lolita

2 /
laperla laperla
aklıma atilla ilhan'ın "jilet yiyen kız" şiiirini anımsatan film ..

beni nasıl büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kırmızı....
suursuz suursuz
"..hayatımın ışığı.. kasıklarımın ateşi.. günahım.. ruhum.. lo-li-ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır.." diye başlayan romanın ve romandaki ana karakterin ismi..

sabahın beşinde uykusundan uyanan bir bünyeye aylar önce izlemiş olduğu filmi tekrar izlettirebilecek kadar değişik bir etkiye sahip film ayrıca.. filmin müzikleri ayrı bir güzeldir..
melomania melomania
kubrick ustanın sonu getirilemeyecek kadar insanı sıkan, ağır ilerleyen bir iki filminden biri... dönemin ahlaki durumu filan sebebiyle çekilmesi gerektiği gibi çekememiştir aslında. oysa eserin sonraki uyarlaması öyle mi?..

izlenmese de olur bir filmdir kubrick'in yaptığı. uzundur, sıkıyor... zaten peter sellers da olmasa hiç çekilmezdi film. kubrick serisini izleyecekseniz onu atlayıp - (bkz: dr strangelove)
şimdi sen gidiyorsun ya yürü git şimdi sen gidiyorsun ya yürü git
an itibariyle bir arkadaşımın facebooktan ben de dahil olmak üzre en yakın kız arkadaşlardan oluşan bir dişiler grubuna, ''35 imizde biz de sap oluruz kesin en azından arkamızdan bu şarkıyı söyleseler '' mesajı eşliğinde yollamasıyla keşfettiğim rezil bir berkay şarkısı.

nakaratı şu şekildedir,

aman tanrım
o ne biçim manita
otuz beşinde lolita
kıracaksan kır kalbini
o daha neler görmüştür
senin benim gibi kimi gömmüştür
niluk niluk
henüz sadece stanley kubrick versiyonunu izlediğim bu yüzden yalnızca bunun üstünden bir kaç kelam edeceğim film. öncelikle konu ergen bir genç kızla babası yaşındaki adamın ilişkisi olmasına rağmen yine stanley kubrick farkıyla filmde bir öpüşme sahnesi dahi yoktur. en fazla yanaktan öpüşmek veya aynı kola şişesinden içmek gibi şeyler. bu bakımdan hiç temassız, böyle bir hikayeyi bu kadar sağlam bir şekilde çekebilecek yönetmen de zaten stanley kubrick'tir. ha yanlış anlaşılmasın ben demiyorum ki ay bu sübyancılık, böyle ahlaksızlık olmaz filan diye. filmde her şey lolita dediğimiz kızın rızasıyla olduğu için zaten benim fikrime göre kesinlikle ahlak dışı (ahlak da ne biçim kelime zaten), iğrenç bir durum yok ortada. neyse gelelim oyunculuklara. peter sellers yine rolünün( daha doğrusu rollerinin) hakkını sonuna kadar vermiş. hani sahne sırası ona geldiğinde adamdan gözlerimi ayıramadım. o derece bir oyunculuk. lolita iyiydi. yaşına göre rolünü eline almış, sağlam bir karakter çizebilmişti.

konusunu da şöyle özetleyelim o zaman:

bir öğretmen yeni öğretim hayatına hazırlanabilmek, gerekli çalışmalarını tamamlayabilmek için kiralık bir oda aramaktadır. sonunda lolita'nın yaşadığı eve gelir. lolita'nın annesi genç sayılabilecek yaşta dul kalmış, kendi kızının gençliğini kıskanan, yaşına göre gideri olan bir kadındır. fakat çok konuştuğu ve biraz da yılışık bir tip olduğu için öğretmenimiz odayı kiralamaya biraz soğuk bakıyordur. ta ki bikinileri içinde lolita'yı bahçede görene kadar. o anda adam bir kaç saniye kitlenmiş ve fikrini hemen değiştirerek odayı tutmaya karar vermiştir. o günden itibaren öğretmenimiz hem çekici lolita'nın etkisi hem de annenin yoğun ilgisi altındadır. öğretmen o evde geçirdiği günlerin bir defterini tutmaktadır. sonunda lolita annesi tarafından bir yaz kampına yollanır. anne ve öğretmen evlenir. bir sabah anne kocasının lolitaya duyduğu aşkını anlattığı ve kendisine karşı hakaretlerin bulunduğu defteri bulur ve okur. ve o sabah araba kazası sonucu ölür. bu dakikadan itibaren film lolita ve öğretmenin yakınlaşmasını, ünlü oyun yazarı quilty'nin hayatlarına girmesini anlatıyor.

stanley kubrick'in siyah beyaz çektiği lolita'sını izlemeden stanley kubrick külliyatı hakkında tam olarak bir fikir edinmek mümkün değil. o yüzden izlenmesi gereken bir klasiktir lolita.
olivia elton john olivia elton john
sue lyon'un nabokov'un deyimiyle tam anlamıyla bir lolita olduğu film. ki kendisi 12 yaşındayken, 16 gibi gösteren dolores'i müthiş canlandırmıştır. kitabı daha muhteşemmiş gerçi. 1 ay sonra falan orijinal rusçadan okuyabilme düzeyine gelirim anca. hem o zamana kızılordu korosu da geliyor. sabırsızlık...
mar adentro mar adentro
"edebiyat iki kürek kemiğimiz arasında hissettiğimiz bir ürpermedir" der nabokov. ve kitaptan;

işte şiir bu, şiir! ne garip, ne tatlıydı bu iki yanında güllerin nöbet tuttuğu 'haze dolores' adını adların yaprak kuytuluğundan bulup çıkarıvermek ('o işte o') nedimeleri arasında bir masal prensesiydi sanki...

bütün öbür adlar arasında duran bu adın bana verdiği, omuriliğim boyunca titreşimler yaratan bu hazzı çözümlemek istiyorum. beni neredeyse gözyşalrı dökecek kadar heyecanlandıran şey nedir? nedir? ince bir resmiyet tülü aradında gizlenen bu adın sokulgan sıradanlığı mı (dolores!)yoksa adla soyadın birlikte oluşturdukları bir çift yeni, uçuk renkli eldivenle bir maskenin yan yanalığı türünden bir soyut örtüşme mi? anahtar sözcük maske mi yoksa?
tzsch tzsch
dünyadaki lolita çevirilerinin kapaklarından güzel bir derleme:

vintage 'lolita' covers from around the world earlier today our friends at coudal partners directed us to covering lolita, an online collection of cover design for the classic novel that spans ... flavorwire

4. sayfada yer alan türkçe çevirisinin kapağı felaket.. ucuz bir aşk romanı gibi yayımlamışlar lolita'yı..

edit: derken 10. ve 16. sayfalardaki yine türkiye basımlarının kapaklarını gördüm.. bunlar daha felaket olmuş..
seneryocu2 seneryocu2
lolita diye ünlü bir kitabı veya filmi hatırlatır bana....yaşı henüz 14-16 yaşında olan genç kızın cinselliği tanıması veya hayalleridir söz konusu olan!!!
2 /