les echelles du levant

1 /
lupin lupin
bir iki gün içinde bitirilmeden durulamayan, akıcı kitap. tarihi olaylar da araya sıkıştırılmış. ermeni bir öğretmen ile osmanlı hanedan soyundan gelen birinin dostluğundan başlayan hikaye fransa'daki direniş olaylarına kadar uzanıyor.burada da bitmiyor. devamını okumanız şiddetle tavsiye edilir.sf.36'dan: "her milletten insanın doğu'nun limanlarında yan yana yaşadığı, dillerin birbirine karıştığı o çağ, eski zamanların bulanık bir anısı mıdır?yoksa geleceğin bir belirtisi midir? bu rüyaya sıkı sıkı sarılmış olanlar geçmişten kopamayanlar mıdır, yoksa gönül gözüyle geleceği görenler mi?buna cevap vermeye gücüm yetmez. ama babam, işte buna inanıyordu. bir türk ile bir ermeni'nin gene kardeş olabileceği, sepya rengi bir dünyaya."
trink trink
--spoiler--

kitabın bir kısmı tımarhanede geçmektedir. ana karakter intiharı düşünmeye başlamıştır ve bunu kavrayan deli arkadaşı hayat dersi verecek, insanı rahatlatacak şu sözleri sarf etmiştir;

"ölümü son çıkış olarak düşüneceksin. bil ki kimse seni bundan alıkoyamaz ve tam da bu nedenle, elinin altında oldugu için onu yedekte tut, sonuna kadar. diyelim ki geceleyin bir kabus gördün. bunun bir kabus olduğunu, başını oynattığın anda kurtulabileceğini bilirsen her şey daha kolay, daha çekilir hale gelir, hatta bir bakarsın ilk başta korktuğun şeylerden zevk alır olmuşsun. hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın, en yakınların çirkin maskeler taksınlar.. "hayat bu" de kendi kendine, ikinci kez cağrılmayacağım bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve bir gözlemci olarak sonuna kadar oyna, gözlemcilik daha iyidir, ne zaman istersen bırakabilirsin. beni sorarsan imdat çıkışı sayesinde ayaktayım. çünkü emrimde ve onu kullanmayacagımı biliyorum. ama ahiretin anahtarı bende olmasa kendimi kapanda hissederdim, derhal kaçmak isterdim.."

--spoiler--
lament of psyche lament of psyche
tarihin, zamanın bir yerini bir adamın ağzından dinlersiniz ama bunun ötesinde her dönemi ortak paydada toplayan 'insan'a dair minik notlar bırakılır sayfalara.

misal;
'hem zaten geleceği kuran, geçmişe dair özlemlerimiz değil de nedir?'
timbuktu timbuktu
amin maalouf en güzel romanlarından biri. konunun sadeliğine karşın anlatımdaki lirik hatta neredeyse şiirsel üslubu olsun, isyan kitabdar'ın kötü kaderini şekillendiren birbiri ardısıra gelişen talihsiz olaylar olsun, mermer gibi okuyucuyu hüzünlere garkeder. 20. yy.da geçmesine rağmen binbir gece masallarından fırlamış gibi duran dramatik yapısıyla en güzel aşk hikayelerindendir. ortadoğu tarihine bir nebze hakim okuyucu için tadı iki kat fazladır.

"aşk el değmeden kalabilir aylar da geçse yıllar da, hayat bıkılacak kadar uzun değil"

"gözyaşı akıtılan bedel, tuzlu suyla geri ödenmez."

"kardeşim salem küçüklükten beri babam tarafından sevilmediğini düşünürdü. tabiki yanılıyordu.... küçüklüğünden beri sevilmediği düşüncesiyle büyüyen biri hiç bir konuda tam olarak yanılmaz."
scrappy scrappy
tırnakları yedirtir. beyni siker. ağlatır.

spoiler--------


adamın hikayesi boyunca hep beklersiniz o ünlü(!) direnişçi dirensin istersiniz. direnir de aslında ama bir eylemde bulunsun, kızına karısına kavuşmak adına hareket etsin hatta o lanet tımarhanede durmasın*.

o durmayı seçer. hayatını mahveden karısıyla kızıyla arasına kapkara bir sınır çeken, obüs topları ve makinalı tüfek atışlarının sesleriyle kuşatılmış bir coğrafyada, kavuşsunlar istersin. lanet edersin.


savaşla başlayan esareti savaşlar biter. deli değildir. belki de dünyanın en normal insanlarından biri. sadece daha fazla duyarlıydı isyan. ismiyle tezat bir kişiliğe sahip isyan ünlemsiz bir haykırıştı, güçlü bir sesin gölgesinde büyümüşlüğün ezikliğini ya da suskunluğunu taşıdı sırtından onlarca yıl boyunca. sustu. durdu.

belki de durması iki kulenin ortasında seinne nehrinin kıyısında kavuşturdu onu karısına.


iki kule, bir babasını tanımadan büyümüş bir kız çocuğu eskisi, bir kadın, bir boşa geçmiş hayat, bir direniş, general de gaullecüler, bir de okurken yazarın yarattığına ek olarak yarattığınız karşıt karakterler.



bir de nehir. uzak kalmak zorunda kalanların kıyısında durduğu ve bir gün mutlaka kavuştu bir nehir. adı seinne.


spoiler----------
ru ru
fransa'da nazi işgalinde filizlenen, ortadoğu'da karışıklığın içinde meyvesini veren hayatının büyük bölümünü akıl hastanesinde geçirmeye mahkum kalan bir direnişçinin ve
bir insanın öfkesinin nelere màl olabileceğinin romanı.

"öfkeliydim, kendime karşı öfkeli. hep böyle olurum. aylarca sessiz kalırım, neredeyse konuşmayı unutacak kadar, sonra birden baraj yıkılır ve ne varsa; neyi tutmuşsam herşeyi koyuveririrm, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar ve daha susmadan pişman olurum."
asllll asllll
'o bakışların karşısında tek bir şey gelirdi içimden! kaçmak.. isim değiştirmek.. bana olan şefkatlerinin, aşırı güvenlerinin, vakitsiz hayranlıklarının beni korkuttuğunu, elimi ayağıma dolaştırdığını onlara nasıl anlatabilirdim? gelecekle ilgili başka planlarım olabileceğini nasıl söyleyebilirdim? '
skyish skyish
içinde aşk, doğu, batı, savaş, direniş, aşk, isyan, delilik, etnisite ve nihayetinde yine aşk bulabileceğiniz bir başyapıt. yeni başucu kitabım. amin maalouf yazmıştır.

hayır bu kitabı bana hiç kimse tavsiye etmedi, yazarın ismini de daha önce hiç duymamıştım doğrusu. online kitap sitelerinden birinde çok satılanların arasında buldum bir gün ve alıp okumaya karar verdim. ben şahsen vakit geçirmelik, kolay okunan, kafa boşaltacak bir kitap beklerken; karşıma tam tersine kafa karıştırıcı ve harika bir edebi dile sahip bir başyapıt çıktı. daha önce duymamış ve okumamış olduğuma pişman oldum.

kitabın hikayesini yazmayacağım buraya, çünkü internette nereyi arasanız zaten kolaylıkla bulabilirsiniz. kitapta öyle sözler, öyle kısımlar var ki insanı derinden etkiliyor. bilmiyorum yazarın kuvvetli dili mi, çevirmenin başarısı mı, yoksa ikisi birden mi? bu kısımlardan bir tanesi:

- içerik hakkında bilgi verir. -

"peki ya gelmeyince ne oldu, onu mu merak ediyorsunuz? sorunuzun cevabı içinde. gelmemenin bir vakti yoktur. insan coşkuyla beklerken ne kadar zaman geçerse, o büyük günün yaklaştığına o kadar inanır. bir yıl mı geçmiş? ne yapalım, dersiniz, hazırlanması en az bir yıl sürerdi zaten... iki yıl mı geçmiş? gelmesinin eli kulağındadır."

- içerik hakkında bilgi verir. -
gladriel tasarti gladriel tasarti
amon maalof'un 1996 senesinde yayımlanan kitabı. semerkant gibi sürekleyici ve okunması gereken bi kitap.

" adana'da ayaklanmalar olmuştu. ahali, ermeni mahallesini talan etmişti. altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların bir provası. ama bu kadarı bile korkunçtu. yüzlerce ölü. belki de binlerce. nubar'ınki de dahil, sayısız ev yakılmıştı. ama nubar şimdi ender rastlanan arsinoe adındaki karısı, on yaşındaki kızları ve dört yaşındaki oğullarıyla kaçmayı başarmıştı."

can çekişen osmanlı imparatorluğu be beyrut ile fransa arasında yaşamı sürüklenen isyan. doğu'nun limanları bu yüzyılın başını, bir insanın trajik öyküsünün içinde anlatıyor.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''ölüme son çare olarak bakmalısın. hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını bil. ama ölüme gidebileceğin için, onu yedekte tut; sonuna kadar. diyelim ki gece bir kâbus gördün. bunun bir kâbus olduğunu bilirsin ve kurtulmak için başını biraz oynatman yeter. her şey daha basit, daha dayanılır hale gelir ve bir bakarsın en korktuğun şeyden zevk alır olmuşsun. hayat seni korkutuyorsa,en yakınların çirkin maskeler takmışsa... hayat budur de, ikinci kez çağırılmayacağın bir oyun olduğunu söyle. zevk verici ve acı çektirici bir oyun, inanç ve aldatma oyunu, maskeler oyunu, onu sonuna kadar oyna, ister oyuncu ister izleyici olarak. izleyici olman daha iyi, içinden kolay çıkarsın. 'son kurtuluş çaresi' yaşamama hep yardımcı olmuştur. elimin altında olduğu için, bu çareye hiç başvurmadım. ama ahiretin direksiyonu elimin altında olmasaydı, kendimi tuzağa düşmüş hisseder ve bir an önce kaçmaya bakardım.''

(bkz: amin maalouf)
1 /