le herisson

1 /
pastafaryan pastafaryan
"yaşamaya değer" diye saçma bir çeviriye sahip muhteşem film. elinizde bir fincan kahve ile battaniyenize sarılıp saatlerce izleyebileceğiniz türden.
dream is destiny dream is destiny
sadeliğiyle,anlatımıyla her şeyiyle ayrı bir güzel olan film.

sınıf farkının hayatımızda ne denli büyük ve boktan bir şey olduğunu gözümüze sokar çoğu sahnesinde.filmden gitmek gerekirse kapıcıya 3.sınıf insan muamelesi yapan insanların aslında 3.sınıf bile olamadıklarını görüyorsunuz.bir de filmdeki tolstoy'dan alıntı olan şu söz kayda değerdir. " bütün mutlu aileler birbirinin aynıdır.ancak mutsuz aileler ise birbirlerinden tamamen farklıdır." film bu sözün doğruluğunu göz önüne koyar.

başroldaki kız çocuğu,paloma, için ise söylenecek söz yok.muhteşem bir karakteri ona uygun bir şekilde canlandırmayı başarabilmiştir.

her şey güzel gidiyordu aslında filmde.rahatça izletiyordu kendini.düşündürüp güldürüyordu hatta düşünmeden bile güldürdüyordu.tuvalet sahnesi bunu sağlamıştı*. ama filmin sonuna geldiğinizde oturduğunuz yere saplanıp kalıyorsunuz.

---ağır spoiler---
arkadaşım iş mi şimdi bu yaptığınız. ne güzel mutlu mesut gidiyordu film.hayatı boyunca okula gitmemiş ancak kendini kitaplara ve kendini geliştirmeye adamış bir kapıcı, ki kapıcısı olduğu apartman sakinleri tarafından görmezden gelinip ismi dahi bilinmeyen bir kapıcı bu, tam kabuğundan çıkmış mutlu olmak üzereyken ne diye öldürürsünüz onu.biz empati kavramıyla boğulurken onunla birlikte ezilip mutlu olmuşken ne diye yaptınız bunu. hayatı boyunca ezilmiş bir insanı bir de siz ezdiniz.aslında ters bir şey de yapmadınız.var olanı gösterdiniz.nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz lafının ne denli doğru olduğunu gözümüze soktunuz. gerçek hayatta hep böyledir.şanssız olan şanssızlığına mahkumdur tamam ama filmde en azından böyle olmasaydı deyip klasik,duygusal türk izleyicisine dönüşüyorum.tamam neyse gereğinden fazla üzüldüm ve uzattım.

ayrıca sonun dışındaki en dokunaklı sahne renee'nin yemeğe çıkmak için güzel giyinip kakuro tarafından evinden alındığı sırada komşusunun onu tanımayarak "madame" demesidir.
---ağır spoiler---

özetle her şey vardır filmde.dokunaklıdır ,derinden işler içinize. gülümsetir ve toplum düzenine küfrettirir. en önemlisi ise hayatı birebir yansıtması ve sizi gerçekten üzerek bitmesidir.
barhal barhal
bu filmi, bir otobüsün dokunmatik ekranlı koltuk arkası panelinden izlemek zorunda kaldım. izlemek zorunda kaldım diyorum, çünkü dokunmatiği çok kötüydü ve ben 3-4 defa sürekli başka bir şeyler yapmak isterken bu film açıldı ve paloma karşıma çıktı. ben inatla her başladığında zaten sıkkın olduğumdan, hareketli ya da komik bir şeyler izlemek istediğimden geri çıktım. başka bir filmi sonuna kadar izledikten ve bir başkasını yarısında kapattıktan sonra, aklıma takılan paloma'nın şirinliği ve o merak uyandıran açılış konuşması beni kendine çekti.

hikayesinden ya da ne kadar güzel olduğundan bahsetmeyeceğim, izleyin kendiniz karar verin ama sadece şunu söylemek isterim; ben o kadar sıkkınken ve fransız filmlerindeki o durağan sahneler(hatta donukluk) le herisson'da da varken, hatta ekran son derece küçük, çözünürlük yerlerdeyken ve üstüne her 20-30 dakikada bir funtopo mudur nedir o saçma firmanın koyduğu yine bir o kadar ülkemizde yayınlanması saçma olan reklamların araya girmesine rağmen yolun nasıl geçip gittiğinin, varacağım şehre 15-20 dakikalık mesafenin kaldığınının farkına varamadım. o 15 - 20 dakikayı da bazı sahneleri yeniden izleyerek geçirdim.

kısacası düzgün bir ortamda ikinci defa seyredilmeyi hakeden bir film, en azından benim bakış açımla.

teşekkürler: kamil koç
alengirli zırh alengirli zırh
le herison, türkçesi kirpi'dir. ama cevirirken "yaşamaya değer"dir.

filmi anlatmıyacam. film anlatılmaya gerek duymayacak kadar ilginç ve güzeldir. ama filmden bi repliği paylaşmadan edemeyeceğim. bu rep, o küçük kızdan gelen, filmi en iyi anlatan repliktir.

"benim adım paloma. yaşım 11. paris'te emmanuel sokak 2 numarada lüks bir dairede yaşıyorum. annem babam zengin; ailem zengin; ablam ve ben de temelli zengin sayılırız. ama buna rağmen, bütün bu şans ve zenginliğe rağmen uzun zamandan beri biliyorum ki benim için son durak bir akvaryum. yetişkinlerin bardakların üzerindeki sinekler gibi çiftleştiği bir yer. kesin olan şu ki benim yerim akvaryum değil. çok düşündüm ve kararımı verdim. okulun son günü geldiğinde 12 yaşıma gireceğim. haziranın 16sında yani 165 gün sonra kendimi öldüreceğim. ölmeyi planlamam bir sebze gibi çürüyüp gideceğim anlamına gelmez tabii. insan ölürken önemli olan ölüyor olması değildir; o anda ne yaptığıdır. o anda, o saniyede..."

izlenmesi kesinlikle tavsiye edilen bi filmdir.
iki nokta üst üste iki nokta üst üste
kitap kurdu bir kapıcı, entelektüel bir japon komşu ve 12 yaşına girdiği gün intihar etmeyi düşünen zeki bir kızı anlatan olağanüstü bir fransız filmi.

spoiler

+ paloma'nın ölüm ve yaşam algısı, renee'nin benlik algısı ve kakuro'nun insan algısı...

+ olay paloma'nın intihar etmeye karar vermesi gibi görünebilir ama değil.

spoiler
independants independants
uzun zamandır izlediğim en güzel filmlerden biriydi.

12 yaşında intihar etmeye karar veren ve doğum günü gelene kadar kamerasıyla çevresindeki insanları çekip bir nevi olan biten şeylere anlam vermeye çalışan bir kız çocuğu.. 54 yaşına dek nerdeyse görünmez yaşamış insanların ismini bilmediği mutsuz ve fakir fakat kitap kurdu kapıcı bir kadın.. ve apartmana yeni taşınan bilge bir japon adamın hikayeleri etrafında dönen, varoluşa, sınıfsal farklılıklara,burjuvaziye,anlamsızlıklara ve ölüm algısına değinmesiyle tat veren başarılı bir fransız filmi.

yalnız sonu bir anda şok etkisi yarattı hiç beklemiyordum dolayısıyla beni fena halde üzdü.
de gronne slagtere de gronne slagtere
-- spoiler --

'ölüm' fikri ve modern dünyadaki mutsuzluk üzerine değişik bir bakış açısı yakalamış film. bir süre sonra paloma ismindeki yaratıcılığı ile kendine hayran bırakan kıza hak vermeden edemiyorsunuz. aslında anlatılan hayat hikayeleri de fantastik kurgular değil, içinde olduğumuz durumlar.

renée michel ve kakuro ozu karakterleri ve aralarındaki ilişki beni en çok etkileyen durumlardan biri sanırım.

eğer benim gibi kitabı okumadan evvel filmle tanıştıysanız sizi oldukça etkiler. lakin daha sonra kitaba göz atarsanız filmin aslında durumun, anlatımın onda birinin bile tasvirini yapamadığını anlarsınız.

-- spoiler --

yine de izlenilmesi gereken filmlerden.
benkendimveben benkendimveben
yasujiro ozu ya da atıfta bulunulmuş bir film. ozu da zaten aile dramları ve değişen toplumları anlatmıyormuydu ??

neyse gelelim filme. film fransız filmi olması hasebiyle anlattığı olay örgüsünün az çok benzerliği veya mekan benzerlikleri olabilir kısmen amelie ile benzetilebiliyor ! ki amelie nin farkı ise çok daha karmaşık ve komple bir film lmasından kaynaklıdır. film minimalist bir film ve bu minimalistliği de filmin başrol karakterleri rene ile kakuro nun evlerinde görebiliyoruz . klişeleşen cümleler vardır hani , " aynı apartmandayız birbirimizi tanımıyoruz " tam olarak bundan bahsediyor bundan yakınmıyor mu sizce de yönetmen ?

yalnız kalarak dertsiz tasasız bir ömür geçiren karakter ne zaman o yalnızlığını bozuyor ve işte o zaman bu yalnızlık son buluyor . sanırım yönetmenin yaratıcı ile olan bir sorunu var !! veya yazarın mı demeliydim , kitap uyarlaması zira.

" kelimelerin biteceği korkusu "
mtm0727 mtm0727
(fransızca anlamı; kirpi) hafızamdan asla silinmeyecek bir iz bıraktı. konusu itibari ile filme başlamadan sıkılmayı planlamış bunun içinde yanıma 1 bardak kola, cips, suyumu almıştım, ara ara atıştırır, yudumlarım diye. fakat bunlara fırsat bulamadım. her yönü ile 4×4 lük bir filmi hiç sıkılmadan merak ile gözlerimi kırpmaksızın bitirdim. nasıl bittiğine o kadar şaşırdım ki filimin sonunda uzunluk dakikasına yeniden bakma gereği duydum. daha fazla beklentilerinizi arttırmadan filmin konusuna geçeyim. paris’te dış çevreden uzak yaşayan 11-12 yaşlarında bir kızın doğum gününde intihar edeceği günü beklemesini konu alıyor. başrolda ki kız çocuğu, paloma, için ise söylenecek söz yok. muhteşem bir karakteri ona uygun bir şekilde canlandırmayı başarabilmiştir.

paloma’nın bir repliğini de paylaşmakta yarar var.

-- spoiler --

“benim adım paloma. yaşım 11. paris’te emmanuel sokak 2 numarada lüks bir dairede yaşıyorum. annem babam zengin; ailem zengin; ablam ve ben de temelli zengin sayılırız. ama buna rağmen, bütün bu şans ve zenginliğe rağmen uzun zamandan beri biliyorum ki benim için son durak bir akvaryum. yetişkinlerin bardakların üzerindeki sinekler gibi çiftleştiği bir yer. kesin olan şu ki benim yerim akvaryum değil. çok düşündüm ve kararımı verdim. okulun son günü geldiğinde 12 yaşıma gireceğim. haziran’ın 16. yani 165 gün sonra kendimi öldüreceğim. ölmeyi planlamam bir sebze gibi çürüyüp gideceğim anlamına gelmez tabii. i̇nsan ölürken önemli olan ölüyor olması değildir; o anda ne yaptığıdır. o anda, o saniyede…”

-- spoiler --



film inanılmaz eğlenceli ve mutlu giderken bir anda her şey değişiyor. türkçe’ye de yaşamaya değer olarak girilmesine sebep olan sahne ekrana geliyor ve gerçekten hayatın anlamı bir başka boyuta taşınıyor. filmde birkaç diğer karakterlerden bazıları ise 54 yaşına dek neredeyse görünmez yaşamış insanların ismini bilmediği mutsuz ve fakir fakat kitap kurdu kapıcı bir kadın… ve apartmana yeni taşınan bilge bir japon adamın hikayeleri etrafında dönen, varoluşa, sınıfsal farklılıklara, burjuvaziye, anlamsızlıklara ve ölüm algısına değinmesi ile tat veriyor bu fransız filmi.

benim puanım: 9.1
yapım yılı: 2009


mtm0727 (fransızca anlamı; kirpi) hafızamdan asla silinmeyecek bir iz bıraktı. konusu itibari ile filme başlamadan sıkılmayı planlamış bunun içinde yanıma ... blogspot
nasıl crowe nasıl crowe
spoiler içerir!

kapıcı renee' nin adeta bir kütüphane sahibi olduğunu gördüğümüz muhteşem film. doğal, yalın ve çok daha fazlasıyla gerçekçi.

not: öldü zannedilip paloma tarafından klozete atılan japon balığı, renee' nin klozetinde can bulur. bu olay, iki farklı mesaj veriyor bizlere.

1. renee' nin hayatında artık kakuro isimli bir japon adam vardır.
2. antidepresan ve uyuşturucular insanı klozete doğru sürükler. (paloma, balığa antidepresan yutturmuştur)

bu ikinci mesajla da trainspotting' e sağlam bir gönderme yapılmıştır. şiddetle tavsiye edilir.
1 /