l etranger

1 /
666 666
albert camus'nün 1942 yıllında yayımlanmış yapıtıdır.içinde "insanın, yaşamı tam anlamıyla seçmesi demek, yaşamın saçma,dünyanın haksız,tanrının sağır olabileceğini düşünmüş olması demektir.insan herşeyi kaybetmeli ki, herşeyi alabilsin." ve "şimdide olsa , yirmi yıl sonrada yine bendim ölecek olan." gibi insanı alıp götüren düşünceleri barındıran mükemmel kitap.
bayannihayet bayannihayet
camus bu romanında kayıtsız, her şeye boş veren, hayatın anlamsızlığına karşı mücadele etmekten adeta yorulmuş, etrafında olup biten olayları anlamayan, anlamak için de hiçbir çaba harcamayan, unutulmaz bir insan tipini canlandırmıştır. olayları meursault’un ağzından anlatan camus nesnel bir romancı gibi davranarak, kahramanıyla okuyucu arasına girip, onları düşünce ve duygularını anlatmamakta, tersine, kahramanlarının hareket ve davranışlarını yansıtmakla yetinmektedir.romanın kahramanı meursault, kavurucu güneş yüzünden, hiçbir sebep yokken bir arabı öldürür. bu cinayeti sanki kendi iradesi dışında işler; birtakım gizli kuvvetler onu cinayete doğru itmektedir adeta. tutuklanır.
mahkemede, sanki yargılanan, hayatı söz konusu olan kendisi değil de, bir başkasıymış gibi, olan bitenleri, anlamayan, kayıtsız bir gözle seyreder; hareketin saçmalığına bir açıklama şekli bulmaya uğraşanlara, ona mantıki bir anlam vermek için çaba harcayanlara şaşar. kendisini müdafaa etmek zahmetine bile katlanmaz. meursault sanki içinde yaşadığı hayata uygun bir biçimde yaratılmamış gibidir ve çevresine adeta uyamamaktadır; o, çevresindeki her şeye yabancıdır. insanlar, onların ahlak anlayışları yabancı gelmektedir ona. kendisine göre “annesinin ölümüne ağlamadığı ve niçin ağlamadığını açıklayamadığı için” de ölüm cezasına çarptırılacaktır.
los lunes al sol los lunes al sol
sadeliği ve akıcılığı ile en hızlı okunan kitaplardan birisidir belki ama bitirdikten sonra hazmetmek epey zaman alır.zaten şöyle bir cümleyle başlayan bir kitap için fazla birşey söylemeye gerek yok.

'anam bugün ölmüş. belki de dün, bilmiyorum.'
kurutulmus kelebek kurutulmus kelebek
içimizdeki meursaultu ortaya çıkartıp arada bir dinlemememizi sağlayan albert camus kitabı.

bazen yaşamanın, karmaşanın içinde bulunduğun anın değersizliğini hissetmek, ne gereksiz telaşedir yaşamak telaşı içimde, neye başlasan öldüğün an yarım kalacak gibi diye hissetiri zaman zaman.
paula schultz paula schultz
ne zaman bu kitap mevzu bahis olsa, zihnimde kitapta yer alan şu iki cümle belirir :
"yaz göklerinde uzanıp giden o bildik yollar insanı günahsız uykulara da zindanlara da götürebiliyormuş demek"
"dışarıda bir gün yaşamış bir insan, cezaevinde hiç sıkıntı çekmeden bin yıl yaşayabilirdi. canı sıkılmayacak kadar anıları olacaktır."

birincisi bana "değişim"i çağrıştırır hep. bir anlık hatanın nasıl da seyrinde giden her şeyi değiştirebileceğini...
diğeri ise sürekli anılar biriktirme çabasındaki bizlerin, açgözlülüğümüzle nasıl da yaşadıklarımızın pek çoğuna hakkını veremediğimiz fikrini getirir dimağıma...

okunmalı, üstüne kafa yorulmalı ve anlanmalıdır...
nisan cadısı nisan cadısı
etkiliyiciliği tavan yapmış kitap. camus bu kitapta insanın zaaflarını oya gibi işlemiş. görünürde hiçbir şeye aldırış etmeyen, değer yargısı bulunmayan, bir boşluk içinde yüzen baş karakter, kitabın sonunda isyan edebiliyor, maddi hayatı özleyebiliyor. aslında hayata bağlılığın ne olduğunu sonu geldiğinde anlıyor. bu yönüyle ''herkesin bir zaafı vardır, herkes kendi ölçüsünde zayıftır'' cümlesi zihinlere peyda oluyor ki doğruluğu su götürmez.

öykü uzun betimlemeler ve sade bir dille işlenmiş.
ali kamber ali kamber
--- ıspoyler barındırabilir ---

öyle bir kitaptır ki, baş kahramanı hakkında tek bir ruhsal çözümleme göremezsiniz. annesi ölmüştür. ama tek okuduğunuz, ölümün kaç gün önce olduğu, yolculuğun nasıl geçtiği, sütlü kahvenin tadının güzel olduğu, güneş'in yaktığıdır.

meursault daha sonra bir kızla birlikte olur. ancak kıza yönelmiş herhangi bir duygudan bahsettiğini göremezsiniz. halbuki yataktan kalktıktan sonra kaç sigara içtiğini sayabilirsiniz.

daha ilerde meursault bir arap öldürür. fakat bunu öyle yapar ki; içinde bir kin, bir intikam duygusu, ya da bir pişmanlık olduğunu düşünmezsiniz. ama sabah zar zor uyanmıştır, güneş her zamankinden yakıcıdır ve arabın elindeki bıçaktan şiddetle güneş ışınları yansımaktadır; bunlardan şüpheniz yoktur.

bundan sonra mahkeme başlar. meursault idama mahkum edilir. ve birkaç kez görüşmeyi reddettiği papaz bir gün hücresine gelip meursault'yu tanrı'dan af dilemeye çağırır. filmin koptuğu yer burasıdır. meursault'nun iki sayfaya yayılmış patlamasında tabii ki hayatta değer verdiği, peşinde koştuğu şeyler olduğunu anlarsınız. meursault ne hiçbir şeye aldırış etmeyen bir vurdumduymaz, ne de boşluk içinde yüzen bir sorunludur, hiç olmamıştır. tek derdi bunları sorgulama ihtiyacını hiç hissetmemiş olmasıdır. bunlar ona verilenlerdir, tek bildiği budur. ama şimdi papaz gelmiş tüm yaşadıklarının sözde anlamından, öbür dünyadan, tanrıdan, kısacası onu hiç ilgilendirmeyen şeylerden bahsetmektedir. oysa anlattığı şeylerin hangisi bir kadının bir tek saç telinden daha önemlidir?

meursault gücü tükenip de gardiyanlara teslim olana dek papaza bağırır, çağırır. bir sürü kahramanın o ya da bu anlamda bulduğu coşku, meursault'da yoktur. onun tek coşkusu anlamsızlıktadır. tek bildiği doğru için, anlamsızlık için coşkuyla içini döker ve tek bildiği doğruyla ölüme gider.

meursault olmak ya da olmamak isteyeceğim bir karakter değildir benim gözümde. bana göre meursault, olmaktan kaçınamadığım bir karakterdir.

çünkü anlamsızlıktan kaçınamazsınız.
eleanor eleanor
ilk cümlesinden itibaren insanı saran ve sersemleten bir kitaptır. hani okuduktan sonra bir yerlerde bir şekilde, bir cümleyle ya da karakterleriyle karşınıza çıkan kitaplar var ya işte onlardandır.

meursault kesinlikle unutulmayacak bir karakterdir o kadar diyeyim ben
1 /