mahalle

1 /
tutkuyakar tutkuyakar
yıllar sonra yerini rezidanslara bıraksa da değerini birilerinin gelip hatırlatmasıyla eski haline dönebilen yaşam alanları..dünyayı imar,ahireti harap eden bir zihniyetin yan ürünleri olan çok katlı yaşam alanlarından bunalıp kendini tanıdık bir sokağa atan sıradan bir insanı kolaylıkla eskilere götürebilirler..o zaman gelir ve mahalle eski dostunu aksak kasabı,şaşı berberi,üçkağıtçı ama sevimli bakkalı ile onu her zaman ki sıcaklığıyla karşılar..mahallenin delisi nezaretinde kendini ahalinin ortasında buluverir..o an aklına mahalleyi mahalle,sokağı sokak yapanın bu figürler olduğu olgusu gelir..bakkal,kasap,berber ve deli aralarında filizlenir yaşam suretimiz diye düşünür..patatesin ödemiş,domatesin hormonsuz olduğu zamanlarda ,portakalın vaşingtondan geldiği düşünen o çocuk tekrar canlanır o sokakta..bir çay içip hasret giderir kahvehane ortamında..ona sen yabancısın senin paran buralarda geçmez der kibar mahalle sakinleri..bu bir kez daha yolun düşerse tekrar gelip uğraman adına yapılır..sen bakmasan da bu simgeler her mahallenin köşe başlarında beklerler..onların resmine katılmak için,ağzından sular fışkırtan deliye gülen çocuk olmak için onların olduğu tarafa bakman yeterlidir..aynı bir fotoğraf gibi elimize alıp da bakıncaya kadar nefes almadan onlara ilgi göstermeni beklerler..bir bakış onlara can verir,kaldıkları yerden devam ederler..ve sen de 18 katlı yaşam alanının kapısını açarken bu satırları duyumsar şimdi artık delisi bile olmayan bütün mahalleler adına der ve girersin içeri...
beybabacan beybabacan
bir varmış, bir yokmuş. evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede, mahalleler varmış.



bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. kavga da etseler kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. herkeste sevgi, paylaşma ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.



o zamanlar, çocuklar evden okula servis ile değil, buluşarak giderlermiş.

onların yolunu gözlemezmiş; evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları.

bilmezlermiş; hamburgeri, mtv'yi, internet'i, cep telefonunu,tetris'i.

bilirlermiş duvarların üzerinde sohbeti, anket defterleri doldurup, sevgileri keşfetmeyi

horoz şekercisini, elleri leş gibi macuncunun, tornavida ile koyduğu rengarenk macunu

eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra da bir ıslıkla tekrar aşağıya, kukalı saklambaça kaçmayı

o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı

küsmeyi, aynı kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuşu, kaybedince kapışı (o muhteşem "kapış"ı)

teksas'ı, tommiks'i, konyakçı'nın dişlerini

paramparça red kid'leri

iç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini

üç korner bir penaltıyı

üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını

taşınanların kırmızı kamyonlarını

ilk ergenliği, boyların ölçülmesini

hey dergisini

otobüsteki biletçinin lastik sarılı kalemini

yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı

evlerin arkasındaki odun kömür depolarını

yakan topun yakışını

adam alırken, adım hesabını, iki çocuğu en iyi arkadaşla takası

mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı

yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkarttığı kahramanı – ödleği

kan kardeşliğini

ip atlama, lastiğe basma, topaç virtüözlüğünü

çelik çomağı, kırılan camları - toplanan paraları

açık hava sinemalarını, frigo buzu

silik seksek çizgilerini...



sonra zamanla, bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış. yaşlar ilerledikçe, bu birliktelik, kollama, koruma duyguları, bu mahallelerin çocuklarının başlarına çok işler açmış.

daha sonra işsizlik, enflasyon, köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmış.



çocukları mı? çocukları şimdi koca koca apartmaların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içerisinde yalnız yaşıyorlar.

anneleri-babaları onları çok seviyor. beta kapmasın diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor.

hafta sonları hep beraber "karum" ya da "akmerkez"deler.

okul servisi çocukları neredeyse yataklarından alıyor.

çocuklar, trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor.

babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyorlar.

hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar.

seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.

hayata açılan pencereleri "windows", onlar ekrana-ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor.



ve şehrin dışında ağaçlar, tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor.



paylaşmayan,yalnız, bencil, kafesler içerisinde, gürbüz, güvenlikteki çocukları.

hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış,

dizlerinde bir metrekare kabuklar olmamış çocukları...


düş hekimi yalçın ergir
(düş hekimi-1 kitabından)
akılfikirdükkanı akılfikirdükkanı
arapça hulul dan türemiştir. hulul girme,içeri sokulma, içeri girme den, mahal;yer,girilen yer,durulan yer. mahal-mahalle kök anlamı girilen içine dalınan,oturulan yer. ilin, ilçenin, bucağın oturulun belli bir kesimi.
hübsches baby hübsches baby
benim adım orman albümünde şebnem ferah'ın müzik ve düzenlemesini (metin türkcan soloda çılgın atmıştır) en beğendiğim şarkılarından biri.


kalbimin topraklarına mezarlar kazdın
her birinin üstüne gökdelenler koydun
aklımın yapraklarını bir bir kopardın
binaların üst katlarına süslü teraslar yaptın.

geçer gider sandın geçmedi gitti
kurduğum bu mahalle haritadan silindi

aklımın sokaklarını arar sorarken
kim bilir ben kaç kalp kırdım
zamanin istasyonunu trenler geçerken
kim bilir kaç kez kaçırdım

uykumun masallarını her gece anlattın
dinledim defalarca seni kahraman yaptım
kurduğum mahallenin her sokağında
utanmadım gecelerce sövdüm saydım.

geçer gider sandın geçmedi gitti
kurduğum bu mahalle haritadan silindi

aklımın sokaklarını arar sorarken
kim bilir ben kaç kalp kırdım
zamanin istasyonunu trenler geçerken
kim bilir kaç kez kaçırdım...
good girl good girl
torbacı jargonunda malın sürekli temin edilebileceği, üretim ve satışa belli ölçüde göz yumulan, pek de tekin olmayan semtler. kız başına gidilmez, ilk kez gidiliyorsa mutlaka bir tanidikla gidilir keza mahallede sivil polis paranoyası yaratmak hoş bir deneyim deegildir.
(bkz: mahalleye uğramak)
nyana nyana
mahalle kutsaldır, kraldır, gençliğimizin sembolüdür.

nerde o taş koyup tek kale maç yaptığımız, komşunun bahçesinden dut çaldığımız, yeni aşık olduğumuz sevdiceğin balkonunda nöbet beklediğimiz, akşamüstü mahalle bakkalının önünde çekirdek çitlettiğimiz, herkesin randevusuna tam vaktinde geldiği cep telefonsuz günler.

özlüyorum be.

teknoloji geliştikçe daha çok kendi içimize kapanıyoruz mu ne mahalle mi kaldı şimdi komşusuna selam vermez olmuş insanlar.
sabah sabah bi duble içeyim ben efkar yaptım.
muzır neşriyat muzır neşriyat
yıllar sonra dönüp baktığınızda genellikle çok az şeyin değiştiğini fark ettiğiniz, acayip tipler barındıran yerdir.

ateist eşcinsel terzi yasin: bir dönem fransa'da yaşamış. saçlarını ve bıyıklarını düzenli olarak siyaha boyuyor. evli, 1 çocuk babası ama karısı ile yatmıyor. terzilik yaparak hayatının erkeğini arıyor.

şaşı şakirt kasap mevlüt : konuştuğunda 2 sokak öteden sesi duyulan, bitmeyen cümleler kuran dırdırcı karısının aksine asla konuşmuyor. son derece suratsız ve bir gözü akıyormuş gibi görünüyor. çok psikopat, süper yeteneği ise sucuk yapmak.

sikici kırtasiyeci ercan: okulun köşesindeki 30 yıllık kırtasiye dükkanına giren herkesi sikebilecek bir potansiyele sahip. dar kot giyerek uzaklara bakması ile ilginç bir karizma noktasında. çocukların eğitimleri ile ilgili ancak annelerine muhakkak kayıyor.

amcı mesut: asıl mesleği camcılık. camlarını taktığı her evin üzerine camcı mesut yazarak subliminal yollardan herkesin tanıdığı biri haline gelmiş. bir borç alacak atarına, adını yazdığı camlardaki "c" harflerinin silinmesi sonucu artık amcı mesut olarak tanınıyor. kendi halinde, sakin bir insan. kader kurbanı hatta lan.

duran boyacı hüsnü: yaşamdaki fonksiyonu dükkanının kapısında durmak. uzun boylu, güçlü bir omurgaya sahip ve sattığı boyalar kesinlikle bozuk. güçlü bir patlama yaratılmasından teneffüs ettirmek suretiyle adam öldürmeye kadar birçok suç işlenebilir. en az 15 yıldır mal almıyor, duruyor...

parlak kırık kuaför olcay: genetiği bozuk, ailesindeki maskülen lezbiyen kardeşlere bir tepki olarak gay. dedikoduyu seviyor, kötü kalpli. süper gücü saç yakmak. evli ve 1 çocuk babası?

torbacı kokoreççi erdal: 5 metrekare bir dükkanı var, kokoreçleri bokum gibi. geceleri siyah mercedes e220 si ile bara gidip kavga çıkartıyor. esmer ve şişman. sigaraları güzel.

yaygaracı balıkçı münür: çok merkezi bir yerden bağırarak taze balıklar satar. gözleri 15 numara miyop. tartım ve balık ırkları konusundaki şaibeleri yaygara çıkartarak savuşturuyor.

burası balık pazarı... buradan çıkış yok!!!
nicki martin nicki martin
güzel bir kavramdır, maçlarımızda takımlara ayrılmamıza neden olan oluşumdur. hey gidi günler dedirtti nedensiz yere, basit bir mahalle kelimesi. aşağı mahalleye karşı yaptığımız maçları aklıma getirdi, ne günlerdi, ne çocukluktu, ne güzeldi .
delphin delphin
selamlaşmaktır. manavın sebzenin iyisini ayırması, şarküterideki görevlinin siz bir şey demeden istediğiniz peynirden istediğiniz miktarda vermesidir. gelen postalarınız siz yokken de alttaki dükkan sahibi tarafından teslim alınır. apartmana giren çıkan göz ucuyla kontrol edilir bilirsiniz, bilirsiniz de mahalle baskısını hissetmezsiniz. güvendir mahalle. dirsek temasında yardım edecek insanların varlığını bilmektir.
1 /