kuran da geçen suların karışmama meselesi

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
mystiko
kuran'da yeralan tekrarlardan biridir. iki ayrı surede yer verilmiştir bu konuya. ilki furkan/53, diğeri ise rahman/19-20 ayetleridir.

furkan/53 : iki büyük su kütlesini -ki bunlardan biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acıdır- birbirine salıveren ve ikisinin arasına bir engel, karışmalarını önleyen bir perde koyan o'dur.

rahman/19 : o, birbirlerine kavuşup karışabilmeleri için iki büyük su kütlesini serbest bırakmıştır.
rahman/20 : [ama] aralarında aşamayacakları bir engel var.

ayetlerde geçen "bahr" ismi genelde deniz anlamında kullanılmasına rağmen, aynı zamanda göl,nehir gibi büyük tatlı su kütleleri anlamında da kullanılabilmektedir. bu bağlamda ayetlerde geçen "bahreyn" kelimesi yeryüzünde birbiriyle yan yana veya iç içe bulunan tatlı ve tuzlu iki büyük su kütlesi olarak anlamlandırılmış ve ayetlerde bahsedilenin suyun küresel dolaşımı olduğu öne sürülmüştür. ayetler hakkında tek mantıklı yaklaşım olan bu yorum, muhteviyatı farklı bu iki suyun sonuçta okyanuslara ulaşarak, buharlaşıp yükselme durumuyla kar ve yağmur olarak dere ve ırmakları besleyip tekrar kendi kaynaklarına döndüklerine, yani mecazi anlamda karışmadıklarına atıfta bulunulduğunu öne sürmektedir. "bahreyn" kelimesinin nehir, göl ve deniz gibi büyük su kütlelerine işaret ettiği yönündeki anlamdırma hususunda fatir/12 ayeti de aynı yönde bir ipucu sunmaktadır. bu ayette geçen "bahran" deyimi de bu manayla örtüşmekte olup furkan/53 ile fatir/12'de bu kelimeye yüklenen tatlı sıfatı, kelimenin sadece deniz olarak algılanmaması yolunda önemli bir kanıttır. ayrıca bu manalandırma sonucunda "tatlı deniz suyu olmaz, allah bunu bilmiyor mu" şeklindeki tezlerin çürümesi de söz konusudur. bunun yanında fatir/12 de geçen "...[bu iki su kütlesinden de] süs takıları çıkarırsınız..." mesajı tatlı ve tuzlu suda çıkabilecek süs takıları hususunda ayrı bir tartışma konusu ortaya çıkarsa da "bahr" kökünün bu şekilde manalandırılmasında yeterli bir karşı görüş olamamıştır.

şahsi görüşüme gelecek olursak, bahsettiğim yaklaşımın metni oldukça aştığını ve gölgede bıraktığını düşünüyorum. eğer suyun küresel dolaşımına atıfta bulunulsaydı daha basit ve açık bir şekilde ifade edilebilirdi, kulak bu kadar tersten gösterilmezdi diye düşünüyorum. bunun yanında kuran'a total yaklaştığımızda, bunun gibi, daha önceki metinlerde geçen doğa olaylarından alıntılarla bir çok yerde karşılaştığımız için, bu ayetlerin esinlenme noktasının, kuran'dan önce çeşitli metinlerde geçen, tatlı ve tuzlu suyun hemen karışmaması olayı olduğuna kanaat getiriyorum. eğer buradan yola çıkılarak bu mesaj verilmişse, konu özünden ve aslından sapmış demektir. tatlı ve tuzlu suyun karşılaşma anında hemen girişken bir şekilde, yani homojen bir şekilde karışması söz konusu olmasa da miktarların büyüklüğüne bağlı bir geçiş döneminden sonra homojen olarak karışacağı bilimsel bir gerçektir. ayrıca bazı kesimler tarafından kuran'da geçen bu mesele mucizevi olarak nitelendiriliyor. mucizenin kelime anlamı, insan aklının almayacağı olaydır. ayetler, bence tek mantıklı açıklama olan suyun küresel dolaşımına atıfta bulunulması şeklinde yorumlansa bile bu olay bir mucize değildir, bilimsel bir açıklaması vardır, yani sebep-sonuç ilişkisine dayanır, yani kuran veya islam kapsamında ele alacak olursak yalnızca kuran'daki kader kavramının tezahurlarından biridir.

son olarak ayetler hakkındaki bütün yorumları ele alıp durumu özetlersek:

a) suyun küresel dolaşımına atıfta bulunulması olarak yorumlandığında, metnin önüne geçtiğini, fazla anlam yüklemesi yapıldığını, yine de akla yatkın tek açıklama olduğunu görüyoruz.

b) akdeniz ile atlas okyanusu arasındaki mucizevi karşılaşma ilişkisi doğrultusunda yorumlandığında, açıklamanın gerçekle uzaktan yakından alakası olmadığını görüyoruz. cebelitarık'taki karışma olayının aslı için internetten onlarca kaynağa ulaşabilirsiniz. ayrıca akdeniz de atlas okyanusu da tatlı sıfatına sahip değildir, bu şekilde bir yorum metinle taban tabana çelişmektedir.

c) nil nehri ile akdenizin karşılaşması doğrultusunda yorumlandığında, metnin gerçeği yansıtmadığını, bu iki suyun hiç karışmamasını sağlayan bir engel olmadığını görüyoruz.

d) aslında yer vermeye değmeyecek kadar akıl dışı bir yorum olan yüzey gerilimi kanunu ile açıklandığında, abeste iştigal girişimi görüyoruz. bu yorumu yapabilenler ya yüzey geriliminin ne olduğunu bilmiyorlar yada yalnış biliyorlar.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
onurene
islamcıların dini bilime uydurmak için yırtındıkları hede.

ulan karışıyor işte 2 su birbirine, oraya da yazmışlar karışmıyor diye. ee? yanlış yazılmış yani. böyle durumlarda islamcılar göğe yükselir ve bilimce yanlışlanan ayete acaip yorumlar katarak onu güncellerler.

aynen burada olduğu gibi. vay efendim şöyle yorumlanmalıymış da bilmem ne. ulan ben kullarıma bişey anlatmak istesem açıkça anlatırım. böyle yorumlatmam. herkesin kafası rahat eder de yalan söylediğimi anlar.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
zerk
yasın süresinde bir ayet geçer; "uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar"

sen allah'in kapı gibi sözünü kenarda tut sabah akşam bir şeyler anlatmaya çalış.

#8010298 no'lu giriden alıntı;
akdeniz:
ingilizce adı mediterranean sea olan bu güzide su parçası bir iç denizdir. ekvator'a olan yakınlığı nedeniyle suları sıcaktır ve diğer denizlerle bağlantısı sadece boğazlarla olduğundan buharlaşmadan ötürü tuz oranı komşu su parçalarına göre fazladır. kuran'ın yazıldığı tarihlerede süveyş kanalı mevcut olmadığından kızıldeniz ile bağlantısı yoktu; bu da o zamanlarda iyice sıcak ve tuzlu bir deniz olmasındaki başka bir etmendir.

atlas okyanusu:
kuzey/güney amerika kıtaları ile avrupa ve afrika arasına konumlanmış engin su kütlesidir. en kuzeyindeki kuzey kutbu'ndaki buzlar ve en güneyindeki güney kutbu'ndaki buzlarla kaplı antartika kıtası sayesinde devamlı olarak suyu serinleyen ve suyun tuza oranı yükselen bir okyanustur. aynı zamanda dünya'nın en kuzeyinden en güneyine yayıldığı için de çeşitli denzilerle olan bağlantısı sayesinde aşırı bir ısınma ve tuzlanması yoktur akdeniz'e göre. gene kuran'ın yazıldığı yıllarda panama kanalı da inşa edilmediğinden büyük okyanus'la olan bağlantısı direk değil dolaylı ve nispeten ekvator'a uzak bölgelerdendir.

tuzlu su ile tuzsuz (tatlı) suyu birbirine karışmaması ilahi bir nimetten ziyade bilimsel bir gerçektir. zira tuzlu olanında tuzun ağırlığından ötürü tatlı su ile karşılaşıldığında tuzlu su aşağı iner ve tatlı su yukarı çıkar. elbette bu ilişki zeytinyağı ve su ilişkisinde olduğu gibi geçirimsiz değildir ama akıntı ile büyük su kütleleri söz konusu olduğunda karışma gerçekten minimal düzeyde ve belli bir zaman geçtikten sonra olur. akdeniz ile atlas okyanusu'nun da tuz oranları yukarıda da saydığım kapalılık, ekvatora yakınlık, buzullar, genişlik farkı gibi etmenlerden ötürü farklı olduğundan birisinin suyunun ağırlıktan ötürü aşağı inerken diğerinin suyunun yüzeyde kalması gayet normaldir ve ilahi değil fiziki/kimyevi bir olaydır. bunların yanı sıra gene birisi sıcak diğeri serin iki suyun karşılaşmasına anında birbirleri arasındaki sıcaklığı eşitleyemeyeceğinden arada geçen zamanda yine bir su kütlesinin aşağı diğerininde yukarı gitmesi doğaldır ki bu arada geçen süre devamlı olarak devam eden bir döngüdür. şayet tüm bu denilenler inandırıcı gelmemekte ise denize akan bir nehrin ağzına gidiniz ve suyu tadınız. serin ve de tatlı olan nehir suyunun üstte kaldığı anlaşılacaktır. azıcık (2-3 metre) derine dalmaya cesareti olan kişiler tadarlarsa suyun tuzlandığını göreceklerdir ki bu da deniz suyudur zaten.
http://www.eksisozluk.com...

afaki yorumlarla "öyle şey mi olur yea" söylemleri yerine elle tutulabilir bir şeyle gelinmeli. kendi yazdığım giri ile "bak işte bu bile kabullenmedir, öyle dememiş, böyle demiş" gibi yorum çarptırmaları ile değil.

öyle "suyuti de öyle demiş, ondan iyi mi bileceksin", "bak bardağa koydum karışıyor" gibi şifahi bilgilerle olmuyor.

denize boşalan nehrin ağzındaki suyun tatlılık/tuzluluk oranlarındaki farkı bugünün teknolojisiyle açıklayabiliyorsun; hadi diyelim hz. muhammed peygamber değil, kuranı allah göndermedi (hasa) 600'lü yıllarda, arabistanin çölünde, teknolojiden uzak bir yerde bir insan evladı olarak muhammed kişisi bunları nasıl dile getirdi. sana ayın, güneşin, dünyanın yörüngesinden bahsediyor. sen daha güneşin hareketini bile yeni fark ediyorsun. sana 7 kat gökten (troposfer, stratosfer, mezosfer, termosfer, ekzosfer, manyetosfer), 7 kat yerden (litosfer(su), litosfer(kara), astenosfer, üst manto, alt manto, dış çekirdek, iç çekirdek) bahsediyor; tuzlu su, tatlı su birbirine karışmıyor diyor.

çörek otu için;
(3986)- ebu hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın." [buhârî, tıbb 7; müslim, selam 89, (2215); tirmizî, tıbb 5, (2042), 22, (2071).
diyor. bugün bilim çörek otunun hangi hastalıklara faydalı geldiğinden bahsediyor.

sabaha kadar buraya örnekler verebilirim de birden aklıma allah kelamı geliyor; "uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar"

hadi peygamber değil, allah yok, din yalan (haşa) sadece şu bahsettikleri sebebiyle adama saygı gösterirdim, öncüm olurdu.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
luto
tamam;
bilimsel meseledir.
ancak bu durumu m.s. 500-600 lü yıllardaki insanlara bilimsel olarak anlatırsanız valla kahkahalarla gülünür.
dağların yeryüzüne yükseldikleri uzunluk kadar yer altına da uzandıklarını, plaka tektoniğini (dağların yürütülmesi), güneş , ay ve yıldızların hareketlerini , yükseklere çıkıldıkça hava basıncının azaldığını o devrin insanına belirteceksiniz. mesajı, ibretleri bırakıp o devrin insanlarına jeoloji, kimya, fizik profesörlerinin bugün anlattıkları gibi olayları anlatıp ders vereceksiniz.

yapmayın çocuklar, azıcık mantığınızı kullanın.

siz de suyun yoğunluğu, mekaniği, kimyasal özelliklerini anlatmak yerine birbirine karışmıyorlar ya da birbirlerine karışması uzun zaman alır deyip bırakırdınız; emin olun.

zorunlu ek;
o zamanın insanına o şekilde anlatılmıştır, teknoloji ve bilimsel yöntemlerle bu zamanın insanı o şekilde anlatılanları geldiği seviye nisbetince anlar.
bence başka ve nisbeten daha dolu donelerle eleştiri yapılsa, ahkam kesilse hiç olmazsa birşeyler öğrenilmiş olunur diye düşünüyorum.
hala kuran ve ayetleri çok mükemmel ve herşeyin tam olduğu zannedilen günümüz şartlarıyla değerlendiriliyor. günümüzde herşey mükemmel, herşey bilindi, her türlü sistem tıkır tıkır işliyor da kuran gçerliliğini yitirdi, geri kaldı şeklinde değerlendirmeler yapılıyor... komik bir durum bu; cehaletin yok olmadığının bir göstergesi.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
kh
hem bilimsel hem de soyolojik mevzudur.

lakin bunun tartışmasını yaparken m.s. 600 yılındaki adama "dağların yeryüzüne yükseldikleri uzunluk kadar yer altına da uzandıklarını, plaka tektoniğini (dağların yürütülmesi), güneş , ay ve yıldızların hareketlerini , yükseklere çıkıldıkça hava basıncının azaldığını" anlatmak komik olur demek kara mizah örneğidir.

biz inananlar için kuran çağlar üstü bir kitaptır. sebebi de tam bu konuda ortaya konan yukarıdaki yorumlardır.

- yoruma ne gerek hacı...açık açık yazsaydı ya?
+ raftan bir fen teknoloji kitabı al okumaya başla. gerisi gelir zira ibret için anlatılan bu ayetler literatür için bir kaynak kitap oluşması için indirilmemiştir. düşünsene kuran'ın gelmiş geçmiş ve gelecek her çağdaki ilmi açıkladığını... m.s. 600 yılındaki bilişim teknolojisinin seviyesi de cd kapasitesi de onu kitap olmaktan çıkartırdı... velev ki o boyutta kitabı yaptık, düşün bakalım bugün tapındığın bilim (kuranın açık açık yazdığı) neyi araştırarak ortaya çıkacak ve esas hedef olan tekamül gerçekleşecekti?
- abi bi siktir git ya!
+ düşünüp tutasınız diye...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
lordofthething
bilimsel açıdan ”denizlerin karışmaması” geçersiz bir iddia olduğundan çözülmüş meseledir.

mucize yalanlarına hoşgeldiniz.

yüzey gerilimi su moleküllerinin birbirine çekim kuvveti uygulamasıyla oluşur. üç boyutlu düşünürsek suyun ortalarındaki bir molekül her yönden çekim kuvvetine maruz kalır ve dengededir. ancak su yüzeyindeki moleküller iç kısımdan çekilirken dıştan kuvvet etkimediğinden -hattâ hava basıncını da eklersek- içeri doğru çekilir ve itilirler.

dolayısı ile tüm sıvılarda olan bu yüzey gerilimi sıvılara toplu durma eğilimi kazandırır.

bir su damlasının boncuk gibi durmasının, birbirine çok yakın iki su damlacığının hemen birleşmesinin, deniz yüzeyinin bir jelatin gibi durmasının, ince kaplarda suyun bombeli durmasının (kapilarite) nedeni budur.


eğer tuz, su ile kimyasal reaksiyona girip bileşik oluştursaydı ve bu madde suda çözünmeseydi suyun yüzey gerilimi ve oluşan maddenin (sıvı olduğunu varsayarak) yüzey gerilimi durgun suda(!) önem arzedecekti. ancak denizler arasındaki güçlü akıntılar ve dalgalar sebebiyle bu farazi durumda bile bir sınır oluşmazdı.

denizleri dalgasız ve akıntısız düşünürsek de oluşan sınır, dünya yüzeyine dik değil oluşan maddenin ve suyun yoğunluklarına göre biri altta diğeri üstte olacak 2 sıvının ayrı ayrı kendi yüzey gerilimlerinden oluşan hat, bu sıvılar arasında yer yüzeyine yatay bir sınır olacaktı. yani denizlerin üstü tatlı su, altı da tuzlu su olacaktı. (bardaktaki su-yağ heterojen karışımı gibi) ancak su ile tuz zaten bileşik oluşturmaz!

tuz, su içerisinde sadece iyonik olarak çözünür. bu sebeple denizlerin içerisinde tuz, homojen olmak için sürekli difüzyon eder.

bu difüzyonun en yoğun olduğu yerler tuz oranı düşük ve yüksek olan suların buluştuğu yerlerdir. ancak bunu keskin bir sınır ile ifade edemezsiniz.
eğer denizlerin birbirine karışmadığını iddia ediyorsanız denizler arası akıntıları da inkar ediyorsunuz demektir. ama denizler arası akıntılar bilinen bir gerçektir. denizler arasındaki akıntıların (yani karışmalarının) başlıca nedenleri aşağıdadır.

1.gelgitler,
2.denizler arasındaki yükseklik farkı (yağışlar, buharlaşma ve akarsular nedeniyle),
3.denizler arasındaki sıcaklık farkı,
4.denizler arasındaki tuzluluk farkı,
5.rüzgar,

denizlerdeki tuz sürekli difüzyon halinde olmasına ve sürekli dalga ve akıntılarla karışmasına rağmen neden tuzluluk oranlarında ufak da olsa fark vardır? çünkü denizlere sürekli bir su girdisi ve çıktısı vardır.

örneğin karadeniz.. akarsuların bolluğu, yağışın fazla ve buharlaşmanın az olması nedeniyle tuzluluk düşüktür. ancak kızıldeniz’e baktığımızda akarsuların azlığı, yağışların çok düşük olması ve buharlaşmanın çok fazla olması nedeniyle tuzluluk diğer denizlere göre yüksektir.

eğer denizler karışmasaydı kızıldeniz’in kuruyup bitmesi gerekirdi.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın