kuran incil ve tevrat ın sümer deki kökeni

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
kısa winston softun son nefesi
bu sümerler de süpermiş hacu..
ilahi dinler der ki hz. adem ilk insan ve de ilk peygamberdir. bu açıdan bakınca aslında sümerlerin, hititlerin x'lerin ve de y'lerin mi etkilendiği açığa çıkar.
burda kişi inanmak istediği pencereden bakar, eğer ilahi dinlere inanmıyorsa kaynak sümerlilerdir. inanıyorsa eğer kaynak ilahi dinlerdir.
ve de hz. musa' dan önce de peygamberler vardı, sümerliler zamanında da, sümerlilerden önce de. zaten dediğim gibi hz. adem ilk peygamber' di. ama bu iman meselesi, inanıp inanmama meselesi. iman etmeyen "kaynak sümerlerdir" der, iman eden hz. adem' dir der.

yok efendim tapınma biçimleri benziyomuş da bu sebeple sümerler' den gelmiş. islam' a ibadet her daim var olmuştur. sakın sümerler ya da hangi kavimse bu ritüelleri uyguluyor, değiştirerek uyguluyor olmasın? ki bana göre öyle zaten. sümerler' den öncesi hakkında engin bir bilgiye sahibiz ya, bir de ispat ediyoruz. yahu en basitinden alimizdeki verilere göre konuşuyoruz. bilmediğimiz yüzlerce yılı kes at, sümerliler' i biliyon ya, onlardan gelmiş.

son noktada ne desek boş, bu inanıp inanmama işi, bu kadar.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
change means nothing when nothing wants to change
çok önemli bir eserdir, bilgi kaynağıdır, ufuk açıcıdır. din ya da dinleri afyon olarak kullanarak milleti zehirleyen kişilerin etkisinden kurtulmaya ve açık bir zihinle maneviyatı yönlendirebilmenizi sağlayabilecek bilgileri donanabileceğiniz eşsiz bir kaynaktır bu kitap.
sümerler'in ne denli öngörülü ve ufku geniş bir toplum olduğunu da belli eden bu eserde, özellikle kur'an ve tevrat'tan yorum bile gerektirmeyecek açıklamalar ve son dinlerin sümer efsanelerinden ne denli fazlaca etkilendiği ya da ilham aldığı konularında muazzam bilgiler bulunmakta. muazzez hanım bilgi ve birikimini müthiş şekilde aktarmıştır, her sayfanın kesinlikle okunması ve iyice sindirilmesi gerekir.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
visiroti
islam dininin, peygamber muhammed'e indirilmiş kur'an isimli kitabın, ard diyetli(!) bir takım kimselerin kendi zihinlerinde oluşturdukları yakıştırmayla değil, kur'an-ın kendi öz ifadeleriyle kendisini ve menşeini anlatan ifadelerinden habersiz bir hatun-cağızın sümerolog hevesiyle işkembeden atarak yazmış olduğu bilimsel kitap görüntüsündeki bir hezeyan tomarıdır!

evvela kur'an inancında, "tanrı elçisi olmak" denen şeyin ne olduğuna bir bakalım. bu kavram 2 biçimde karşımıza çıkıyor. bu gün ve geçmişte kendine müslüman diyen milyonlarca sürü insan bir yana dursun, onların poposu kalın yiyici ilmiye sınıfının çoğusunun bundan haberi yoktur ki zavallı ilmiye'nin nereden olacak?

bu gün bu asfalt suratlı herifler ilkokul kitaplarına, kurucusu hz. muhammettir yalanını yazdıranlar kendileri değilmiş gibi, sessiz sedasız tv. lere çıkıp islam muhammed'le başlamış bir din değildir kur'an ı okursanız bunu görebilirsiniz deyi veriyorlar..

bir insanın bir şeye küfrederken yahut onu överken öncelikle o şey hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. bu, diyanet işleri başkanlığı, filan ilahiyatçı veya azize ilmiye çığ için olsun hiç farketmiyor!

islam dininin, taşıdığı en temel misyonun gereği olarak, allah'tan almış olduğu mesajları insanlara iletmek ve bunları da kendi şahsında uygulamak ve örneklemek durumunda olan, peygamber adıyla bilinen kutlu insanlar iki türlü durum üzere gönderilmişlerdir.

1-nebi resul
2-resul

islam inancında, islam dininin, hz. muhammed tarafından kurulduğunu iddia etmek, bu dininin peygamberinin sadece hz. muhammed olduğunu iddia etmek muhammed'e açıkça küfretmek, ona inanmamak demektir!

elçi muhammed, yaradılmış ilk insanla adem'le birlikte değişmeyen din olan islam peygamberleri zincirinin sonuncusudur! bu islam inancını tanımlayan ana bir unsurdur!

nebi resul:
kendisine verilen bir kısım yeni detayların yazıldığı sahifeler yanında, kendisinden önce gönderilen elçileri ve onlara gönderilenleri de tastik etmek niteliğinde olan bir kitap getiren kişidir! buna göre hz.muhammed nebi + resul'dür.
dolayısıyla kur'an namıyla bilinem malum kitap, indirildiği şahsın (h. muhammed) statüsü itibarı ile ayetlerinin bir kısmı bakımından nebi, diğer bir kısmı bakımından resul'dür.

bu durum kur'anın durumunu da dolayısıyla vuzuha kavuşturur!

söz gelimi, ibrahim nebi'nin çağdaşı olan lut peygamber , sadece bir rasul (elçi) idi.kendisi üzerindfen ibrahime verilen kitabı tastik eden bir resuldü.

hz. muhammed'e inanalar, sadece kendisine değil bütün bir peygamberler zincirine ve onlara verilenleri içeren bir kitap özelliğinde olan kur'an'a inanırlar.kur'an'ın sadece bir kısmı yalnızca hz. muhammed'e verilmiş yeni detayları içerir. diğer bir kısmı öteki peygamberlere verilenleri kapsar. (bu peygamberlerin kitaplarında mevcut bazı özel genelde yasaklarla ilgili hususlar, yürürlükten kaldırılan kanun maddeleri olduklarından kur'an a alınmamışlardır ki bu durum hem kur'an da hem de söz konusu kitaplarda mevzu edilmiştir) kur'an bunları insan müdahaleleri sonucunda karıştırılmış başka anlatımlardan arındırarak (geçmişte bazı kimselerin yaptığı tahrifatlara zaman zaman değinilmektedir) bir kısım orjinal halleriyle yeniden hatırlatır ve tastik eder.(tevrat, incil, zebur furkan) bu anlamda kur'an nasıl bir kitap olduğunu niteliğini, ne yapmakta olduğunu, tevrat'ın ve israiloğullarının kimler olduğunu ve incil'in durumunu, ondan önce gönderilen kitapların durumunu net bir biçimde ortaya koyan bir kitaptır.

böyle olunca, geçmiş elçilerin geriye bıraktıkları izler, yaşadıkları medeniyetlerin bir kısmında bazen belki kısmen korunmuş veya başka sözler eklenmiş pratikler kalıntılar biçiminde rastlanılması, bir müslüman açısından beklenen bir durumdur sürpriz değildir.

bu ikili durumun ortaya çıkardığı öteki öteki ithamlar 1400 küsür yıl sonra "azize ilmiye çığ" ı beklemek zorunda kalmamış, muhammed'in peygamberliğinin ilanının hemen akabinde ortaya çıkmış ve sen bize geçmiştekilerin mitoslarını anlatıyorsun ithamıyla karşılaşmıştır! bu, küfreden ve küfretmeyen 2 insan tipinin de şimdi yahut geçmişte ortaya çıkması bakımından bir zorunluluktur!

kur'an ın sümerdeki kökenleri, neticede kur'ana inananlar bakımından, sözgelimi ibrahim'in mücadelesinin ne olduğunu bir anlamda yerinde takip edebilme imkanına da kavuşurlar.

...

kuruluş döneminde, kendilerine üstün bir kök arama sevdasına kapılan, yeni t.c nin kemalist aydınları, sümerlerin kökeni türk'tür iddiasıyla, ortaya attıkları şeyin yalanlanma durumu!

bunların bu durumu kendilerini ve dedeleri olan osmanlıları dahi inkar etme hezeyanıyla da kendini göstermiştir ki bu zihniyet onlara, sümeri de bu şeyleri üreten temel bir üs olarak görüyorlar!

kaldı ki, sümerler, son yıllarda yapılan genolojik araştırmalar genellikle j2 mutasyonunu işaret eder durumdadır. gen araştırmaları bu anlamda bütün dünya faşist ideolojilerini sarsmıştır.

j alternatifsiz, arap klanı demek! sümerologlar adına, korkarım allah'ın peygamberlerini ne siyah ne de beyaz 2 ırkın arası bir ırktan seçme geleneğinden vaaz geçmemiş ve ibrahim'in muhammed'in atasının iddiasını doğrulamışa benziyor. eğer ibrahim sümerli idiyse. değilse de onlar açısından daha kötüdür.

dikkati çeken diğer bir konu, ibrahimin atasının adının "azer" olmasıdır. bu konuda kesin bir şey söylemek elbette zordur ve bu apayrı bir tartışma konusudur yine de burada dikkari çeken bir konuya işaret etmek gerekir. arap klanı bu günkü azeri topraklarında tuhaf bir şekilde, çok yoğun ve köklü olarak ölçülmüştür.
...

-muhakkak ki o (kur'an) âlemlerin rabbinin indirmesidir(şuara192)
-onu rûhu'l-emîn indirdi (şuara 193)
-senin kalbine; uyarıcılardan olman için (şuara 194)
-apaçık arapça bir dille(şuara 195)

-o, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır (şuara 196)

...

-doğrusu feraha ermiştir temizlenen(ala 14)
-rabbinin adını anıp o'na kulluk eden(ala 15)
-fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz(ala 16)
-oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır (ala 17)
-kesinlikle bunlar ilk sahifelerde de, mevcuttur(ala18.)

-ibrahim ve musa'nın sahifelerinde (ala 19)


iddialarına göre allah sümer toplumunda, aslında dişi bir tanrıça'nın adıymış! bu ad daha önce varmış!
hangi takip süreci neticesinden elde ettiğiniz bilgi ve belgeler in onları bu sonuca götürdüğünü açıklamaları gerekir. kur'an'da ibrahim, sümer toplumunda doğmuş olabilir ama,çevresinin tapındıkları ay ve yıldız putların yüz çevirip onlardan kopmuş babasıyla kavga eden bir insanın bir sümer hikayesi.

hangi mantık bunların her ikisinin de aynı kaynaktan doldurulduğunu söylüyor? onların bu bu yazıtları kayıtlara geçirirken, bunları nerelerden aldıkları konusunda ellerinde bir belge mi var? tahminler değil, varsa kanıtlar ortaya konmalıdır.

kur'an'ın temel inanç prensiplerinden birisi şudur:

allah(ilah= el-ilah) doğurmadı, allah doğmadı, putperestler allah'a yakıştırdıkları bir takım dişi isimlere taparlar ki bunların eski geçmişten bu güne değişmemiştir.

gerçekten de kur'an böyle bir şey diyorsa birileri allah'a böyle bir iftira atmış olmalıdır! azize ilmiye çığ sümer yazıtlarını referans alıp, yalan söylemiyor! içeriğinden, hak olanla batıl olanı birbirinden ayıran haktan da batıldan da söz eden, bir kitaba, cehaletinden ötürü, çamur zannederek fırlattığı harç islam`ın duvarını sağlamlaştırır.

sümerli putperest bir kadın bir sümer yazıtında söyle söyler:

ey enlil! gelinlik yatağında bana şefaat et! peygamber döneminin putperestleri de kendilerine şefaat edecek tanrılar uydurdukları biliniyor.

- o gün şefaatçi'nin şefaati fayda vermez!
- hani arz edip çağırıp durduklarınız?

-onlara allahın indirdiklerine inanın denildiğinde onlar derlerki bizler, atalarımızı bu yol üzere bulduk!
-ya ataları sapık kimseler idiyseler?

güneş ay ve yıldız sümerlerden kalma ikonlar olduklarını söylemekte bir problem yoktur.allah elçisi ibrahim bu sembollere tapınmaktan menedilmiş, bunları yaradana tapınılmasını emretmiştir. ibrahim, yollarını sapık bir milletle böylece ayırmıştır.bilgi sahibi teologlar güneş ay ve yıldız tanrılarına tapınmanın sonraları nasıl bir seyir izlediklerini iyi bilirler.

kuran ayetleri, ibrahimden kalan hatıralarıyla, bu gün hala ibrahimin dinini güncelliyor ve doğruluyor ama putperestlerinkini de. böylece bu kitap hak ile batılı birbirinden ayırıyor!

karşılarına saygı duruşuna geçilen, komunistlerin şan ve şeref timsali kızıl yıldız putuna tapanların durumunu açığa vuruyor , birleşik amerikanın 52 yıldız putunu, birleşik avrupanın 12 yıldız putunu da ve omuzu kalabalıkları da.

aya güneşe veya yıldızlara tapınmak, ay-yıldız putunun karşısında saygı duruşuna geçmek ne ibrahim ve ne de onun dininin mensuplarının meselesidir. allah'a tapanların hakkında delil indirmediği bir şeyi o'na eş mi tutarlar!
elbetteki hayir!
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
çayıma şeker at spinoza
zorlama bi' kitap her şeyden evvel. kavramlar toplamını bi' sürecin öncülü ya da ardılı yapmak neme lazım. bu tip kitapların ortak hikayesi de, analoji yollu eğip bükmelerin fazlalığı kanımca. insan psikolojisinin bi' diğer önemli hususu olan benzetme burada devreye giriyor fazlasıyla.
zuhur eden şeyh, ''binlerce yıl önce yaşanmış/yazılmmış şeyhler kutsal kitaplarda da yazılmış'' deyip semavi dinleri çürütmek ama burada yapılan hata çok büyük. geçen gün sohbet ettiğim bi' ahbabım da dersim piri düzgin baba'nın orcin adını duzgu olarak tayin ediyor ve bana sunduğu kanıtlarla birlikte aslında duzgu'nun sümer panteonundaki dumuzi olduğunu iddia ediyordu. tuhaf. burada bi' paradoks sökün ediyor aslında. ortada insanlığın ortak hikayesi var, her dönem başka isimler ile anılan, kabuk değiştiren. bu hikayelerin yıkılmayıp değişmesi ise yaşamın dinamiğini taşımasından kaynaklanıyor.

ve yine eklemeli burada bi' kopyalama, çalma işi yok. esinlenme var, ortak macerada. bunu yaparak, yani sümerleri öncül yapıp semavi dinleri ve özelinde tanrıyı bertaraf etmek abesle iştigal olmaktır. hele bunu yapan ne dediğini bilmeyen jakobenci bi' elit olunca.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
bak hakkıcım
kitabı okumadım, etmedim, içinde hangi mitolojik hikayeler var bilmiyorum. ama bildiğim tek bir şey var ki; o da insanların "din" deyip de sahip çıktıkları şeyin, tarihsel bir arka planının olmasıdır. dolayısıyla kastedildiği gibi bir durumun olması, yani bu üç kitabın sümerlerde köklerinin bulunması çok normal bir şey; aynı kökün bir diğer ucu da antik yunan'a değiyor olabilir. ben şimdi kalkıp türlü türlü mitolojik hikaye anlatsam siz bana kalkıp diyeceksiniz ki "hayır efendim, hz. adem'den beri pek çok peygamber gelip insanlara allah'ın bize söylediği şeyleri anlatmışlardır, dolayısıyla da ilkel insanların bizimle benzer şeylere inanmaları son derece normaldir".
bu yüzden size mitolojik bir olayı değil de, bu semavi dinlerin bir hikayesini anlatmak istiyorum, sizin bilmediğiniz açıdan.

"sizi ondan (topraktan) yarattık"(taha 55)
bu tarz bir açıklama kur'an'ın her yerinde geçer. rivayete göre adem dünyanın her yerinden alınan topraklardan oluşmuş, bu sayede de çeşit çeşit ırklar da onun soyundan gelebilmiştir. hatta adem'in topraktan yaratılmış olma durumu yüzünden şeytan ona ibadet etmeyi reddeder, vs.

ilkel toplumlar toprağı bir "ana" olarak görürler.
hatta (bkz: toprak ana/@bak hakkıcım); okumak istemiyorsanız buradan da açıklayayım: ilkel insan kadındaki ve topraktaki üretkenndiği görünce bu iki varlığı kafasında özdeşleştrir, ikisini aynı şey gibi görür. dolayısıyla insanın anasının karnından çıkmış olması aynı zamanda topraktan çıkmış olduğunun da bir göstergesidir. bu topraktan çıkmış olma hikayesi öyle yaygındır ki, insanların "öz arayışı" durumunda bile ortaya çıkar; o dönemlerde filozofların en çok kafa patlattığı şey budur: "bir özümüz var, ondan geldik yine ona gideceğiz" diye; bir kısmı bu "öz"e ateş der, bi' kısmı su der, işte bi kısmı da "öz" olarak topraktan geldiğini savunur. bugün bile çoğu zaman duyarız "topraktan geldik, toprağa gideceğiz."

işin komik kısmı, bilim bir şeyleri açıkladıkça bu topraktan gelme hikayesi de değişime uğruyor, göya orada kastedilen "topraktaki inorganik maddeler"mişş..
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
filtre kahve ve bitter çikolata birlikteliği
ilmiye çığ hanımefendi'nin kendi kafasında kurgulayıp yazdığı fikirlerden oluşmayan kitabı.

kitabın yazarı, kitabın içeriğini oluştururken, bir dönem birlikte çalıştığı ünlü sümerolog samuel noah kramer'ın eserlerini -özellikle de " tarih sümer'de başlar"ını- baz almıştır.

başta da belirttiğim gibi kitaptaki fikirlerin hiçbirisi muazzez ilmiye çığ'a ait değildir. hepsi sümer tarihçileri tarafından yıllardır bilinmektedir. kitabı okuyan "müslüman" arkadaşların bunu farkedememiş olmaları ne acıdır ki bilip bilmeden ilmiye çığ'a laf atmaktadırlar.

neyse, sertleşmeden çenemi kapatıyorum. lakin son bir sözüm var; bir kitabı okurken arada bir metin dışı araştırma da yapmanız gerekir. bunu unutmayın anacım, olur mu? aksi takdirde kitabı nerenizle okuduğunuz belli olmuyor. "kutsal" kitabınızı da bu şekilde okumadığınızı umar ve cümlemi burda bitiririm.

hadi iyi okumalar. gerçekten okumalar.

not: ayrıca at gözlüğüyle okumazsanız çok şey farkedebileceğiniz kitaptır.

edit: imla.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
visiroti
kur'an ı kerim, bizzat kendi öz ifadelerinden hareket edildiğinde, kendisine yer gök ve ikisi arasındakilerin 1 ilahı, büyük-küçük, görünen veya görünmeyen yaratmış olduğu her türlü şeyle kıyaslanarak paylaşıma (ortaklığa) konulma yakıştırmalarından soyutlanmış olan allah tarafından gönderilmiş olduğuna inanmak isteyenlerin, bu kitabın, üzerinde, akli fonksiyonlarını devreye koyarak düşünmelerini emreden bir kitap olduğu ona inananlarca malumdur!

bu noktadan hareketle, bu kitaba inanan inanç sahipleri, temas kelimesinin biyolojik anlamını da böylece bilir ve temasla sapıklık arasındaki şeyin farkını da.

ve yine onlar, penislerini kadınların vaginaları yerine,hem cinslerinin, kalın bağırsak çıkışı-pislik tahliye kanalına (anus) sokulması biyolojik sapıklığının, akli fonksiyonlar üzerinden düşünülerek değil, olsa olsa kıç fonksiyonları üzerinden düşünülerek oluşturulmuş bir hezeyan olduğunun da farkındadır.

kendilerini yaratanın çalıştırmasını istediği beyinleri yoluyla da okuduklarının farkında olduklarından, bu konuda bir sorunları olamayacağı gayet açıktır.

ama, kıçlarıyla düşünmek, bu durumun aksi istikametinde davranarak homoseksüelliğin normal bir durum olduğunu savunanların, bu fiili işleyenlerin veya onların yürüyüşlerine destek verenlerin zoru olabileceği düşünülebilir!
..

aslında karın ağrısının nedeni, cumhuriyet sonrası ortaya çıkan ve mustafa kemal e tapan bir gurup al yanaklı komunist makyajlıların, hesaba katmak istemediği şey sebebiyledir..

geleneksel, emevi kur an algılama mantığı üzerinden, evvelce müslüman türklerce de devralınan geleneksel bu anlayışın herkesçe de paylaşılmadığı gerçeğinden hareketle, nakil değil, her biri müslümanların ilki olan - birey sıfatıyla kur'an dan kendi anladıkları şeyler adına konuşmaya ve yorum yapmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkan sürpriz durumdur!

kur'an ı aklı başında, bilgi sahibi hiçbir kimsenin, -kur'an tevrat ve incil'in sümerdeki kökeni- başlığına başlık bakımından itiraz etmesi mümkün olamaz (hatta tanımlamayı eksik dahi bulur)

etmiyor da zaten!

burada tartışılan ve eleştiri konusu yapılan şey, kur'anda sözü edilen islam ve peygamberlik anlayışının ne anlama geldiğine ilişkin, sadece canının isteği doğrultusunda (kendi fikrini kendince ispat etmek noktasında daha uygun gördüğü için) tek bir yönden alınan bir bilgi üzerinden, islam ve kur anın ne olduğu konusunda, yorum yapmaya kalkışılmasıdır!

bu bilimsellik değil, yobazlık düzeyinde dindarlık, ama karşıt dindarlıktır!

bilimci vasfına sahip insan, önceden kafasında sabitlediği bir şeyi ispat etme çabası ile yola çıkmaz! belli bir görüşe meyletmiş olsa dahi, kendi görüşünün bile çürütülmesi pahasına her türlü olasılığı, hoşuna gitsin gitmesin, insanlara sunar ve onları tartışır!

din, bazı sivri zekâlıların iddialarının aksine, tanrının varlığını ispat etme çabası da değildir! bu durum, bir başka açıdan, dine inanmama sendromunun dışa vurumudur! benzeri bir çaba, bunun zıt, ama aynı zihniyete sahip olan öteki kolunda, bu kez aksi istikametteki türdeş bir çabadır!

kur'an a inanan insanlar bu inancın bir gereği olarak, bu kitabın, sadece hz. muhammed e verilen kısmının dışında birde zincir miras esasına dayanan inanışın bir gereği olarak, öteki peygamberlere verilen kısmlarını da bilir ve hepsini birlikte okumuş olur ve inanırlar.

böylelikle, hasbel kader, geçmiş medeniyetlerde deforme edilmiş, parçalarına rastlamaları onları tabiiki mutlu eder..

kur'an bu noktada tevrat'tan söz ederken ona karıştırılmış başka anlatımlara da dikkat çeker ve arınmış sahifeler şeklinde yeniden sunar..

bir başkaları bu anlatımlardan, tamamen tersi olan şeyler de anlayabilir..

bilimci vasfındaki araştırmacılardan beklenen şey, olası her şeyin insanlara sunumudur! karşıt inanç geliştirme çabasının dışa vurumu ve böylelikle insan kazanma çabası değildir! olası her yönde bilgilendirme çabasıdır!

burada hiç kimse "inanç" meselesi olan bir konuda kendine taraf bulmaya çalışmamaktadır!
itiraz edilen şey, hanımefendi vasfıyla vasıflandırılan azize'nin, 2 değişik şekilde anlaşılması mümkün olan bir konu üzerinde, 2. yolun sanki hiç yokmuş gibi sunulması azizliğine yapılan itirazdır!

konunun aydınlatılmasına örnek olması bakımından, şöyle bir örnek üzerinde kısaca durmakta fayda var!

kur'anda, allah, emriyle, gönderdiği ve mesleği çobanlık olan, ama elçi seçtiği, musa yı, köleleştirdiği israiloğullarını kendisiyle birlikte, salıvermesi için firavun burjuvazisine gönderdiği anlatılır!

neticede onu ve saltanat adamlarını tepetaklak eder ve ceza olarak suda boğar! musa ise kavmiyle birlikte allahtan bir mucize olarak, yarılan denizden geçerek, kavmini kurtarır!

musa'nın, soyut bir tanrı anlatımı şımarık israiloğullarını tatmin etmez ve ondan, yolda rastladıkları ve putlara tapınan bir kavmin putlarına benzer bir put yapmasını isterler!

öykünün sonraki anlatımlarında israiloğullarının, hitit'in buzağı tanrısı, (nedense teşub'un efsanesinden farklı olmayan) bir buzağı'yı pratize etme, imkanına da kavuştukları da müşahede edilir!
..
inanan bir insanın israiloğullarının karakterleri konusunda böylece bilgi sahibi olan kimselerin, bu gün ellerinde tevrat adıyla taşıdıkları kitabın içerisinde bazılarınca ispat edilmiş efsanelerin ne de neden mevcut olduğu, sorusuna cevap vermede bir kaynak olma durumu vardır!

ama dinsel anlatımlardaki öykülerin köklerini kendilerince bambaşka şeylere dayandıran, bazılarının tahminlerine göre, bunların, hepsi de insanların muhayyilesinde oluşturulmuş bir takım mitoslar olduğudur!

burada somut kanıtların ne olduğu tartışması ortaya çıkar!

somut kanıt yoktur!bilimsel araştırma olarak lanse edilmeye çalışılan, kendi karşıt inançlarını benimsetme çabası vardır.

yani, söz konusu öykülerin pozitif olarak yerinde izlenerek oluşturulamayacağından ispatı da mümkün değildir ama reddi de! ortada din denilen bir fenomen vardır ve bunun bir gereği olarak da inanmak veya inanmamak vardır!

peygamber muhammet de kendi etrafındaki burjuvazi tarafından, sen, bize geçmiştekilerin mitoslarını getirdin ithamıyla karşı karşıya kalmıştır ve bu durumun ortaya çıkması için 1400 küsur yıl sonra, ilmiye çığ gibi birisinin yazdığı kitabın imalarını da beklemek zorunda kalmamıştır!

bilinen şey, hiçbir tartışmanın ve hiçbir duruşun yeni olmadığıdır!

ama araştırmacıların, bilimci iseler bilimcilerin hangi fikre sahip olurlarsa olsunlar, eldeki mevcut bilgiler ışığında, onları hasıraltı etmeden, her türlü olasılıklarını tartışmak gibi ahlaki bir zorunlulukları vardır..

söz konusu varlık insan olduğundan ahlak yanında ahlaksızlık da olabilmektedir!

din ise ahlak konusunu her şeyin üzerinde tutar!

dinsizlik diye bir şey de vardır galiba?
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın