyleyerek, insan değerlerine, yaşatma yeminine, nasıl bağlı kaldığını ve seçimini yalandan yana nasıl kullandığını anlatıyor. ne için: bir çocuğun, hiç tanımadığı bir canlının hayatını kurtarmak için.

sanki ö lütfi akad ın talebesi. "keşke akad ın da bir priesner i olsaydı" dedirtir.
for no one for no one
filmlerini bir kere izlemenin yetmediği yönetmen. zira her izleyişte farklı bir nokta farkedilir. insan psikolojisini çok güzel yansıtır. üç renk üçlemesinde bir sahne hepsinde kullanılmıştır, fakat her filme muhteşem uyan farklılıklarla. yaşlı kadının şişeyi kumbaraya atma sahnesinden bahsediyorum. inanılmaz anlamlı.
amat amat
sovyet sinemasının tarkovski'den sonraki en önemli temsilcisi.tarkovski'nin italyan ekolüne teveccüh etmesi gibi kendisinin de fransız ekolü ile yakın bir bağı bulunmaktadır.ki başyapıtlarından biri olan 'renk üçlemesi'ni de fransa sınırları içerisinde çekmiştir.
van den budenmayer van den budenmayer
hiç kasmayan, doğallıkta tavan yapmış, aşmış yönetmen...

misal: "trois couleurs - bleu" filminin bir sahnesinde julie* bir kafeye oturup kahve ve dondurma sipariş ediyor... siparişi geldiğinde kahvenin bir kısmını dondurmaya döküp yiyor... fincanı da tabağa yamuk koyuyor, son derece asimetrik bir tablo... daha sonra fincana yakın çekim yapılıyor... o da ne?... fincan tabağının kenarında ve masada birer damla kahve... aynen devam...

ben olsam anında "stop" der ve julie'ye son derece kubrickvari bir şekilde "al şu peçeteyi şu damlaları sil, fincanı da tabağa düz koy" derdim...

(bkz: #1526430)
1 /