l appartement

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
chrystal
başrollerinde monica bellucci, vincent cassel ve romane bohringer'in oynadığı çok güzel bir fransız filmi.

iş gezisi için tokyo'ya gitmesi gereken max (vincent cassel) haber bile vermeden onu bırakan ve izini kaybettiği eski sevgilisi lisa'yı (monica belluci) bir kafede görür ve tokyo'ya gitmekten vazgeçip eski sevgilisinin peşine düşer. hafiften saplantı haline getirdiği eski sevgilisini bulmaya çalışırken saplantının ne demek olduğunu anlayacaktır.

karmaşık olay örgüsü, zekice yazılmış diyalogları ve hikayesi ile hayran olunacak bir film. 2004 yılında wicker park adıyla bir de hollywood versiyonu çekilmiştir.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
entipüften
mükemmel bir film. tutkulu bi şekilde bağlı olduğunuz kadın, ve tutkunun anlamını size yeniden ve en güçlü şekilde tekrar öğreten başka bir kadın.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
illuyanka
günümüz amerikan uyarlaması için,
(bkz: wicker park)
kesinlikle orjinali daha iyidir. fransız filmlerinin tadını seven öncelikle bunu izlemelidir.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
magnetic resonance
attents-toi à c'que je me traîne
a tes pieds, laura, j'ai constaté que même
un silence de toi, pouvait pousser mon rire à mourir

attends-moi, toi tu es la reine
des sommets, l'orage sévit dans les plaines
tu ne m'entends pas, je suis parasité malgré moi

elle a su, simplement
enfermer mon coeur dans son appartement

avec ou sans toi, j'ai quelques problèmes
tu t'en fous, laura, j'suis désolé quand même
si tu vas par-là, ça me convient aussi dépose-moi

encore une fois, c'est d'en bas que j'appelle
elle se penche parfois de son nid d'hirondelle
daigne me recevoir, ne me laisse pas de place pour m'asseoir

elle a su, simplement
changer les clefs de son coeur
et de l'appartement
attends-toi à c'que je me traîne
a tes pieds, laura, en attendant je sais
que le jour viendra, où je pourrai en mourir de rire

sözlerine sahip, noir desir şarkısı.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
yesilcuppelipenguen
ah minel aşk ve minel garaib!

bir yerçekimli karanfil'dir aşk. sevmek yanmak demek, yanmak daha çok sevmek. ne aşk'ı başka bedenlerde söndümek ne de zamanla aşk'ın azalması mümkün. aşk, ancak aşk ile tedavi edilir. aşk'ın acısı ancak aşk ile diner. sicilya'da saatlerce yağmurun altında sevdiceğini bekleyen maşukun derdini ancak dünyanın öteki ucunda, sydney'de geceler boyu gözüne damla uyku düşmeksizin bir alo için kendini derbeder eden gariban anlar. güney illerinde canı çok yanan adamın yaraları akdeniz'in en eski kentlerinden birinde, izmir'de bir kadının öpücükleri ile iyileşebilir ancak...

her şey yok olur gider, bir tek aşk kalır geriye.

onun için her şey insana dair ve aşk insan için.

bu film de insanın hikayesi.

ne diyelim, aşk olsun!..
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
öldür allah sevmelere gidek
hıncal uluç gibi bu fransız filmleri, ya çok seviyorum ya da nefret ediyorum. bazıları çok samimi gelirken bazılarına tamamen fransız kalıyorum. ama bu film resmen şapkadan tavşan çıkarmak oldu. iç içe geçmiş hayatlar üzerine inşa edilen bir başyapıt bence, bayıldım bayıldım. modern külkedisi hikayesi aslında. kadın ayakkabısının peşinden giden bir adamın serüveni. başlangıçta bu adamın hikayesini izlediğimizi zannederken, onun yaşadıklarına üzülürken bambaşka biri çıkıyor sahneye ve tüm filmi darmadağın ediyor. sonra hikayeler çoğalıyor ve her şey o kadar birbirine karışıyor ki başınız dönüyor. sonu ise hollywood filmleri ile beslenen bünyelere ağır geliyor. kitap-film hangisi olursa olsun bitirdiğim zaman aklımda mutlaka bir cümle kalır. aslında sadece tek o cümleyi bulabilmek için uğraşırım ve o cümleyi hikayenin merkezine koyarım. tüm karakterleri o merkezden tekrar şekillendirmeye başlarım. kadın ayakkabısının peşinden koşan adama arkadaşı şöyle der, "bir kadını seçmek demek, diğer hepsini terk etmek demektir". film ilerledikçe bu basit cümle o kadar büyüyor ki, tüm hikayeyi içine alıyor. tabi bir de monica belluci var, tüm güzel kadınların yüzünü tek bir yüzde barındırıyor sanki. hüznün bu kadar yakıştığı bir kadın olamaz.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın