last known surroundings

myfakeplastic
''i will eat you alive.'' bana son söylediği buydu.




ağzından bunlar dökülmüş, sonra kulakları sağır eden o ses duyulmuş, homo sapiensin dehşete kapılmış suratından kan çekilmişti. eğer onu daha önce görmeseydim yüzü sadece kemikten oluşmuş, üstüne de deri gerdirilmiş sanırdım. emin değildim. kitaplarında bundan bahsetmişler miydi sahi? hiçbir zaman çekmeyi başaramadıkları, amatörlüklerinden kaçamadıkları, akıllarına getiremedikleri, sunamadıkları ne varsa hepsi gözlerinin önündeydi şimdi. bir bir yükseliyor, baş döndüren bir düzen içinde flulaşıyor ve sonunda çözülüp düşüyorlardı. ses üretebilen ne varsa, elimizde kalan o vardı. yeryüzünün enstrümanları dünyanın dört yanından senkronize bir şekilde çalmaya başlıyor, insanların kanı yüzlerinden kulaklarına çekiliyordu. toprak kabarıyor, adeta sirozu olan bir adam gibi can çekişiyordu. anlatacak çok şeyi vardı ne var ki söylemeye her yeltendiğinde nefesi kesiliyor, inlemeleri anlamlı kelimelere dönüşemeden orkestra en gür sesleriyle yeryüzünü titretiyordu. yapıştırdığı gökyüzü bir duvar kağıdı gibi hışırtılar çıkararak tekrar ve tekrar sökülüyor, yüzlerimize yapışkanlar damlıyordu.
muhlis meydey
yeryüzünün, arka bahçelerini görmüştünüz. işte onun şarkısı.

sessizlik hızında bulup, ses hızıyla kaybediyorum.
bulduğum gibi değil, bulamadığım kadar kaybediyorum.

bak sarı çocuk, biz bir yerde hata yapıyoruz, beni rahatta dinle, tüm aylardan 2'ler çıkarılsın. özellikle adı ekim olanlardan. kırgınım çünkü.son baharların ekim ayları yasaklansın. kimse doğmasın o gün, kimse ölmesin. çok yorgunum.

zaman beni tanısa çok severdi diye düşünmüştüm. ağzımdan kalbime dolanan kabloyu kestim.
hiçbir sözüm hissettiğim değildir. kablo ellerime bağlandı. annem yanlışlıkla düğmeye bastı kapandı. nisan yağmurunda sessizce oturduk.

öyle bir şarkı ki, sevdiğin iki şeyin aynı anda farklı taraflarda olması gibi. nereye koşacağını şaşırıyor insan. ya da gerçekleşeceğini gördüğü korkunç bir saniyenin bir saniye önceden anlaşılması gibi. sonuç; durduramazsınız.

bu evde kimse benim kendimi bilmeden önce yaptıklarımı hatırlayamıyor. benim hatırladıklarım kendimi bilmeye başladığım süreye tekabül ediyor. bu şarkı bana çok fazla şey söylettiriyor. hiçbirini susamıyorum. söylemediği şeyleri unutamıyorsun ya. bu da onlardan biri.

işte o yol diye gittiğiniz şey, bitmez. ancak labirentin duvarı olur soluklanacağınız yer. şarkıdaki alkışlar koparken, kablo bu sefer yine kopuyor.