lord voldemortun algı oyunları

güse güse
insanların beslenmelerine kadar el atılan oyunlar.

öncelikle türkiye'nin en büyük şanslarından biri olan araştırmacı gazetecimiz soner yalçın'ın bunları saklı seçilmişler kitabında bir güzel yazdığını belirteyim. satılık olmayan ruhu ve kalemiyle soner yalçın, voldemortun bir numaralı nefret ettiği kişilerdendir. ancak halkın kitap okumayı sevmemesi sayesinde etki alanı dar diye enerjisini harcamıyor. bir ara popülerleşince darladı. ama soner yalçın peygamber torunu ismi taşır. o hüseyin soner yalçın'dır. siz ona dokunursanız zalime karşı bir avuç insanla canını vermiş hz hüseyin'in haksızlığa uğramış o mübarek ruhu gelir karşınızda durur. ben soner yalçın'ın kitaplarından ve köşe yazılarından neler neler öğrendim. kendisine borcumu asla ödeyemem. bilgi, bir insanın bu hayatta sahip olabileceği en kıymetli hazinedir.

gelelim beslenme oyunlarına. benim ilk olarak ayırdına varmam şöyle oldu: 2010 yılında ayağımda ana lif koptu ve bir yıl koltuk değnekleri ile gezdim. sürekli asansör kullandım. ayağım işteyken şişiyordu, akşam gelip yükseğe koyup yatıyordum sabaha kadar düzeliyordu. sabah bir daha şişiyordu. öyle acıyordu ki debriyaja basamıyordum.

bu süreçte kilo almadım ama nedense kilolu hissediyordum ve iş yerinden bir arkadaşımın yemek yerken yaptığı konuşmalar üzerine sorduğum sorularla çok ünlü bir diyetisyene gittiğini öğrendim. "ben de gideyim" dedim.

daha önce yazdığım üzere (bkz: #18156702) bu tamamen saçma vücut kitle indeksine ben de inanmış ve kendimi normal kiloda sanıyordum. ama gelin görün ki bu nişantaşı'nda ofisi olan, çok iyi eğitimli diyetisyen "yağ oranın çok yüksek" dedi, "kilolusun şu anda" dedi ve beni şok etti.

beslenme konusunda hiçbir şey bilmediğimi o zaman anladım. bu tatlı diyetisyenle hızlı bir şekilde ideal yağ oranını yakaladım ve sonrasında da karbonhidrat hesabını öğrendim. bu sırada kocamla tanıştım. beslenme listelerine bakıp çok yanlış olduğunu söylüyordu. ben de içimden "hacettepe mezunu diyetisyenden iyi bildiğini sanıyor." diyor ve aptal olduğunu düşünüyordum.

sonra almanya'ya taşındım. bu diyetisyen bana kahvaltıda voldemort markalarından birine ait bir mısır gevreğini süt ve balla karıştırarak yememi önermişti ve ben de bu karışımın adeta bağımlısı olmuştum.

aynı marka almanya'da da vardı. aynı marka, aynı ürün. gidip aldım. ama yediğimde tadı tamamen farklıydı.
sonra internetten içeriklere baktım. türkiye'dekinde yok yoktu ama almanya'dakinin içeriği çok daha farklıydı. alman halkına türkler kadar zulmedilmiyordu.
zaten tadı bambaşka bir şeymiş gibiydi.

sevgili dostlar yıl 2012. beslenme konusunda deliler gibi araştırmaya ve okumaya başladığım zaman. o kadar çok şey öğrendim ki…

size daha önce de yazdım prof.dr. canan karatay'ın, rahmetli prof.dr. ahmet aydın'ın sözlerinden dışarı çıkmayın!!

gidin kitaplarını alın, okuyun.

soner yalçın'ın saklı seçilmişler'ini alın okuyun.

tayfun uzbay kitaplarını okuyun. cehalet bilimi ve görünmeyen beyin.

şeker yemeyin, türklere şeker araplardan geçti.

ne yerseniz ona dönüşürsünüz, ne kadar çok hareket ederseniz beyniniz o kadar iyi çalışır.

vücudunuzun durumu beyninizin işleyişinin kalitesinin bir göstergesidir. bu, şişmansanız aptalsınız demek olmuyor ama beyninizin gücünü tam olarak kullanamıyorsunuz demek oluyor. her gün ama her gün 1 saat vücudunuzu sevdiğiniz bir spor yaparak hareket ettirin.

çok dikkat edin! çok!
bu başlıktaki 84 giriyi daha gör