kuzgun

1 /
jalopeno jalopeno
kaan özsoy'un harvey nichols lansman kampanyasında resimlere kondurduğu 3d kuşlar. gerçeğinden ayırt etmek mümkün olmayınca bir şaşkınlık söz konusu oluyor tabi..
sycrone one sycrone one
yazardır, boş yazandır.

ekleme: giri sonrası kendisiyle mesajlaşarak karşılıklı fikir alışverişi yapılmıştır. girinin yazıldığı zamandaki fikirlerime binaen giriyi silmedim. kendisiyle hukukumuz yerindedir(sanıyorum).
bucuu bucuu
bir yasemin mori şarkısı.
"kuzgun içinde neler var?
dünyada üzgün olmaya değer ne var?" naklaratına sahip yasemin morinin sesinin güzelliğini ve yaratıcılığını bir kez daha görmemizi sağlayan şarkı.
"çünkü gece seni boğar" kısmında boğarı uzatırken yasemin mori ye bağıra çağıra eşlik etme hayali, gerçekleşebilir mi acaba?
therionox therionox
edgar allen poe'nun alegorik bir şekilde kaleme aldığı, bilinçle ölmekte olan kişinin diyaloglarını da içerdiği düşünülebilen etkileyici şiiridir. şiir sembollerle dolu olduğu için her okuyuşta farklı yorumlar yapmaya müsaittir. bu sebepten dolayı okudukça okuyası, düşünesi, senaryolar yazası gelir insanın kuzgun hakkında. atmosferi olan ve o atmosferle etrafınızı sarıp sarmalayan dizelerden oluşur.

şiirin çevirisi:

kuzgun - edgar allan poe

evvel zaman önce ürkünç bir gecede,
eski kitaplardaki yitik hikmeti,
düşünüyordum güçsüz ve bitkin.
başım öne düşmüş, uyumak üzereyken,
nazik vuruşlarla kapı çaldı birden.
“bir misafir” dedim “çalıyor kapımı”
“bir misafir, başkası değil.”

açık seçik hatırımda, bir aralık günüydü,
yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı.
çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim
istırabın bitişini – lenore’u kaybetmenin ıstırabı.
meleklerin lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz,
artık ebediyyen isimsiz.

ipeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,
garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım.
yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,
“odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,
odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,
başkası değil.”

canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden,
“bayım” dedim “ya da bayan, affınızı diliyorum.
gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz,
usulca geldiniz, kapıma dokundunuz.
emin olamadım işittiğimden.”
sonra ardına kadar açtım kapıyı,
karanlıktı, sadece karanlık.

merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun,
hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde.
sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan,
orada tek kelime “lenore” idi, fısıldadığım.
ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: “lenore,”
sadece bu, başka bir şey değil.

ruhum alevler içinde döndüm odama,
ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli.
“eminim” dedim “birşeyler var penceremde,
gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün,
kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün.
“rüzgardır, başka bir şey değil.”

tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla
heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma
hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu
bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi,
oda kapımın üzerinde, bir pallas büstüne tünedi,
tünedi ve oturdu, sadece bu

cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla
üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun
“sorgucun kırpılmış olsa da” dedim “değilsin namert,
karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun.
söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin”
dedi kuzgun “hiçbir zaman”

şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık,
pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği;
çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz
oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın
kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar,
adı “hiçbir zaman” olsun

tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun
taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden
ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı
acıyla mırıldandım: “diğerleri uçup gittiler,
sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi”
dedi kuş “hiçbir zaman”

irkildim tam yerinde söylenen bu sözle,
“şüphesiz” dedim “bu söz, tek sermayesi,
üzgün bir sahipten miras, zalim belaların
şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı
umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan
“asla---hiçbir zaman”

kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken,
yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önünde
gömülürken koltuğuma, düşünüyordum
eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun
bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun
neydi kastettiği, derken “hiçbir zaman”

tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden
ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa
devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı
lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine
lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki
ah, “hiçbir zaman” yaslanamayacak o!

sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava
yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde.
“ey sefil” diye haykırdım “bir ferahlık verdi sana tanrın”
lenore’un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç,
iç bu iksiri kana kana ve sil lenore’u aklından
dedi kuzgun “hiçbir zaman”

“kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”
kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan
kimsesiz ama gözüpek – bu afsunlu çöl toprağında
bu perili evde—bana gerçeği söyle, yalvarıyorum
var mı – günahların ilacı? söyle bana–söyle, yalvarıyorum
dedi kuzgun “hiçbir zaman”

“kahin” dedim “şeytani bir şey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”
üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz tanrı adına
söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi
meleklerin lenore adını verdiği kutsal bir bakireye
meleklerin lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye
dedi kuzgun “hiçbir zaman”

“bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis”
“dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara,
söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma.
yalnızlığıma dokunma, terket o büstü,
çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan”
dedi kuzgun “hiçbir zaman”

uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada
oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte
rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde
gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan
ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan,
yükselecek mi ruhum? – “hiçbir zaman”

(bkz: my lost lenore)
vampyric romance vampyric romance
eski türkçe'de kuz sözcüğü karanlık, gölgelik yerleri anlatmak için kullanılıyor. güneş görmeyen karanlık yerlerin çoğunda kuz kökü vardır. sözgelimi kuzey sözcüğü bunlardan biri. kuzgun da, tüylerinin rengi karanlık, kara olduğu için bu ismi almış. benzer biçimde karadeniz de, rengi siyah olduğu için değil, türkiye'nin kuzeyinde yer aldığı için kara ismini taşıyor.
1 /