la finestra di fronte

1 /
giberling giberling
st albümü ile piyasayı kasıp kavurmuş, birçok uluslararası film festivalinde ödül almış ferzan öpetek filmi.

st albümünde şu parçalar bulunur:
1. la finestra di fronte
2. sezen aksu - karşı pencere
3. il pensiero di te
4. guadalupe pineda - con los tres ases - historia de un amor
5. la scelta
6. il confronto (vocal)
7. nada - ma che freddo fa
8. le torte e i ricordi
9. la panchina sul prato
10. l'amore perduto (adagio)
11. mina - chihuahua
12. la finestra di fronte (epilog0)
13. una lettera mai letta (vocal)
14. sezen aksu - şarkı söylemek lazım
15. il confronto
16. l'amore perduto
17. giorgia - gocce di memoria
miçemez miçemez
ailesi için sevdiği erkekten vazgeçen bir kadın,halkı için sevdiği erkekten sonsuza kadar vazgeçen bir adam,ikinci dünya savaşı sırasında italyada iki yahudi erkeğin yaşadığı yasak aşk..
arzu ettiklerine kavuşamayıp eli bağrında kalanların filmi,çok güzel ama çok yaralayıcı.
misuf misuf
bir insanın hayatı boyunca duyabileceği en huzur verici şarkıyı barındıran*, içinde duygu kıpırtısı kalmış insanları bile derinden etkilemeyi başarmış şaheser. seyrettikten sonra asla başkaları için yaşamamak gerektiğini, sonunda mutlu veya mutsuz olmanın kişinin sadece kendi elinde olduğunu, diğerlerinin o mutlulukta veya mutsuzlukta sadece araç olması gerektiğini farketmemi sağlamıştır. filmi anlatayım diyorum ama müzikler aklımdan çıkmıyor ki.

(bkz: gocce di memoria)
(bkz: historia de un amor)
atman atman
yine tam olarak çözülemeyen bir sonla biten film.ferzan özpetek bunu yapmayı çok seviyor son nokta koymayı sevmiyor çünkü o film hala bi yerlerde devam ediyor.i̇çerdiği ayrıntılardaki derinlikde bile iyi bir film izlediğinizi hissediyosunuz.özellikle giovanna nın işini bırakıp son hızla merdivenlerden inişinde yetişebilsin diye dua edebilirsiniz.hayat da böyle hep bir adım kalır..ama atamazsınız atsanız bile artık çok geçtir.
big bang big bang
ferzan özpetek'in ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu bir kere daha kanıtlayan yapım. sahnelerin her biri özenle düşünülmüş çekilmiş ve bir yönetmenlik başarısı sergilenmiştir. (bkz: hamam) (bkz: harem suare) (bkz: le fate ignoranti)
konu olarak da farklı zamanlarda yaşanmış iki imkansız aşk öyküsünün taşıdığı ortak yanlar gayet ahenkli bir şekilde anlatılmıştır.
oyunculuk desen sanem çelik'in türevi olan giovanna mezzogiorno döktürmüştür filmde ve kendisine hayran bırakmıştır izleyenleri. ferzan özpetek'in ekürisi serra yılmaz zaten küçük rollerde de olsa ağırlığını hissettirebiliyor.
müziklerine gelince, gelmiş geçmiş bütün filmler arasında en mükemmel soundtrack'e sahip olan filmdir. pasta yapma sahnesinde çalan ma che freddo fa ve dans sahnesindeki historia de un amor şarkılarının yeri apayrıdır ama gocce di memoria sizi içine çekip büyüer resmen. özellikle son merdiven sahnesine öyle yakışmıştır ve bütünleşmiştir ki şarkı her dinlendiğinde o sahne hatırlanır ve bir hüzün kaplar bünyeyi.
mabel mabel
"sevgili simone,

senden sonra artık kırmızı kırmızı değil.gökyüzünün mavisi de artık mavi değil.ağaçlar artık yeşil değil.

senden sonra biz olmanın,özlemenin renklerini aramalıyım.

senden sonra bizleri utangaç ve kaçak kılan acıyı bile özlüyorum.

bekleyişleri,vazgeçişleri,şifreli mesajları özlüyorum.

görmek istemeyenin kör dünyasında kaçamak bakışmalarımızı.

bizi görselerdi onların utancı,nefreti,acımasızlığı olurduk.

senden af dileme cesaretini henüz gösteremediğim için pişmanlık duyuyorum.

oyüzden artık pencereme bile bakamıyorum.

seni hep orada görürdüm.

henüz adını bile bilmezken.

senin daha iyi bir dünya düşlediğin zamanlar

bir ağacın ağaç,mavinin gökyüzü olmasının yasaklanamayacağı bir dünya.

bilmem bu daha iyi bir dünya mı?

artık kimse bana davide demiyor.bay veroli diyorlar.

bunun daha iyi bir dünya olduğunu nasıl söyleyebilirim.

senin olmadığın bir dünya için bunu nasıl söylerim."
skin skin
final sahnesi şöyledir;


sevgili davide,

bizi sonsuza dek terk ettiğinden beri martina sık sık seni soruyor. sana hala simone diyor. hikayeni ona anlatacağım.

dün işte, ilk kez kendim için bir pasta yapmak istedim.

hangisini pişirdiğimi tahmin et.

şefin yorum yapması gerekmiyordu ama pazar günü için yapılacak pastalar listesine benimkini de ekledi.

sanırım bu iyiye işaret.

filippo gündüz vardiyasına geçmeyi başardı.

piyangodan para çıkmış gibi sevindi. çok mutlu oldu.

şimdilik ondan daha fazlasını isteyemeyeceğimi biliyorum.

biliyor musun, lorenzo'yu düşündüğüm zaman

yüzünü unutmaya başladığımı fark edip korkuyorum.

artık sesini hatırlamıyorum.

şimdi ne yapıyor? kime gülümsüyor?

hala tavsiyene ihtiyacım var davide.

senin bakışlarına, senin jestlerine...

ama aniden senin jestlerinin benim olduğunu fark ediyorum.

konuştuğum zaman senin gibi konuştuğumu fark ediyorum.

seni terk eden herkes her zaman yanında kendilerinden bir parça bırakıyor mu ?

anılara sahip olmanın sırrı bu mu?

bu doğruysa kendimi daha güvende hissedeceğim.

çünkü asla yalnız kalmayacağımı bileceğim.
karamelize ekmek karamelize ekmek
ne yazsam eksik kalacak gibi hissediyorum, bu filmi anlatamayacak olmamdan dolayı olsa gerek.. sadece izleyebildim soluğum kesilerek. aşk bu kadar mı güzel anlatılabilir yahu.. aşk ve ondan vazgeçmek gerektiğinde içe saplanan duygularla harmanlandım adeta. defalarca defalarca izlesem bile bıkmam gibi geliyor; çünkü öle sıradan bir aşk hikayesi değil bu, geri dönüşü olmayan seçimlerimizin vereceği pişmanlıkla yaşayabilmeyi öğrenmek daha ziyade...
şiirbaz şiirbaz
soundtrackleri ile yarmış bitirmiş, filmdir.
neden mi?
bir anda ortaya çıkan bir adamın, yaşanamayan bir aşkın kahramanının, bir türlü itiraf edilemeyen bir karşı pencere fantezi ile bütünleşmesini konu alır film. kötü anlattım ama olayın özü 3 aşağı 5 yukarı budur.
ancak karşı pencere fantezisi, öyle bildiğimiz fetiş hale getirilmiş fantezilerden değildir. filmde delicesine işlenen konu, bir insanın duygularını mı yoksa mantığını mı dinlemesi gerektiği üzerine. yaşlı adamın önemi de burada. aklını dinleyen bir adam o. iyi bir pastacı. zengin ve refah içinde yaşayan bir pastacı. ancak aklı ara sıra yerinden gidiyor. kim olduğunu, nerede yaşadığını unutuyor. duygularıyla başbaşa kalıyor işte bu zamanlarda. belki de bunun cezasını çekiyor.
kadın, işte bu medcezirde, yaşlı adamı mı yoksa kocasını mı dinleyeceğini bir türlü bilemiyor. ilk denemesinde de kocasının karşı pencerenin karşı penceresindeki görüntüsüyle karşılaşınca, vazgeçiyor. aradan geçen zamanda karşı pencere, artık uzaktaki bir pencereye dönüşecek olunca, koşarak çıkıyor evinden ama nafile. artık iş, mektup yazmaya kalıyor...
bu sade hikayede beni vuran taraf şu; karşı pencerede duran hayaller ve karşı pencereden bakınca görülen gerçekler. evet, ortada durup bakmanın imkanı yok maalesef. illa ki ya oradan ya da buradan bakmak gerekli. işte o zaman da bir türlü karar veremiyor insan. en güzeli penaltıda kalecinin durumu, içinden bir köşe seç ve atla!.. sonra da sevin ya da üzül.. ama asla keşke deme...
hare krishna hare krishna
son zamanlarda izlediğim iyi filmler arasında olan ayrıca ferzan özpetek'in de en iyi 2 filminden biri olan yapımdır. (diğeri cahil periler, hangisi daha iyi karar veremiyorum bir türlü)

tutkularından vazgeçmiş, uzaklaşmış bir insanın çok ilginç bir şekilde onları tekrar hatırlamasını sonrasında tutkularıyla ve gündelik yaşam mücadelesi arasında bir tercih yapmasını çok iyi anlatabilmiş bir film.

ayrıca film de pasta göre göre insanın tatlısı geliyor,

(bkz: tatlısı gelmek)
1 /