mahsus mahal

winsome winsome
ruhi su'nun en güzel eserlerinden birisi. karısı için yazmıştır.
ayrıca kızılırmak grubunun geçmişten geleceğe isimli albümünde de yer alır, ilkay akkaya'ın o güzel sesiyle.

*
mahsus mahal dedikleri zindanda
kalıram, kalıram kardaş
dostlar yandadır
ikellerim kızı kandadır, kanda
ölürem ölürem gardaş
aklım sendedir.

artar eksilmeyiz zindanlarında
kolay değil derdim ucu derinde
unhan ırmağında hey dost kara burnunda
vururam vururam gardaş
öfkem kındadır.

birliğim düzenim umudum canım
solum, sol tarafım hey dost
cümle varlığım
benim beyaz unum ak güvercinim
bilirem bilirem gardaş
gelen gündedir.
libertar libertar
ruhi su'nun karısı sıdıka su'ya yazdığı şarkıdır. şarkı cezaevinde yazılmıştır. o sırada ruhi ve sıdıka su tkp tevkifatıyla 1952'de tutuklanmışlardır ve üç buçuk yıl cezaevinde kalmışlardır. işkenceden geçmişlerdir, bu yıllar içerisinde hapishane içerisinde görüşebilmek için nişanlanmışlardır. mahsus mahal ise solcuların konulduğu tek kişilik hücrelerdir.*

şarkının sözleri tam olarak şu şekildedir; (ruhi su dostlar korosu'ndan alınmıştır)

mahsus mahal derler kaldım zındanda
kalırım kalırım dostlar yandadır
ikelleri kızıl kandadır kanda
aman ölürüm ölürüm kardeş
aklım sendedir aklım sendedir

artar eksilmeyiz zındanlarında
kolay değil derdin ucu derinde
kumhan ırmağı'nda* karaburun'da
aman bulurum bulurum kardeş
öfkem kındadır öfkem kındadır

dirliğim düzenim dermanım canım
solum sol tarafım imanım dinim
benim beyaz unum ak güvercinim
aman bilirim bilirim kardeş
gelen gündedir gelen gündedir

(*)kore'de bir ırmaktır, kore savaşına gönderme vardır.
dr tarantino dr tarantino
ruhi su tkp tevkiyatıyla hapse düştüğü günlerde eşi için yazmıştır bu şarkıyı.

not: şarkıda geçen kumhan ırmağı sözüyle kore savaşına atıfta bulunulmuştur
ya içindesindir çemberin ya da dışında ya içindesindir çemberin ya da dışında
sansaryan han'ı yerle bir eden türkü...

11 kasım 1952, buz gibi bir ankara sabahı. dil ve tarih coğrafya fakültesi felsefe bölümü öğrencisi sıdıka umut, ışıldaklı arabalarla apar topar evinden alınır. okulu bitirmesine yalnızca iki dersi vardır. bir de sevdiği rûhi'si, aklı onda! rûhi müzisyen, operada bariton... saz da çalar lakin sakıncalı...


sıdıka önce ankara 1. şube ve ardından istanbul sansaryan han'a götürülür. koridorlarına, duvarlarına, taş zeminine yalnızca kan ve idrar kokusu sinmiş sansaryan han'a. tavanlarında insan çığlıklarının hayalet gibi dolaştığı sansaryan han'a..

11 kasım 1952, aynı gün... polisler rûhi'nin kaledibi'ndeki evindeler... çalarlar kapıyı... açmaz ... sessizce bekler... sonunda vazgeçip dönerler. ruhi, aceleyle sevdiceğinin evine gider ve alınıp götürüldüğünü öğrenir. sıkar yumruklarını ve doğruca çalıştığı opera'da alır soluğu. eşyalarını toplamaya başlar ve o anda mahir canova'nın bir kenarda gizlice telefona sarıldığını görür. binadan çıkar ve daha karşıya geçmeden motosikletli polislerce kuşatılır. istikâmet aynı, ankara emniyeti ve sansaryan han...

rûhi ve sıdıka, sansaryan han'da birlikte olduklarını aylar sonra öğreneceklerdir.


sakincali notalar işkence altinda !

rûhi, zemin katta ağır işkenceler altında... en zoru da "tabutluktur!" tabutluk mu? bir insanın çömelerek sığabileceği kadar küçük bir sandık sanki. ne kolun uzanır ne kafan kalkar. bir vakit sonra dayanılmaz ağrılar ve uyuşmalar. rûhi müzisyen, operada bariton... saz da çalar lakin sakıncalı...

sıdıka kadınlar bölümünde... zayıfçacık bir kız... aylardır kanaması var, beti benzi solmuş. doktorla görüştürülmek için zemin kata tabutluklar bölümüne alınır.

- neyin var söyle, yüksek sesle konuşma!

- kanamam var, kolumu kaldıramıyorum! der fısıldayarak ama teslim olmayarak.

hemen arkasındaki tabutluktadır rûhi! sesinden tanır sevdiceğini, eli, kolu, ağzı bağlı; iki kat olmuş çırpınır durur. kulaklarıyla duyar hasta olduğunu, yapamaz bir şey! rûhi müzisyen, operada bariton... saz da çalar lakin sakıncalı...

tabutlukta yalniz değildir rûhi!

iki kat olmuş bedeni, yüreğinde sevdiceğine olan hasreti ve beyninde melodileri... mırıldanmaya başlar rûhi ağır ağır... bir taraftan notalar bir taraftan sözler akar gider koridorlara ve daha uzaklara...

"mahsus mahal derler, kaldım zindanda

kalırım kalırım, dostlar yandadır

iki elleri kızıl kandadır kanda

ölürüm ölürüm kardeş, aklım sendedir"

melodiler, sansaryan han'ın koridorlarından yükselir ve tavanlarında dolaşır . tek tek bütün koğuşları selamlar her bir nota ve umudu taşır sansaryan han'ın işkencehânelerine.

"artar eksilmeyiz, zindanlarında

kolay değil derdin, ucu derinde

kumhan irmağı'nda, karaburun'da

bulurum bulurum kardeş, öfkem kındadır"

uçarcasına çıkar sözler melodiler, notalar, mısralar parmaklıklardan... tek tek dolaşır bütün ülkeyi, ovaları, dağları, bozkırları, şehirleri, ana caddeleri, fabrikaları...

"dirliğim düzenim, dermanım canım

solum sol tarafım, imânım dinim

benim beyaz unum, ak güvercinim

bilirim bilirim kardeş, gelen gündedir"

yaşanan ne olursa olsun umut vardır gelen günde! umut... gerisi yalan.

yeter ki bir hikayeniz olsun, varsin acilarla dolu olsun

bu birlikte atan iki yüreği yakından tanıdım. rûhi su ve sıdıka su'yu. bu ve buna benzer onlarca hikâyesi var onların. rahmetli kutber ve turgut akalin'dan bir çoğunu dinledim.

hikâyesi ve türküsü olanlara ne mutlu...

her türküyü ve hikâyeyi dinlediğinde, insanlığından utananlara ise ne acı!

ekrem ataer
lorquet lorquet
yazılmış en delikanlı parçalardandır. şu günlerde daha iyi anladım ki mahsus mahal dediğin cezaevindeki iki metrekare alan değil de kendimizmişiz. bu zindanda yanımızda birkaç kişi de varsa bu dünyanın getirdiği tüm acılar da çekilebilir oluyor.

ruhi su'nun yorumunun üzerine henüz çıkabilmiş başka bir tane yok. ruhi baba sevmese de ona en yakın yorum da ahmet kaya'ya ait. iyi ki varsınız.

ruhi su


ahmet kaya