live at wembley 86

orgomelih orgomelih
queen şarkılarıyla yatıp kalkanların dışında da izlemesi gereken müthiş konserdir.

internetten birkaç videosuna bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

freddie mercury adeta vokal dersi vermişti bu başyapıtta.
kobe being kobe kobe being kobe
deli gibi alkışlayan, ıslık çalan, çığlık atan binlerce izleyici. karşılaşacakları mucizenin boyutlarından bir haberler belki de. hiç bir şov gibi değildir bu çünkü. diğer hiç bir grupla karşılaştırılamayacağı gibi, diğer hiç bir queen konseriyle de karşılaştırılamayacak boyutlarda bir mucize bu. gerçek bir magic. it's a kind of magic...

yavaşça devasa konser alanına ilerler kamera. hummalı bir çalışma vardır içeride. kalabalık yavaş yavaş gelmeye başlar, yürümez adeta sürüklenir insanlar. öyle bir kalabalık. 150 000 insan. 150 000 şanslı insan. ve o an. mercury, mikrofonu havada, sarı ceketi ve kırmızı şeritli beyaz pantolonuyla teşrif eder. izleyicilerin çığlıyla beraber tüyler diken diken olur. "hey!" der freddie. ve konser başlar. bu şov için en güzel başlangıç yapılmıştır one vision ile. şarkı biter ancak devamının daha da hareketli bir şekilde geleceği bellidir. evet, "let's go". herkes havadadır o dakikalarda. tie your mohter down istenilen enerjinin fazlasını yüklemiştir insanlara. küçük bir ara verir freddie, bir kaç cümle sonrası birasından bir yudum alır ve başlar: "it's so easy, but ı can't do it..." bu kez bir sessizlik alır stadı. nefes almadan bir mucizeye tanıklık ederler. bir sağa bir sola sallanarak eşlik ederler yalnızca şarkıya.

bu kez piyano başındadır üstad, seven seas of rhye can bulur tekrar. ve, tear it up! bu kez roger güçlü sesiyle eşlik eder freddie'ye. tekrar kanıtlarlar seslerinin inanılmazlığını. uçlardadırlar.

o günü özetleyebilecek tek kelime vardır belki de: magic. evet, it's a kind of magic. o cümle dökülür freddie'nin ağzından. grubun yaydığı sihir büyüler kalabalığı. freddie yüzünü kurular, suyunu eline alır ve sahnenin ortasına doğru ilerlemeye başlar. büyük merak vardır gözlerde. ve ardından bir kısmı mother love'ın sonunda yer alan, tarihe geçecek düzeyde bir vokal testi başlar. "gizli bir harmoni" kaplar etrafı. seyirciler hep bir ağızdan yerine getirirler hocalarının komutlarını. ve sonunda ödüllerini alırlar: "fuck you". freddie etkilenmiştir bu bütünlükten. diğer bir hediye under pressure'dır. "people on streets, dee da dee da da!". ve derken, freddie seslenir: "he heyy!" anohter one bites the dust başlar, bir küçük vokal testini daha barındırır bu şarkı. ve bir de freddie'nin mont fırlatış şovunu.

freddie tekrar yüzünü siler, birasından bir yudum daha alır ve söze başlar. queen'in dağılacağı hakkında yayılan dedikodulardan bahseder. arkasını döner ve ekler: "they're talking from here!" sonsuza dek ayrılmayacakları garantisini verir hayranlarına. ve yeni şarkılarına başlar. "who wants to live forever" forever is our today, who waits forever anyway?

pembe küpeleri, kısa, siyah ve deri eteği, elinde süpürgesiyle dert yanan kederli ev hanımı ruhuyla inletir bu kez sahneyi. ve inanılması güç tizlikteki sesiyle bir kez daha aşık eder binleri kendine, insan üstü sesini konuşturur. bu şovun ardından biraz hareketin iyi olacağını düşünür ve now ı'm here ile tekrar coşturur binleri.

love of my life... artık sakinleşme zamanıdır. biraz hüznün zamanı. yalvarışın, yalnızlığın öyle güzel dile geliş biçimidir ki, kaç kez dinlenirse dinlensin akıl sır erdirilemeyecek bir duygu vardır bu şarkıda. freddie'nin içinden, derinlerden gelen bir yakarış. öyle gerçektir ki ağlatır insanı her seferinde. her seferinde aynı gerçeklikle bitirir şarkıyı freddie, "i still love you". seyircileri gösterir burda freddie, bir alkıştır kopar gider. aynı sakinlik, durulukla devam eder "is this the world we created" ile. bu şarkının en etkileyici biçimde söylenmiş halidir. albüm kayıtı dahil hiç bir konserde böylesine dokunaklı söylemez freddie.

ve yine biraz hareket zamanıdır. kafasında polis kaskıyla der freddie "baby i don't care". peşinden bir çok kişi tarafından seslendirilmiş bir rock&roll şaheseri hello mary lou gelir. en hareketli, en güzel versiyonudur belki de bu şarkının. "i need my fucking water, i don't care, let's go!". tutti frutti öncesi bu sözle ufak bir ara verdirir freddie. suyunu içer ve devam eder çılgınlıklarına. kısa bir gimme some lovin' sonrası beklenen gelir. "mamaa, ooo, didn't mean to make you cry, if i'm not back again this time tomorrow, carry on, carry on, as if nothing really matters..." bohemian rhapsody ile istediğini almıştır seyirci. karşılığında uzun bir alkış seyri başlar. en asil tavrıyla selamlar onları freddie.

beyaz gitarı elindedir bu kez, istediği akorları çalmayan gitarına söver. crazy little thing called love ardından tişörtünü yırtarak big spender gelir. sonrası bilindik bir sahne. herkesin kolları havada el çırparlar ve derler, "all we hear is, radio ga ga!".

konserin son şarkılarına gelinmiştir artık. büyükten küçüğe herkesin aklında yer etmiş o meşhur tempo yükselir. "buddy you're a boy make a big noise...".

seyirci coşar, coşar. ancak kendilerini hüzne bırakırlar tekrar. friends will be friends diyerek herkesi kalbinin bir ucundan yakalar freddie, kol kola dinlenir, bağırarak eşlik edilir böylesi güzel sözlere.

kan ter içinde kalmış bir halde oturur piyano başına tekrar freddie. her zamanki gibi başlar en hüzünlülerden birine. " we are the champions". "you brought me fame and fortune and everything that goes with it, i thank you all!" seyircilere döner burda, teşekkürlerini sunar bir kez daha.

şarkı bitiminde kırmızı bir pelerin ve kafasında kocaman taşlarla bezeli bir taçla gelir freddie. uzun, yerleri süpüren bir pelerin ve kocaman pırıltılı taşlarla süslenmiş bir taç. tam freddie ihtişamında.

kapanış zamanı gelir artık, seyirci beklediğinden fazlasını almanın vermiş olduğu mutluluk, ama ayrılmanın verdiği hüzünle son kez alkışlar grubu.

ve hiç şüphesiz arka fonda çalmaktadır: "god save the queen".
mcyc mcyc
belki o gün sahnede inanılmaz alev şovları yoktu.. belki o gün sahnede bambaşka bir insan görmemize olanak sağlayan makyajlar yoktu.. belki o gün dünya' nın en büyük sahnesi kurulmadı o stada, belki de sahnedeki grup seyircilerin arasına dalıp değişik anlar yaşatmadılar.. ancak o gün orada freddie mercury vardı. roger taylor vardı. brian may vardı, john deacon vardı. 150.000 kişi vardı o gün orada. ve queen vardı. grup üyelerinin dışında, queen ruhu vardı. who wants to live forever söylerken ağlatan, we will rock you derken coşturan bir ruh vardı. şu 80 yıllık hayatınızda yaşayabileceğiniz en keskin hislerden bazıları vardı. işte bu yüzden bu konser efsanedir. işte bu yüzden queen asla unutulmayacak bir gruptur.
thegirlwhosoldtheworld thegirlwhosoldtheworld
sanırım konserdeki her şarkıyı daha önce onlarca kez izlemişimdir fakat tüm dvdyi az önce izledim. her zamanki eskilerde yaşama isteğim depreşti yine. şu grubu bir kez olsun canlı kanlı izleyebilmek için nelerimi vermezdim...

freddie'nin ilk şarkıdan itibaren kan-ter içinde kalmasına rağmen enerjisini asla kaybetmemesi, seyirciyle kurduğu bağ, seyirciyle seslerle oynayışı, queen'in dağılacağına yönelik haberler hakkında götünü gösterip ''onlar buradan konuşuyor'' demesi, crazy little thing called love'da gitar çalışı...
brian may'ın her zamanki gibi red special'ını konuşturması, o asil fakat sempatik duruşu, freddie'yi izlerkenki yumuşak bakışları, özellikle freddie'nin dedikodulara verdiği cevaba gösterdiği mükemmel tepki...
roger'ın rockstar (özellikle kolsuz siyah tişörtlü olduğu andaki havası nedir öyle?!) edaları, sert çalmaya başladığı anlarda yüzünün -daha ziyade dudaklarının- aldığı şekil, grubun frontman'ine yakışır backvocalleri...
deaky'nin sanki hiç bir iş yapmıyormuş gibi havası, sahnedeki hoplayışları, o şortu (freddie kral kostümüyle geldiğinde bile yanında kısa şortuyla geziyor adam yahu)...

queen üyelerinin arasında gerçekten diğer rock gruplarından çok daha özel bir bağ var. grubun tüm röportajları, sahne arkası çekimleri, freddie'den sonra döktükleri gözyaşları bunun kanıtı. dahası ve bu konserle ilgili olan kısmı, bunu sahnedeki hareketlerinden, birbirlerine bakışlarından anlayabiliyorsunuz. aralarındaki bu iletişim de yaptıkları müziğe yansıyor ve hem kendileri müthiş zevk alırken bunu hem de seyirciye yansıtıyorlar. sonucunda da live at wembley stadium gibi efsane bir konser çıkıyor ortaya. müzikal olarak belki zirvede yalnız değiller (yazar burada queen'i kendi nazarında yine led zeppelin gibi aşmış gruplarla birlikte zirveye oturtuyor), fakat bana göre en sıcak grup onlar.
mcyc mcyc
belki o gün sahnede inanılmaz alev şovları yoktu.. belki o gün sahnede bambaşka bir insan görmemize olanak sağlayan makyajlar yoktu.. belki o gün dünya' nın en büyük sahnesi kurulmadı o stada, belki de sahnedeki grup seyircilerin arasına dalıp değişik anlar yaşatmadılar.. ancak o gün orada freddie mercury vardı. roger taylor vardı. brian may vardı, john deacon vardı. 150.000 kişi vardı o gün orada. ve queen vardı. grup üyelerinin dışında, queen ruhu vardı. who wants to live forever söylerken ağlatan, we will rock you derken coşturan bir ruh vardı. şu 80 yıllık hayatınızda yaşayabileceğiniz en keskin hislerden bazıları vardı. işte bu yüzden bu konser efsanedir. işte bu yüzden queen asla unutulmayacak bir gruptur.
orgomelih orgomelih
yıllar sonra gene geldi aklıma, daha da detayı var bu aklıma gelişlerin ama pek ayrıntıya boğulmak istemiyorum.

neyse, eskiden de derdim şimdi de diyorum. keşke i want it all 89'da değil de daha önceden çıksaydı ve bu konserde çalınsaydı, asıl ben bunu görmek isterdim konserde. nasıl delice bir coşku olurdu...

bir de müzik tarihinin en değerli, en özel eserlerinden güzelim red special, her zamanki gibi ışıl ışıl parlıyor, ben buradayım diyor adeta... nedense bu eşsiz eserin olduğu yerde ne olursa olsun kötü bir performans olamaz diye geçiriyorum içimden bazen...