laurence anyways

kosmos kosmos
başlığının neredeyse boş olduğunu görünce içimin kan ağladığı xavier dolan filmi. 3 saat boyunca görsel hazdan mı bahsedeyim işitselden mi hikayeden mi.

demem o ki, olmuş.
carlos the dwarf carlos the dwarf
melvil poupaud ve suzanne clément'in müthiş oyunculuklarına tanık olduğumuz xavier dolan filmi.

ilişkisinde ve hayatında belli bir yere gelip, yıllarca gerçek kimliğini sakladıktan sonra içindekileri patır patır döküp özüne dönmek isteyen bir adam ve aşık olduğu kadınla ilişkisi anlatılıyor. muhtemelen çekilmiş en büyük aşk filmlerinden biri olan laurence anyways'in soundtrack'i ise bas bas xavier dolan diye haykırıyor. daha ilk sahneden fever ray'in if i had a heart şarkısı çaldığında tüylerimin diken diken olduğunu hatırlıyorum da.. ancak xavier dolan gibi genç ve hip bir insanın film müzikleri ve müziğin kullanıldığı sahnelerin uyumu bu kadar güzel olabilirdi.

velhasıl daha çok insan izlemeli, izleyin izlettirin.
bobfloyd bobfloyd
--- az biraz spoiler ---

xavier dolan'ın sinemasını bir kademe daha üstlere çıkardığı, işlemesi bu denli zor bir konunun objeler ve görsele tam oturan keskin müziklerin kullanılışı ile bütünlük halinde anlatıldığı bir filmdir kendileri. bu denli çıkmaza girmiş bir aşkı aslında en iyi anlatan sahne ancak fred'in yaşlı kadın garsona verdiği tepki sahnesi olabilirmiş. sonrasındaki taksiye yürüme sahnesi ise xavier dolan'ın j'ai tue ma mere'inden fırlamışcasına hızlı kamera hareketleriyle çekilmiş. fred'in şiir kitabını okuduğu sahne ise sinemada dahi görüntüyü geri sarıp izleme hissiyatı verdirtti. filmin en çok olumsuz eleştirel noktası ise kendi açımdan düşündüğüm zaman çok uzun tutulmuş olmasıydı, ama bu bile tekrar izlememize engel olamaz. kısacası seni ve başarılarını kıskanmakla filmlerini sevmek arasındayız xavier çocuk, yine çek böyle filmler.

--- az biraz spoiler ---
küçe çıkmaz küçe çıkmaz
les amour imaginaires gibi bir filme imza atan xavier dolan'ın 2012 tarihli filmi. 168 dakika olmasına rağmen izleyeni sıkmadığını düşünüyorum. ama balo sahnesinde gördüğümüz xavier'ı keşke filmin tamamında görebilseydik. otuzuncu yaş gününde sevgilisine, içinde bir kadın yattığını ve ruhunun özüne engel olamadığını açıklayan bir "adamın" öyküsünü izliyoruz filmde. bundan sonrası ağır spoiler içerir.
çoğu eşcinsel ve transseksüelin kendini bulma çabasına gönderme yaparak "aradığın şey ne?" sorusu ile başlıyor film. cevabı da yine kendi veriyor: "benim dilimden anlayacak ve benimle konuşacak birini arıyorum, toplumdan dışlanmamış biri."
"sana bir şey söylemem lazım. bunu daha fazla kaldıramıyorum. beni öldürüyor. eğer sana söylemezsem öleceğim! ben öleceğim!" diyor laurence. ve sonrasında da itiraf sahnesi geliyor; "kadın olarak doğduğum bir başkasının hayatını çalıyorum" diyor. onun da bu sırrın içinde olmasını istiyor. fakat fred elbette onu anlamıyor ve terkediyor. ve on seneye yayılan öyküde burada başlıyor. transseksüelliğin psikolojik bir rahatsızlık sayılması üzerine öğretmenlik yaptığı okuldan atılan laurence'nin; görüntüsünden sebep bir barda dayak yemesi, ailesiyle ilişkilerinin kötüye gitmesi ve kendini anlatacak kimseyi etrafında bulamaması toplumda "normal" olmamanın zorluklarına bir bakış açısı sunuyor. fred içinse benzer durumu yaşayan başka bir kadına "lezbiyen miydin?" diye sorması aslında kendine bir çıkış yolu aradığını gösteriyor. belki de burda asıl sorulması gereken "aşk beden ve cinsiyet tanıyan bir duygu mu?" bedenden ayrılan kalbin hangi cinsiyete ait olduğunu kim bilebiliyor?