laktoz intoleransı

josephine josephine
gülse birsel in köşe yazsından duyduğum ilginçliktir.



süt içemeyenler, avrupalı değilsiniz!

birkaç yıl önce kendimle ilgili bir şey fark ettim. bir bardaktan fazla süt içemiyorum! i̇kinci bardağa geçtiğimde, rahatsız oluyorum, sindirim sisteminde ani bir hareketlenme yaşanıyor falan filan. bir süre içtiğim sütlerin pastörize olmadığından ve bana bakteri bulaştırdığından şüphelendim. neden sonra öğrendim ki 'laktoz intoleransı' tabir edilen bir sağlık durumu var! hastalık değil, bir özellik. dünya nüfusunun bir kısmı, erişkin yaşlarda, sütteki laktozu sindiremiyor. laktoz enziminin eksikliğinden sütteki laktoz, glikoza dönüşmüyor. süt, besin haline gelip enerji vermediği gibi şişkinlik ve kramplar sonrası, bozuk bir şey yenmiş gibi vücuttan atılıyor! vücut, inek sütünü reddediyor! sağlık açısından önemli değil. laktozsuz süte geçeceksiniz sadece. bunu öğrenir öğrenmez, çevremde birçok kişinin aynı şeyden şikâyet ettiğini ve 'laktoz intoleransı'ndan haberleri olmadığını fark ettim. "süt bana gaz yapıyor, dokunuyor,", "bağırsaklarım hassas herhalde," deyip geçiyorlarmış. sevinçle laktozsuz süte geçip, sağlığıma duacı oldular! ancak daha ilginç bir durum var. araştırmalara göre 'laktoz intoleransı' atalarınızın nereden geldiğini belirleyebilen bir özellik!

türkler si̇ndi̇remi̇yor
aslında insanoğlu, orijinal haliyle inek sütü içebilecek bir canlı değil! sindirim sistemi allak bullak oluyor, kıvranıyor ve vücudu, sütü hemen bağırsaklardan dışarı atıyor. bu neolitik çağa ait, milattan önce 5 bin 840-5 bin yılları arasına ait iskeletler incelendiğinde bulunuyor! fakat binlerce yılın sonunda, bazı insan toplulukları sütteki laktoza karşı direnç geliştiriyor ve içtiği inek sütünü vücutlarında tutmayı, bir besin olarak enerjiye çevirmeyi başarıyor! bu, o topluluklar için hayat kurtarıcı, çünkü kuraklıklarda inek sütünü kullanarak hayatta kalıyorlar! ancaaaaak... bu olay avrupa kıtasında oluyor efendim! o dönemde, o bölgede, bir sebeple süt içmek zorunda kalıyorlar ve vücut, süte alışıyor. bu, tarımın gelişip hayvanların evcilleştirilmesi aynı dönemlere denk geliyor. yani hem süte ihtiyaç var hem de inekler evcilleştirildiği için, süt mevcut! şu anda kuzey avrupa halklarının yüzde 90'ında, i̇sveç ve hollandalıların neredeyse hiçbirinde 'laktoz intoleransı' görülmüyor! oysa türkiye'de yaşayan insanların yüzde 73'ü benim gibi bu dertten muzdarip! sarı saçlarıma, mavi gözlerime aldanılmaması gerektiği, bu şekilde ortaya çıkıyor! türkiye'deki yüzde 73'ün içindeyim, bu coğrafya insanının belirleyici özelliğini taşıyorum ve maalesef süt içemiyorum! çiğköfteyle bir problemim yok örneğin.. şaka bir yana, laktoz direnci, yani 'rahat rahat süt içebilme', farklı genetik mutasyonlarla, daha geç ortaya çıksa da afrika'da da görülüyor! bir dönem inekler evcilleştirilmiş, süt içilmiş ve laktoz enzimleri gelişmiş. ortadoğulular'da, özellikle arap yarımadası halklarında da laktoza karşı yüksek direnç var. avrupalı olmadığımızın farkındayız! afrikalı da değiliz elbette! demek ortadoğulu da sayılamayız. e, zaten biz türküz. kuraklık ve açlığın yaşanmadığı, inek sütüne tenezzül edilmeyen ya da ineklerin çok daha geç evcilleştirildiği bir topluluktan geliyor atalarımız demek ki. sebebi her neyse, çok daha geç süt içmeye başlamışız. laktoz intoleransının görülme sıklığı çinliler, eskimolar, asyalılar'da yüzde 80-90'ları aşıyor! ama sanıyorum, şu bilgi daha çok ilginizi çekecek: kuzey avrupalılara, slavlara, i̇skandinavlara, almanlara inat, güney avrupalıların, yani i̇talyanlar, i̇spanyollar, güney fransızlar, yunanlılar ve portekizlilerin, yüzde 80'inde de laktoz intoleransı var! yıllarca laktoz intoleransının esmer tenlilerde görüldüğüyle ilgili yanlış bir teze inanılmış! oysa ten rengiyle ilgisi yok. genetik akrabayız! uzmanlara göre, güney avrupa, hayvan evcilleştirmenin ve süt içmenin ilk başladığı bölge! kuzey avrupa'da şimdilerde yaşayanlar, laktozla barışmaya, güneyde süt içerek başlamışlar teoriye göre. peki, şimdi güney avrupa'dakilerin çoğu niye bizim gibi süt içemeyenler? çünkü o yıllarda orada yaşamıyorlardı! acaba güney avrupa'ya, daha sonra buradan mı gittiler? allahım, güney avrupa, türk mü?! geldik mi yine "i̇talyanlar aslında türk mü?" sorusuna! bu da sizin pazar günü oyalanmanız olsun!
beyourself beyourself
laktoz eksikiği genetik veya geçmişte laktozlu besinlerin tüketilmemesinden dolayı barsakta enzimin az yapılmasından kaynaklanmaktadır. laktoz intoleransı olanlar peynirin suyuna laktoz geçtiği için peyniri tüketebilirler. tedavi olarak baştan sütü az miktarda içerek barsakları alıştırmalı ve yavaş yavaş attırılmalıdır.
idiopathic idiopathic
primer yani doğuştan ve seconder yani sonradan oluşan olmak üzere iki çeşiti olan hastalıktır. seconder olanı süt içilmemesi sonucu zamanla enzim yetersziliğine bağlı olarak gelişir. laktozsuz süt de bir alternatif olabilir ama zamanla yavaş yavaş süt içilmesi sonucunda enzim seviyesi artacak ve şikayetleriniz büyük olasılıkla ortadan kalkacaktır. primer olanı ise doğuştan enzim yetersizliğidir ve hafife alınacak bir hastalık değildir. sadece süt değil içerisinde süt bulunan hiçbirşeyi tüketemez bu hastalar. dondurma, yoğurt hatta içinde süt tozu, peynir altı suyu bulunan hazır gıdalar, hazır domates çorbası bile.
hicbir seyi begenmeyen adam hicbir seyi begenmeyen adam
eğer bu durum mevcutsa; süt ürünleri tükettikten sonra öyle bir osurursunuz ki, sanki nefesi burnunuzdan alıp kıçınızdan veriyormuş gibi olur.
iki bardak sütten sonra osurma sesinize komşularınız rahatsız olup tavana bile vurabilecektir.
deli degilim deli degilim
epidemiyolojisine bakacak olursak:

"dünya nüfusunun büyük çoğunluğunda laktoz intoleransı vardır. erişkin popülasyonda laktoz intoleransı sıklığı kuzey avrupa ve amerika'da %5-15, afrika, asya ve güney amerika ülkelerinde %50-100 arasında değişmektedir."

kaynak: çocuk sağlığı ve hastalıkları dergisi; çocuk sağlığı ve hastalıkları dergisi çocuk sağlığı ve hastalıkları dergisi peer-reviewed "turkish pediatric journal" published continuously since 1958 (abstracts in english) [özet][pdf... cshd

edit: son günlerdeki zehirlenme rezaletinin bununla ilgisi yoktur, bozuk sütler nedeniyle olduğu görülmektedir.
klonlanırken dna sına çay dökülmüş maymun klonlanırken dna sına çay dökülmüş maymun
25 yaşımda gelmiş beni bulmuş durumdur. 25 yaşıma kadar her türlü süt ve türevlerini lıkır lıkır içip hapur hupur yiyen bir insanken annemin yaptığı bir sütlü tatlı sonrası yaşandı ne yaşandıysa. sütlü tatlı tam yağlı süt, kaymak, nişasta vs koyarak yaptığı tatlıyı yedikten 20 dk sonra her yerim kabardı. ama ciğer rengine döndü saç diplerim ve kulak arkalarım. acile gittik iğne yapıldı ama buna rağmen 2 gün sonra tamamen geçti kabarıklıklar. tatlı fazla geldi herhalde diye düşünüp devam ettik.

sonradan farkettim ki ben süt ve süt içeren herhangi bir şeyde hemen ishal oluyorum. ama 30 dk içinde o derece. sonra laktozsuz süt içtim. hiçbir şey yapmadı. biraz süte ara verdim. bugün granolamın içine bir çay bardağı light süt döktüm. yine aynısı oldu. henüz test yaptırmadım ama büyük ihtimalle laktozla ilgili bir sorunum var.

bu bir hastalık değil aslında. sadece vücut laktozu sindirmeye direnç gösteriyor. çözüm laktozsuz süt ve mümkün olduğunca süt içerikli yiyeceklerden kaçınmak. starfucks ın sütlü lattelerine mochalarına elveda diyoruz gençler, üzgünüm.
harbi kiz harbi kiz
kendimi bildim bileli bu allahın belası dertten muzdaribim.
ahh ne çok severdim teyzemin o eşi, benzeri olmayan sütlaçlarını, çeşit çeşit tadına doyulmaz tatlılarını, çöreklerini, pastalarını...
hepsine gözlerim yaşlı, yaşlı 'bye bye' demek zorunda kaldım bu nalet 'alerji' yüzünden...

kırk yılda bir gittiğim o meclis restoranında o çok övülen vişneli tayfır'ı rahatça yemek o kadar çok istedim ki..
sorunsuzca, dertsiz, tasasız o güzelim tatlıyı kaşıklayan insanlara çok özendim yemin ederim..
harbiden kendi halime acıdım.. tatlıyı yedikten sonra çekecek olduğum acıyı, eziyeti düşünerek kaşıkladım o caa-anım tatlıyı...

ve yarım saat sonra onu yemenin acısını çok kötü ödedim ben..
hemde ilk buluşmamızda..
evet, ilk buluşmamız...

yarım saat sonra benim tuvalete gitmemle ve geri dönmeyişimle son bulmuş olan buluşma...
halbuki çok güzel bir akşam olabilirdi, çok ince bir erkekti, hayatımda ilk defa bir erkeğe bu kadar güvenmiş, kendime yakın hissetmiştim.
ben öyle randevulardan mandevulardan hoşlanmazdım. o benim için bir sonraki aşama iddi hep. ve o aşamaya gelebilmiş ilk erkekti o..
herşeyi ince detayına kadar düşünmüştü birlikte geçireceğimiz günün.
sonunda ben -kelimenin tam anlamıyla- içine ettim..

allahım nasıl bir utanç bu...

öhöm. neyse hatırlamak istemiyorum o günü..

şimdi size bu allahın ce... şey.. hastalığın ne olduğunu anlatacağım.
çünkü 'benim sütteki şekere karşı alerjim var' dediğimde herkes soru işaretli gözlerle bakıyor bana, bir çok kişi tam olarak ne olduğunu bilmiyor. 'süt alerjisi' ile karıştırılıyor.

öncelikle: süt alerjisiyle laktoz intoleransı aynı şey değildir.

laktoz dediğimiz şey 'süt şekeridir' ve iki şeker moleküllerinden oluşmaktadır:
galaktoz ve glikoz.

bildiğimiz üzre iki basit şekerin birleşmesiyle oluşan şekerler disakkaritler olarak gruplandırılmaktadırlar.

bağırsak ise sadece monosakkaritleri yani basit şekerleri emebilme kabiliyetine sahiptir.

bu demek oluyor ki, laktoz dediğimiz iki basit şekerden oluşan süt şekeri; bağırsağa ulaşmadan önce basit şekere -tabiri caizse- 'çevirilmesi' gerekilir.

bu görevi de ince bağırsağımızın duvarlarında yatan laktaz diye adlandırdığımız enzim üstleniyor.

laktoz intoleransı olan kişilerde bu bahsettiğimiz enzim eksikliği mevcuttur.
bu sebepten dolayı laktoz içeren hiç bir gıdayı bu kişilerin sindirim sistemleri kaldıramıyor.

aynı zamanda bu 'alerji' iki sınıfa ayrılır:
- primer/ birincil laktoz intoleransı ve
- sekonder/ i̇kincil laktoz intoleransı
- konjenital laktoz intoleransı

primer laktozintoleransı en yaygın türüdür ve bebeklikte sütten kesildikten sonra başlar. gelişim genetiğinde yaşanan sorunlardan dolayı bebekte- anne sütünden kesildikten sonra- enzimaktifliği yavaş yavaş geriliyerek hipolaktaziye (laktaz yetersizliği/ azınlığı) sürükler.
ve bebek hayatı boyunca sadece %50 laktaz aktivitesiyle yaşar. (bu sütü sindirmeye yetmez)
bu insanlar bazı sütlü ürünleri semptomsuz sindirebilirken bazılarını hiç sindiremezler.

i̇kincil/ sekonder laktoz intoleransı bağırsak hastalıklardan dolayı oluşmuş olan laktoz intoleransıdır.

konjenital laktoz intoleransı ise laktoz intoleransın en nadir türüdür. bebeklikten beri var olan bir alaktazidir (vücutta hiç bir şekilde laktaz üretimi olmaz).

alaktazi ve hipolaktazi genlerdeki mutasyonlardan kaynaklanır.

semptomlarına gelirsek;
süt tüketiminden 15- 30 dakika sonra başlarlar(en fazla 1 saat sonra):

- karın ağrısı/ karın krampları
- yellenme
- i̇shal
- mide bulantısı/ baş dönmesi
- baş ağrısı
- asitimsi bir ağız kokusu

evet arkadaşlar. kesinlikle güzel bir şey değil bu.
laktoz'u olanın halinden bir tek laktozu olan anlar birader.
öldüresiye sinirlendiğim bir eleman tam kavga edecekken eleman "laktozum tuttu birader" dese
"kardeşim kusura bakma" deyip tuvalete yetiştirir iyi olmasını beklerim..


ekbilgi: epidemiyolojik araştırmalar sonucunda laktoz intoleransı genelde asya ülkelerinde yaygın olduğu belirtilmiştir. bunun sebebi ise ordaki annelerin bebeklerine anne sütü vermedikleri iddia edilmektedir.
ve araştırmalar sonucu da aynı şekilde: laktoz intoleransı kişiler genelde anneleri tarafından ya hiç emzirilmemiştirler ya da 6 aydan az emzirilmişlerdir.
bu girimde de tekrar vurgulayarak belirtiyorum; bebeğinize verebileceğiniz en güzel şey anne sütüdür!

edit: düzeltme: bağırsak monosakkaritleri 'sindirmiyor'; onları 'emiyor'
the red queen the red queen
süt yerine yoğurt ve peynir tüketiyorum, ki sütten nefret ederim çocukluğumdan beri. belki rahatsız ettiği için nefret etmişimdir. ekmek olarak da çavdar ekmeği yemek sorunu çözüyor. buğday ürünleri tüketmek işkence çünkü. baklagil de çok rahatsız ediyor beni. ama çözüm üretmek mümkün. mesela, sütün içine mahlep katınca rahatsız etmiyor. böylece sütlü tatlılar tüketilebiliyor. kakao ve kahve de aynı şekilde sütteki laktozun yapısını bozduğundan mıdır bilmem gaz yapmasını engelliyor. buğday içinse çözüm gdo sınıfında olmayan buğdaydan üretilenleri tüketmek. gdodan olmayan buğday bazı köylerde hala mevcut ama bulması zor. ben bulamadım daha mesela.