kütüphanede hayatının aşkıyla karşılaşmak

protestan ahlakı protestan ahlakı
müthiş komşularım yüzünden, bu korona günlerinde kütüphaneye gitmek zorunda kaldım.

kütüphaneler her zaman güzel yerler olmuştur benim için.

neyse bu hanım kızımız bana erik ikram etti. kütüphanede erik. ses çıkarttıran cinsten erik. kütüphanede.

teşekkür ettim. almadım. ama hatun kişisi bir miktar kalbimi çalmıştı.

ben naptım? stalk.

kütüphane girişinde telefon numaralarını, masa numaralarını falan deftere yazıyoruz. çaktırmadan komple sayfanın fotosunu çektim.

sonra kızı stalklamaya başladım.

gayet elit, entelektüel bir birlikteliğimiz olur sanmıştım. gs holiganı, magandakolik ve faşo çıktı kendisi.

halbuki devrim kokan saçlarından yakalayacaktım mutluluğu, marksist retoriği yeni baştan yıkıp diyalektikle inşa edecektik, mao gibi gerilla savaşı vereceğimiz günlerin hayalini kuracaktık. 1 mayıs'ta halay çekip gaz yiyecektik. bazen ''foucault kapitalizm konusunda haklı olabilir mi'' diyip münafıklık yapacaktım… olmadı faşo.
neondental neondental
kütüphaneler tatlı masum bakışmalar için en ideal yerlerdir. ancak olanaklı ise sağlık bilimlerinde eğitim görenler ile bunu yapmayınız. en az 5 saat masalarından kalkmayacakları için kendinizi nuri bilge ceylan ya da tarkovski setinde sanabilirrsiniz.
a sami bayraklı a sami bayraklı
kardeşim artık tinderdan tanışmak suç değil. halk arasında yaygınlaştı. bunlar olabilir. bence bu kadar uzun bi hikaye yazmaya gerek yok, tinderda eşleştik de geç. kimse yargılamaz.
renfri renfri
çocukluğumdan beri tanıdığım bir hanım arkadaşımla aynı liseye denk düştü yolumuz. on beşli, on altılı yaşlardayız o zamanlar. yazmak gibi boyumuzun üzerinde işlere kalkışmışız. ümit yaşar oğuzcan okuyor, şarap içerken buruşturduğumuz yüzümüzü gizlemeye çalışıyor ve muazzam inanıyoruz farklı göründüğümüze. harry potter serisini bitirip cadı rumuzlarıyla mirc' de takılmamızın bir müddet sonrası. şiire bulaşmışız artık, sevda yüklüyüz ve hislerimizin karşı tarafta vücut bulacağı bir erkeğin eksikliğini çekiyoruz.

okulu asıp edebi toplantılar düzenlediğimiz bir mekan ayarlamışız kendimize. ölü sazanlar derneği adı altında toplanıyoruz her gün.
yan sınıftan burcu' nun, kameralı sohbette memesini gösterdiğini falan da konuşuyoruz tabii zaman zaman. 'yaşam, git gelleriyle ünlü bir basit makinedir.' meselesi ilk defa pelesenk oluyor dilimize. bu mahalle ağzı sohbetleri bayağı buluyor ve kalbimize yöneliyoruz daha ziyade.

son sınıflardan bir çocuğa tutuluyorum o zamanlar, ismi ahmet. tesadüf şudur ki, en sevdiğim kankam da ahmet' in en sevdiği kankasına tutuluyor eş zamanlı olarak. onun ismi de vahit. t ler yarım kafiye.

çocukların bizden haberi yok. uzaktan göz süzüp belli belirsiz kikirdeşip uzağından izliyoruz içimizde devinip duran duyguları. içimiz bu aşkın hoyrat rüzgarlarına değdikçe, daha bir yöneliyoruz kitaba. kütüphaneler geziyor ve yüreğimizde yanıp tutuşan iki aşka da kayıtsız bırakmıyoruz kendimizi. bu kütüphane ziyaretlerinden birinde rastlaşıyoruz ahmet ile. çöp gibi bir oğlan değil, maşallah gürbüz bir delikanlı. yakasındaki kartta 'amacına uygun kullanıyorum.' yazıyor.
hicap, bildiğim en naif duygusal tepki tabii o sıralar, çaprazındaki sandalyeyi sağa mı kaydırsam sola mı bir türlü karar veremiyorum. duruyorum öylece... derneği bırakıp, arkadaşlarıma ihanet edip, her gün burada alıyorum soluğu. öyle ya her ihanet sevgiyle başlar.

gel zaman git zaman, bu diyalogsuz kesişmenin aşinalığı sarıyor çevremizi. gülümseyerek selam veriyoruz artık birbirimize. okula falan gittiğimiz yok, sınırına yaklaştığımız devamsızlığı göremeyecek kadar dalıp gidiyoruz, adeta birbirine karışıyor bakışlarımız. bak yine bayıldım sonlara doğru, bağlayamıyorum. yerli dizilerde bu bakışmadan 97 bölüm çıkarıyorlar, bende o feraset yok. işte devamsızlıktan kaldık biz ahmet ile o sene. babası onu oto tamirciye verdi okuldan alıp. ben de lastikçi oldum. çay aralarında bulmaca çözerken iki kalem çızıktırıyor, edebiyat yaptığıma inandırıyorum kendimi. bizi birlikte görüp soran olursa da kütüphanede tanıştık diyoruz.
2
ljiljani ljiljani
bizim okulun yemeklerinin güzelliklerinden biri yemek ile birlikte fazlaca meyve veriyorlar. o yüzden kütüphanenin daimi üyelerinden biri olarak masama bırakılan mandalinalar, elmalar, portakallar ile bir manav kurabilirdim. hayır bırakmalarında sıkıntı yok. ama sonradan tanışmaya gelen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. onları farketmemi mi bekliyorlar yoksa cesaret mi edemiyorlar bilmiyorum.
funkybaggins funkybaggins
2001 yılında ev arkadaşlarımdan burak yarı zamanlı öğrenci olarak anadolu üniversitesi kütüphane ve dökümantasyon merkezinde çalışmaya başlamıştı yani kendisi gibi öğrencilerin masalarda bıraktığı kitapları tekrar raflara diziyor, arada birisi isteyince de fotokopi çekiyordu. 3 katlı bu kütüphane 10bin metrekareden büyük bir alana ve envanterinde 300binden fazla kitaba sahipti. okuduğum bölümden ötürü ilgimi satın alamadığım sert kapaklı sanat kitapları çekse dahi kütüphaneye ayda yılda bir günah çıkarmaya giderdim. içip sçmaktan kütüphaneye ayıracak zamanım yoktu açıkçası.

burak bir gece vardiyasından döndüğünde her zamankinden çok daha heyecanlıydı, yanımıza koştu -olm dinleyin lan!! biz ise gecenin o saatinde çoktan yamulmuş, halıya dökülen sigarayı pisliklerinden ayırıp ince bir joint yapmaya çalışıyorduk. - olm lan kütüphanede sapık var rafların arasından insanlara pipisini gösteriyormuş !!! - neee hahahahaha!!! sapığımız bulunamamış, robot resmi çizilememiş, bir sır perdesi arkasında ama elini kolunu ve kesinlikle pipisini sallayarak dışarıda veya kütüphanenin içinde dolaşıyordu. bıraktığı bir not olmadığı için ona ismini bizim vermemiz gerekiyordu. kitap kurdu! yo hayır philip k. dick!!! jack kerouyarac !!! derken sikrates'te anlaştık. siktares kimdi ? yakalanmadan daha kaç kişiye pipisini gösterebilirdi? kurbanları arasında cinsiyet ayrımı gözetiyor muydu? ve her şeyden önemlisi sikrates bu erotik eylemleri neden yapıyordu? antik dünyadan gelen isim babasının "kendini tanı!" şiarını belki hepimizden iyi anlamış ve o doğrultuda hareket ederek mutluluğun kapısını aralamış içeri girmeyi bekliyordu. hayır hayır o pis sapığın eylemlerini masumlaştırmamalıydık.

aradan geçen bir ay içinde kütüphanenin koridorlarında endişe devam etti, sikrates hala yakalanmamış ama sikrates'in çükünü gören insanların sayısı azalmış ve bir süre sonra da ondan haber gelmemeye başlamıştı. belki de yeraltı edebiyatına düşkün biri okumadığı o son boris vian kitabını raftan çekti ve oluşan boşlukta rafın diğer tarafından uzatılan bir pipi gördü. kitabı okumaktansa elinde tuttuğu o romandan fırladığına inandığı bir karaktere aşık oldu.
natilyus natilyus
yalan amk..

hayatının aşkıymış da, kütüphanede tanışmışız da, hepsi yalan. ulan amacınız iki sevişip yolunuza bakmak. burada duygusal romantikligi oynamayın. yok aynı kitabı ararken tanıstık, kültürlü biri, eşi benzeri yok geyiğini uzalta yapın. salak hatunlardan sıkılıp biraz daha akıllı hatun veya çalışan erkek düşürmek. çogunuzdaki kütüphane sevgisinin kaynağı da bu. sevişmek amk.

gercekçi olun. konuyu romantikleştirmeyin. cığerinizi bilirim sizin.
sir psycho sexy sir psycho sexy
2. sınıfta başıma gelen durum arkadaşlarla probability and statistics for engineers çalışırken yanımda boşta duran bi sandalyeyi kendime çektim ama orada bi kız oturuyomuş ayaktaydı. sonra hiç sandalyesine bakmadan oturdu ve yere çuvallandı rezil oldu herkesin içinde çok güzel kızdı adeta tutuldum. sonra herkesin içinde bana bağırmaya başladı ben de rezil oldum telafi edebilirim affet güzelim desem de adeta dişi aslan gibi kükredi ve çıktı gitti bu da böyle bir anımdır len amk aynen.