kütüphane

7 /
kiya kiya
geçmişte, manastır ve medreselerde büyük kütüphaneler vardı. bu kütüphanelerde, özel kitaplar saklanırdı. bu kitapları herkes okuyamazdı çünkü her şey mertebe mertebeydi. asırlar önce yazılmış el yazmalarla zengin olan kütüphaneler, manastır ve medreselere sihirli - gizemli bir hava verirdi. her şey gizem katınca ilgi uyandırır. insan kendinde mutlaka gizemli bir nokta saklamalıdır. bütün fikirlerini söyleyen insan ilgi uyandırmaz.

umberto eco 'gülün adı' eserinde rahibin dilinden şöyle diyor: ''kitapsız bir manastır: terk edilmiş bir şehir, muhafızsız bir kale, baharatsız bir yemek, yemeksiz bir sofra, ağaçsız bir bahçe, çiçeksiz bir çayır, yapraksız bir ağaç gibidir.''
cowgirl cowgirl
tek başıma gitmekten inanılmaz haz duyduğum son iki yıldır sevgilimin alıştırdığı yer. özellikle sevgiliyle gitmek en güzeli sanırım. bütün gün o kafe senin bu kafe benim anlamsızca gezinmektense ne zamandır fırsat bulunamayan kitapları aralamak kahve aralarında sohbet etmek bunalınca iki tur atmak ve bunları yaparken kitap okuyabilmek geçirilen günlerin kıymetini katlar.

bir de şey çok güzel sözlük şey işte hani o okurken yüzü buruşuyo ediyo falan. bak onları da izlemek çok güzel.


bu sabah da içimi sözlükte ısıttığıma göre güne kaldığım yerden devam edebilirim.
3
entrero in un cuore entrero in un cuore
üniversite yıllarında bir türlü ders çalışamadığım alanlardı. nedense o kadar insan içinde odaklanmak bana aşırı zor geliyordu, insanlara olan dikkatimi çalışmak istediğim şeye bir türlü yöneltemiyordum. en fazla verim aldığım yer karellerde çalışmaktı ki zaten bu da aynı duruma işaret ediyor. belki değişmiştir şimdi durum, inşallah değişmiştir çünkü şimdi evde de çalışamıyorum. eğitim hayatıma yeniden başladığım şu günlerde, kütüphanede ders çalışma ve odaklanmayla alakalı tavsiyeleri olan varsa dinlemeye hazırım.
gelipgecici gelipgecici
üniversite zamanlarında alıştığım, sonra ders çalışmasam bile sürekli uğradığım über huzurlu mekanlar. fakat büyük şehirlerde bunun için ne zaman ver ne de güzel bir mekan.
siyahbeyaz aşkı paylaşamadık siyahbeyaz aşkı paylaşamadık
seneler sonra tekrar ayak basınca insana tuhaf duygular yaşatan yermiş..
bugün binanın önündeyken bi yanım girmek istiyor bir yanım istemiyordu. öğrenciyken günlerim, sabah dokuz akşam sekiz kütüphanelerde geçiyordu. harıl harıl tez yazdığımız, sınavlara çalıştığımız günlerdi. kimi zaman tek başıma kimi zaman da arkadaşlarla birlikteydik. hayatımızı orda yaşıyorduk adeta.

bugün tekrar... seneler sonra ayak bastım çünkü ev harici bir çalışma ortamına ihtiyacım vardı. o hep kötü hatırladığım üniversite yıllarım geldi aklıma. kolay değildi çünkü. film şeridi gibi gözümün önünden geçti. ayaklarım tekrar geri geri gitmesine rağmen yüzleştim bütün korkularımla. kuruldum bir masaya. konsantrasyonumu tam toparlarken arkamdaki iki kız dikkatimi çekti. daha birinci sınıf çömezler. diyaloglarına şahit oldum, dinlemeden duramadım. ders çalışmak için geldiler ama bir türlü sohbet muhabbet makara tukaradan sıyrılamıyorlar. ufak tebessüm ettim galiba, içimden de güldüm. biz de böyleydik dedim. büyük bir azimle sabahın köründe uyanıp haydi bugün verimli caliscaz gazıyla giderdik. iki üç saat sonra anca başlayabilirdik. geriye dönüp baktığımda aslında çok da kötü değilmiş öğrencilik zamanı...

neyse bu da böyle bir hatıramdı. iyi geceler. yarın tekrar kütüphane yollarındayım.
soolcan soolcan
her hafta cumartesi günü dinlenmek için ziyaret ettiğim mekan. raftan bir kitap seçip telefonumu kapatıp iki saat kendimi dinliyorum. tek sorun kitaplar hep yarım kalıyor ve hiç birini tam bitiremiyorum. en güzel örneğini finlandiya'da gördüm. burada insanların sereserpe yatıp kitap okuduğu, internet şifresini öğrenmek için yumak çözdüğü, sınırsız çay kahve wifi ve atıştırmalığın ücretsiz olduğu mekanlar kütüphaneler. ülke olarak bu alanda çok yolumuz var.
3
autumn sonata autumn sonata
kütüphanelerin kitap okumayı sevmeyen insanları bile baştan çıkarabilecek kadar sihirli mekanlar olduğunu düşünüyorum. hele ki yaşlı bir kütüphaneyse. kitapların kokusu burun deliklerinizden içeri süzülürken nasıl karşı koyabilirsiniz ki onlara dokunma isteğinize, her bir sayfasında gezinip her bir satırında kendinizi bulmaya o gizemli evrenlerin. bilgelik, tecrübe, erdem orada, yanıbaşınızda gülümsüyorken size tozlu raflardan nasıl kayıtsız kalabilirsiniz ki!

bu şey gibi; en sevdiğiniz insanlarla dolu bir oda ve hepsiyle aynı dili konuşuyorsunuz, üstelik aynı zaman diliminde. muazzam değil mi?
7 /