maklube

1 /
tori tori
soğanlar halka halka, patatesler daire daire, etler kuşbaşı kuşbaşı kesilir. pirinç yıkandıktan sonra garnitürle karıştırılır. o arada da et kavrulur. daha sonra derin ve geniş bir tencere bulunur. dibine soğanlar ve patates bir sıra dizilir. üstüne bir kat pirinç konur sonra bir sıra et ve patates, bir sıra pirinç şeklinde tencere doldurulur. dikkat ediniz bu işi yaparken pirinç, et, patates, sıra dengesi kurmak kolay bir iş değildir beceremiyosanız bir mühendis çağırın.

tencere dolduktan sonra "ulan pilav böyle pişer mi amına koyim" demek abesle iştigal eder. üzerine seviyesini görebileceğiniz kadar su koyduktan sonra çok kısık olmayan ateşte soğan kokusu alana kadar pişirilir. bu süre bir kaç saate tekabül ettiği için hem pilavın "öyle bi de pişer ki" durumunu kavrarsınız hem de yemeği yapmaya başlamak için bir önceki öğününün hemen ardını seçmeniz gerekir.

maklube pişerken bir yandan salata hazırlanır. bu kısım zevke göre değişse de yok ton balıklı yok bilmem neli gibi atraktif çeşitler denenmemesi tavsiye edilir. salata hazır olduktan sonra genişçe bir kase dolusu yoğurt karıştırılarak dökülebilir kıvama gelir. arzuya göre su da konabilir ama ben tavsiye etmem.

maklube pişmeden oldukça geniş bir tepsi bulunur. eğer yoksa gidip alınır. "aman canım bunla da yaparız noolacak" denmez denemez.

maklube hazır. şimdi sıra servise geldi. tercihen bu işi daha önce yapmış biri seçilir ve tencere ters yüz edilir. tepsinin ortasında duran tencere hemen kaldırılmayacağı gibi dibine bir yumruk atayım da iyice çıksın demek de göt ister. zira o tencere saatlerdir ateşte. hiç tahmin edemeyeceğiniz bir biçimde elinizin ayası yanar. bunun yerine çatal, kaşık gibi metal aparatlarla ritimli bir şekilde tencere dövülmelidir. çok etkilidir. (bkz: rezonans) tencere kaldırıldıktan sonra tepsi ve maklube arasında kalan halka şeklindeki alana bir sıra salata bir sıra yoğurt konur.

son olarak yerken çok dikkatli olmanızı tavsiye ederim. zira bu yemeğin yanında neden ille de yoğurt olduğunu öğrenmek çok acı bir tecrübedir. yemeği yapan kişi olarak etlerin bol olduğu yöne doğru yemenizi önerir, afiyet oldun diyerek haftaya bu saatte tori ustayla yemek saati programında tekrar buluşmak üzere iyi akşamlar dilerim.
littlemy littlemy
toplamda 2 defa gittiğim ışık evleri'nde (bkz: abiler) 1 kez yediğim, daha doğrusu yeme çabası gösterdiğim yemek. yere geldiğinde lezzetli bir görüntüye sahip olan yiyecek (patatesli tavuklu pilav dağı, eteklerinde sırayla salata, yoğurt, salata, yoğurt... , dairesel takip) 3.kaşığı mideme götürdükten sonra baktığımda pilavın salata ve yoğurda bulandığı bir renk cümbüşü haline dönüşmekteydi. ayrıca yemeğin diğer ortaklarının kaşıklarının benim kıta sahanlığıma girdiğini farkettiğim andan itibaren hijyenik kaygılarla yerden kalkıp afiyet olsun dileklerimi ilettiğim, akabinde akşam namazına davet edildiğim yiyecektir maklube. ayrı ayrı lezzetle yemek varken hallaç pamuğu haline getirmenin manası olmadığını düşünmekteyim, yemekte ortak tüketim alanı fikrine destek vermemekteyim.
cactus cactus
hiçbir özelliği olmayan yemek. etli patates, pilav, yoğurt ve salata. gidin 5 liraya tabldotçuda yiyin mis gibi. çorbası da cabası.
egeria egeria
bir ışık evi klasiğidir. işi öyle bir noktaya getirmişlerdir ki resmen standart yakalamışlardır. istanbuldaki ışık evinde yediğiniz maklube konyada yediğinizle aynıdır.
mistir loba loba mistir loba loba
1. (kalb. den) altı üstüne çevrilmiş, kalbolunmuş. ters döndürülmüş. başka şekle sokulmuş.
2. harfleri tersinden okunduğu zaman yine aynı olan kelime veya cümle. ("anastas mum satsana" cümlesi gibi)
1 /