kuran ı kerim

37 /
beste çalan mahur beste çalan mahur
inananını ve inkarcısını aynı potada eritebilen, bugünkü anlamıyla ilk basımı hz. osman tarafından yapılan, müslüman halkların kutsal kitabı, kitap.

kitabın yazarı, seçilmişler hariç kimsenin görmediği bir yazar. ama hissettiğini söyleyen dünya üzerinde milyarlarca insan var ve ona çeşitli isimlerle sesleniyorlar.

kuran 6236 cümleden oluşur, bu cümlelere bölüm arasına denk gelen 112 besleme dahil olur. kuran'da bulunan iki cümle, bir inanç yorumu açısından sonradan eklenmiştir. yani 6234 cümle ve 112 besmele diyenler var, tarafsız devam edebilmek için her iki sayıyı yazdım. takdir milletimindir.

şimdi neden aynı potada erittik, inanan ve inanmayanları?
kuran, anlaşılması oldukça kolay bir kitaptır. ve diğer her kitap gibi cümleler ve bölümler arasında bağlamlar mevcuttur. eğer bağlamı anlamadan inanır ve ya reddedersek, inanan ve reddedenlerin büyük çoğunluğa dahil oluruz. buna alıntı müslümanlığı ve ya alıntı ateizmi diyebiliriz. çok değerli edip yüksel'in, ortalama ateistleri ifade tanımladığı sunni ateizm vurgusu var. çok yerinde bir vurgudur. bir ateist, tanrıyı reddetmek için bir kitabın parçalarını bağlamdan koparıp kullanma basitliğine kaçıyorsa, bu onu ait olduğu sunni toplumun daha fazla bir parçası yapmaktadır. bunun biraz daha gelişmiş, ileri ateist pozisyonu ise uydurma hadislere kuran içinde delil arayan ateisttir.

eğer tanrı varsa, var olma ihtimali yok değil aslında ama eğer ki varsa, yarattığı bizlerden çok memnun değildir. ben nerede ve kaçıncı kez hata yaptım diye düşünüp duruyordur. aynı şeyleri tekrar tekrar yapmak, farklı bir sonuç verecek mi, onu göreceğiz bu perdenin sonunda.
dumrul dumrul
ateistler bu kitaba inanmadıkları için ateist değillerdir. bu kitaptan tanrının varlığı ya da yokluğuna dair delil aramazlar. bu nedenle de bu kitap kimseyi potada filan eritmez. radikal islamcılar filan kuranı okumadığı halde ona inananlardan daha tutarlı insanlardır. ateistler de genelde buna dikkat çekmekle yetinirler. "inandığını iddia ettiğin kitabı bir kez olsun baştan sona okumamışsın, sen ne biçim bir yarrak kafasın" derler okumadan inananlara. okumadan inananlar da doğal olarak ateistlerin aslında ne istediğini anlamamış olurlar ve onları radikal islamcılarla filan özdeşleştirirler.

kuran son derece basit bir kitap. aklı başında ve kuranı okumuş herhangi bir kişinin onun tutarlı bir bütünlüğe sahip olduğunu iddia edebilmesi mümkün değil. nitekim kitabın muhtevasından haberdar olan müminler ne zaman bu kitabın iddialarını tekrarlasalar bu kitabı okumamış olan müminlerce alay konusu ediliyorlar.

hemen örnek vereyim: dünyada gece ve gündüz diye iki varlık olduğu iddiası kaynağını kurandan alır. domuz ve maymunların aslında lanetlenmiş yahudiler olduğu iddiası kaynağını kuran'dan alır. allah olmasa yıldızların dünyaya dökülebilecek olduğu iddiasının kaynağı da kuran. ama bizim kuran okumayan müslümanlar, okuyup da inanmaya devam edenleri alaya alıyorlar.

(bkz: maymunlar insandan türemiştir)




sıkıntı burada... kitabın yarısı aynı tehditlerin tekrarından ibaret... özetle bir kişi kurandaki zırvalara bakarak ateist olamaz. "yaratıcıya inanıyordum, kuranın saçmalığını görünce inanmaktan vazgeçtim" diye bir şey yok. aynısı i̇ncil ve diğer metinler için de geçerli. "incili okudum çok saçmaydı ben de ateist oldum" diye bir şey yok. onu okuyan aklı başında bir insan için incil'in kutsal görülmesi zaten olası değil. zira tanrı meselesi kuran gibi basit, tutarsız, zırvalara dolu bir kitaba indirgenemeyecek önemli bir felsefi meseledir. salt kuranın zırvalığını görmekle anca deist olunur. genel olarak yapılan kıyaslamalar da anca deistler ve müslümanlar arasında yapılabilir. ateizm ya da agnostisizmin bağlamı çok daha farklıdır.
dumrul dumrul
kitabı okumadan inananlar kitabı okumuş olanları her koşulda "komik" buluyorlar ya. işte burası çok tatlı.

kitabın "1400 sene öncenin ilkel ve vahşi insanları için yazılmış olması" da manidar. 2 trilyon galaksiyi "ol" demek marifetiyle yaratan bir varlık, insanlığın gelişimini pek öngöremediği için son kitabını biraz erken göndermiş. ben olsam bizim çağımız için de bize hitap eden bir kitap yollardım... şaka gibi iddialar. radikal dinciler işte bu yüzden daha tutarlı. adam diyor ki "allah ne dediyse o doğrudur, koca allahtan iyi mi bileceksin aq?"

sürekli ortaya laf atılıyor. kaynak yok, dayanak yok, boş laf.

1- zaman göreliliği dediğin şey nedir?
2- kuran'da nerede nasıl geçer?

güneşin en batıda kara balçıklı suya battığını (kehf 86) söyleyen kitaptan teorik fizil çıkarmak büyük başarı.

okumaya tenezzül etmediğiniz "kutsal" kitabınız hakkında daha çok bilgilenmek isterseniz ek kaynak:

www.propagandayayinlari.net
azwepsa azwepsa
rakıyı ağzıyla değil başka yeri ile içen her şapşal nasıl "ben bi büyük içsem bana mısın demez" diye böbürleniyorsa, asgari şuur ile okuyamayan herkes de "ben çok iyi okudum, anladım" triplerine giriyor.

"allah insan'a ruhundan üflediyse, o zaman ağzı ve dudakları vardır" diyen adamla "ruh üflenebiliyorsa manometre ile ölçülürdü. hepsi yalan" diyen adam birbirinden pek farklı değil. i̇kisi de "okumuş", ikisi de "akıllı". sorsanız öyle derler elbette. ama değiller. anlatmaya çabalamayın boşuna. olmuyor.
critical critical
çok iyi okuyun. inanın içeriğinde hayata dair her şey ihtiyaç olan her bilgi var. ve onda her derdin dermanı her hastalığın şifası ve her ne ise karşı karşıya kaldığınız onunla mücadele etmenin ve yenmenin bir yolu var. ama "bir" yolu var. okuyun, ön yargılı olmayın okuyun, bulun ve istifade edin. inanın pişman olmazsınız.
yönünü kaybetmiş pusula yönünü kaybetmiş pusula
"ve onda her derdin dermanı her hastalığın şifası ve her ne ise karşı karşıya kaldığınız onunla mücadele etmenin ve yenmenin bir yolu var."

denmiş yukarıda, kanser ve aids gibi iki muazzam hastalığın şifasını merak ediyorum. ama ecnebi, kafir, mendebur, ıslam ve allah düşmanı ahlaksız batı bulmadan önce bilgi verilirse sevinirim. zira ahlaksız batı bulduktan sonra " zaten kuran da vardı" gibi über fantastik bir savunma mekanizması var. i̇lginç oluyor.
dikkatsi dikkatsi
islam dinin ilahi kitabı.

hakkında, doğru/yanlış söyleyecek sözü olmayan kişi olmadığına hemen hemen eminim. bu yüzden şuraya doğru anlaşılabilmesi için, önyargısız bir şekilde okumaya niyetli kişilere birkaç anekdot paylaşmak isterim.

1 - kuran-ı kerim, 6666 emir kitabı değildir. ayet denen kavramlar bir cümledir. maddeler halinde sıralanmış her biri ayrı direktif içeren bir yapı değil. yani 6666 direktif içermiyor. sanırım bu insanların düştüğü en büyük yanılgı. tabir-i caizse ayet cımbızlamak.

söz gelimi şöyle bir metin düşünün:
"(1)sevgili arkadaşlar. (2)birazdan söyleyeceklerimi zorda kalmadığınız sürece sakın yapmayın: (3)başka insanları tokatlamak. (4) şunlar ise zorda kaldığınızda yapabilecekleriniz: (5) tavşanları avlayıp yiyin"

bu paragrafta 2 ve 4 numaralı cümleleri yok sayarak metni okuduğunuzda birisinin size tavşan yemeyi ve başkalarını tokatlamayı söylediğini düşünebilirsiniz. ama anlam bütünlüğünü tamamlayan cümleleri yok saymış da olursunuz.

bu nedenle kuran ayetlerini tek tek değerlendirmek yerine sure sure hiç olmazsa önündeki ve arkasındaki konu bütünlüğü sağlayan diğer ayetlerle okumak lazım gelir.

2- eş sesli kelimelerin varlığını göz ardı etmemek.
bu da kötü niyetli kişiler tarafından en çok istismar edilen hususlardan. özellikle nisa 34. ayet. kadınların dövülmesinin(!) emredilmesi iddiası

videosunda detaylı açıklamayı bulabilirsiniz.

fakat bu konuda şunu söylemek lazım. türkçe'de olduğu gibi arapça'da eş sesli kelimeler ve kelimelerin anlamlarını yitirmesi oluşan deyimler mevcut. moda mot çevirilerin riski burada başlıyor. bunu da örneklendirmek gerekirse:

"ben bir seyyahım. seyyahlar barışçıldır. her yeri gezdim. özellikle türkiye'yi çok beğendim. insanlarla bir araya gelip tokata gittik." gibi bir metinde bariz bir şekilde bir gezginin anılarından bahsediliyor. burada tokata gittik lafını okuyan bir ingiliz, "we went to slapping" şeklinde bir çeviri görse afallamalıdır, çünkü metnin konusu seyahat. burada bir yer adından bahsedilmelidir. üstelik barışçıl insanlar oldukları da söyleniyor. bu durumda toplanıp birine tokat atmaya gitmek mantıklı bir çeviri değildir. işte kuran-ı kerim'i bu nazarla okumak lazım.

ilk fırsatta bu durumları görüp de "ahanda çelişki buldum" diye ortalara düşmeye gerek yok.

bu nedenle ben şahsen mantığınıza oturmayan meallerde yaşar nuri öztürk'ün "iniş sırasına göre kuran meali" adlı mealini, kelimelerin olası diğer anlamlarını da yazdığı için göz atmanızı tavsiye ederim.
kılavuz karga kılavuz karga
son bin yılın en iyi çıkış yapan kitabı. içerdiği konuların günümüzde hâlâ 1500 yıl öncesinin şartlarına göre uygulanmaya çalışılması, inanan insanların kanseri olmuş durumda. ne yazık ki bu durumdan mustarip olanlar arasında inanmayanların sayısı da oldukça fazla. tehlike altındayken barışın, kardeşliğin, iyi ahlâkın sesi olan kuran-ı kerim ve onun buyurduğu islam dini, sayısal çoğunluğa sahip olduğunda kafir avına çıkmaktan tereddüt etmiyor.

yine de mitolojik değere sahip olduğunu düşündüğüm için bir değeri var. kuran-ı kerim de bin yıllar sonra tıpkı kendinden önceki benzerleri gibi bir halk hikâyesinden öteye gidemeyecek. o zamanlarda da inanan insanlar mutlak tanrıya ya da dine inandıklarını düşünüyordu. ilk önce tek tanrıcılık çok tanrılı dinleri mağlubiyete uğrattı. binlerce yıldır zaferini kutlayan tek tanrının şimdi en büyük rakibi bilim.

inananların çoğu varlığını inandıkları tanrıya borçlu. gözden kaçan şey ise aslında tanrının kendi varlığını ona inanan insanlara borçlu olduğuydu. tanrı ona inanan insanlar yaşadıkça var olmaya devam edecek.
covanni covanni
nisa 34'de eşinizi dövün demeyen ayettir. bu kadarla yetinsem hadi lan ordan deme hakkınız var. ama bunun bir ispatı var. bir konu hakkında bilginiz yoksa fikriniz de olmasın. hadi oldu gelip de buraya yazma. neyse ayete gelelim;

ayette geçen "darabe" fiilinin dövmek anlamı var evet ama bazı insanlar diyor ki burada dövmek anlamında kullanılmamış. bunu da yine aynı surenin 101. ayetinde geçen darabe kelimesinin "çıkmak" anlamında kullanılmasına dayandırıyorlar.

"ve-iżâ darabtum fî-l-ardi" yolculuğa çıktığınızda..

yani darabenin tek anlamı yokmuş ve kuran'da da farklı anlamda kullanılmış. yani karınızı dövün değil çıkarın. bir süre veya tamamen ayrılın yani.

çoğu mealin dövün diye çevirmesi doğrunun delili değildir. i̇slam'a göre çoğunluk yanlış yoldadır bu defalarca söylenmiştir. zaten meallerin büyük çoğunluğu geleneksel din anlayışını yansıtır.

i̇lginçtir muhammed'in eşlerini dövdüğüne dair tek bir rivayet yok. ama müslümanlar bu dövün ayetini çok sevmiş.

bir başka husus ise dövmenin tamamen subjektif bir kavram olmasıdır. bunu fark eden bazı mealler hafifçe dövün diyerek parantezle kurtarmaya çalışıyorlar. bilen bilir dövmek var dövmek var. birini döverek komalık da edebilirsiniz. allah böyle bir ayet indirmez. ayrıca uyarmak,yatakları ayırmak eylemlerinden sonra mantıklı olan dövmek midir yoksa ayrılmak mıdır?

velhasıl kelam kuran'ın karınızı dövün dediğine inanmıyorum. gelenekçilerin lafına bakacak olursam karımı evden çıkarmamam hatta pencereye yakın oturtmamam gerekir.(bu bir hadistir.)
ravenhow ravenhow
bir keresinde bende menenjit var zannetmiştim.(menenjit oldum mu denir, menenjit geçiriyorum mu denir yoksa menenjit var mı denir bilmiyorum. yanlış söylüyorsam uyarın lütfen) orta sona gidiyordum. benim zaten kendimi hasta sanmaya ve bu yüzden hüzne bulanmaya kuvvetli bir meyilim var. çocukken de varmış işte. din ile alakam sıradan bir çocuğunki kadardı. teravih ve bayram namazlarına gider, oruç tutardım. hafta içi sabahları kur'an kursuna giderdim. kur'anı hatmetmeye çalışırdım çünkü kursun en çalışkan öğrencilerindendim. dini söylemlerde bulunmaz, her gece ailemin ve o dönemler platonik olarak aşık olduğum kızın mutluluğu için allah'a dua ederim. kendimi menenjit sandığım günlerde namaz kılmaya başlamıştım. içten içe suçluluk duyuyordum çünkü normalde namaz kılmazdım. üşenirdim çoğu zaman. ama hasta olduğumu düşününce bir anda namaz kılmaya başlamıştım. kafamdaki sorgulamalar ilk bu zaman başladı. ben sırf korktuğum için, yardım istemek için namaz kılmaya başlamıştım. zamanla dinle arama iyice mesafe koydum. ama asla ondan kopmadım çünkü okuduğum saçma sapan bir fikir kafama yerleşmişti. bu fikre göre, eğer ateist olacaksam önce oturup bu kitabı iyice incelemeliydim. bu saçma sapan mantığa kendimi neden kaptırdım diye düşündüğümde sorgulama becerimin o yaşlarda oldukça kıt olmasının buna sebep olduğu sonucuna varıyorum.

yaklaşık 3 senemi dine karşı mesafeli geçirdim. lise 3. sınıftayken araştırıp aldığım mealleri okumaya başladım. okuyup karar verecektim. din ve tanrı ile alakalı ikinci en büyük gerçeğimi de bu dönemde fark ettim; 1000 tane meal okusam bile bir şey değişmeyecekti ki... okuduğum metinleri asla manevi anlamda içselleştiremiyordum. okuduğum her şey benim için bir mitostan ibaretti. ne olacaktı? bütün mealleri okuyup, bütün ayetleri analiz edip, hiçbir şüpheli ayet bulamasaydım müslüman mı olacaktım? olmayacaktım. çünkü elimdeki metin sadece bir metindi. bu "inanmayacaksan araştırmalısın" zincirini de o zaman kırdım. ben zaten o sırada araştırmıyordum ki. ortada bir araştırma yoktu. bilakis inanacaksam araştırmalıydım. bütün bu düşünceler kafamda canlandıktan sonra daha çeyreğine bile gelemediğim bütün mealleri bir kenara kaldırdım.

menenjit ile başlayıp dinsizlikle biten tuhaf inanç maceramı okudunuz, teşekkür ederim.
bedava sirke bedava sirke
sadece şunu söylemek istiyorum. kur'an-ı kerim'in 1400 küsür yıl önce nazil olduğu söylenmektedir. yanı on dört asır yani on dört yüz yıl. günün şartlarını düşünelim. eğitim ve kültür seviyesini, kur'an'ın arapça ile yazıya geçirilmiş ilk kitap olduğunu, elimizde yazılı en eski kur'anların ise 1300 yıldan daha yaşlı olmadığını (bu zaman dilimi ilginçtir ki emevilerin son dönemlerine denk gelir yani islam dini ile bu dinin kutsal kitabının mushaf hali arasında bir asırlık kayıp bir zaman vardır) belirtelim. yukarıda emevi demiştim ya zaten kitap yakma konusunda çok deneyimli olan bu kabilenin kur'anı değiştirmediğini düşünmek (şahsi nazarımda iki kelime ile) iyi niyetliliktir. neyse konuyu dağıtma istemiyorum sadece şu örneği verip çekileceğim:

osmanlı devletinin klasik çağının (liseden kalma tabir ile "yükselme") en görkemli padişahı hemen herkesin fikir birliği ile i. süleymen (kanunî) olarak kabul edilmektedir. osmanlı divanında özellikle i. selim'den sonra divan kayıtları kurumsallaşmanın da etkisi ile ciddiyetle tutulmuştur. bu kayıtlar başlarda mühimme, daha sonra ahkam en son da şikayet defterleri olarak adlandırılmakta ve arşivimizde üçünün toplamının sayısı 500 ulaşmaktadır. dediğim gibi bu defterler 1500 senesinden başlayarak divanda (yani bakanlar kurulunda tutulmuştur) bu kayıtları tutanlar devrin en iyi eğitim ve ğretimini almış kalemiye sınfının yani bürokrasinin en üst basamaklarından birinde yer almaktadırlar. görev aldıkları devlet ise o günün dünyanın önde gelen devletleri içinde ilk üçte (avrupa kıtası için konuşursak) yer almaktadır. hal böyle iken bu defterde dünya kadar yazım yanlışı, eksik, düzeltme, hata, yarım bırakılmış hüküm kayıp sayfa vardır (ki osmanlı kuruluşundan itibaren arşivciliğe çok önem vermiştir hele ki payitaht istanbul'a nakledildikten sonra). simdi düşünelim; osmanlı'dan kalan en eski defterden 900 yıl daha eski bir kitap, osmanlı kadar teşkilatlanmış değil, kayıtları tutanlar osmanlı'da kayıt tutan kişiler kadar yetkin değil, evrakların saklama koşulları osmanlı kadar uygun değil, islam kuruduğu günden itibaren sürekli bir iktidar çatışması ile birbirine düşmüş halifelik ve kutsal emanetler defalarca el değiştirmiş şehirden şehire taşınmış; osmanlı'da bunların hiç biri olmamış. bir odada tutulan kayıt birkaç yüz yıl boyunca kaydın tutulduğu odanın yan tarafında, saray hazinesi içinde muhafaza edilmiş yine bir çok dış etken ile yıpranmış hasar almış... şimdi illa ki ama kur'an çoğaltıldı diyeceksiniz elbette kur'an çoğaltıldı ama kaç tane? benim incelediğim 500'e yakın tereke (mirasa kaydı içinde) kur'an'ın döküm içinde yer aldığı kayıt sayısı 10-15 arasında incelediğim dönem ise 17. yüz yıl (yani 1600'lü yıllar) yani islam geleli bin yıl geçmiş devrin en güçlü devletinden birinde kur'a sahip olma oranı %3-3,5 arasında değişiyor... demek istediğimi arif olan anlar.
37 /